Merhametsiz anne ve babalara
Mustafa Gül

Mustafa Gül

Merhametsiz anne ve babalara

17 Kasım 2018 - 11:23

Dün öğlen namazı için camiye girerken gördüm ikisini. Caminin girişindeki merdivenlerde oturmuş kendilerince oyun oynuyorlardı. İkisinin de üstü başı kir, pas içerisindeydi. Ayakları çıplak, hatta küçüğünün belden aşağısı komple çıplaktı! Biri; yaklaşık iki yaşlarında, diğeri ondan belki bir iki yaş daha büyük, iki masum çocuktan bahsediyorum…

Öncelikle yere döşenmiş soğuk mermerlere değen çıplak ayakları ilişti gözlerime. O an; havalar soğumaya başlayalı beri evde “aman yavrum ayağınıza çorap giyin, terlik giyin” diye bıkmadan uyardığım çocuklarım geldi gözlerimin önüne. Vicdani olarak etkilenip kendimi sorumlu hissettim. O çocuklara nasıl yardımcı olabilirim diye düşünmeye ve aynı anda da, neden orada olduklarını anlayabilmek için onlara sorular sormaya başladım.

“Ayakkabılarınız nerede çocuklar?” diye sorarak başladım ilk önce.

Küçük çocuk daha konuşmayı bile bilmediğinden, büyük olan: “Ayakkabımız yok!” diyerek cevap verdi.

Bu defa, “Anneniz, babanız nerede?” diye sordum.

Yine, büyüğü : “Bilmiyorum,” dedi.

“Eviniz nerede?” diye sorgulamaya devam ettim ama… Çocuk:

“Evimiz çok uzakta,” diye cevap verince, epey şaşırdım.

Bir anda aklımdan; “Bu çocuklar buraya nasıl gelmiş olabilir, yoksa birisi mi bıraktı camiye, acaba kimseleri yok mu; yetim veya öksüzler mi…” gibisinden art arda sorular geçmeye başladı.  

Şaşkınlığımı ve iyice artan merakımı gidermek ve de durumlarını, hakikaten ne için orada olduklarını anlayıp onlar için ne yapabilirim diye çözümleme yapabilmek üzere: “Peki, siz buraya nasıl geldiniz? Yürüyerek mi?” diye sorduğum anda, alt kattaki abdestliklerden çıkıp namaza yetişmek üzere hızlıca bize doğru gelen biri, konuştuklarımıza kulak misafiri olmuş olmalı ki;  yanımdan geçerken, bana bakıp:

 “Aman ha, sakın bunlara yardım etmeye çalışma! Elini verdin mi, kolunu alamazsın!” diye uyarıda bulundu ve basamakları çıkarken konuşmaya devam etti: “zaten bu çocuklar buraya uzaktan gelmediler. Evleri yok ama caminin hemen arkasındaki tarlada, çadırda yaşıyorlar. Hem, anne ve babası da orada, çadırdalar.” Dedi. İşte o anda şaşkınlığım bir kat daha arttı.

Anne ve babaları sağ olan bu çocuklar; yuvalarında olacaklarına, sokağa terkedilmiş gibi cami merdivenlerinde, çıplak ayaklarla dolaşıyorlar. Hayret!

Camiye girip namaza durdum ama o çocukların halleri ve o adamın söyledikleri aklımı kurcalamaya, zihnimi meşgul etmeye devam etti.

Namaz biter bitmez, cemaatin camiyi terk edeceği o üç beş dakikayı fırsat bilip kıble tarafındaki pencerelerden birini açarak dışarıya baktım. Çadır falan görünmüyordu. Sonra doğu tarafına yönelip de oradaki pencereyi açınca, yan tarafta bulunan parke taşı işletmesinin arkasında kurulmuş çadırı gördüm.

O sırada, ilerideki özel hastanenin yönünden on iki, on üç yaşlarında bir kız çocuğunun elinde bir paket kağıt mendille, tarlayı yol tutup cami yönüne doğru geldiğini gördüm. Tahmin ettiğim şey miydi, diye düşünerek biraz bekledim. Kız çocuğu; çadıra girip de, çadırın ucu açık olan kısmından görünen, yerdeki minder üzerinde yan gelmiş uzanıp rahatına bakan bir adam, uzandığı yerden doğrulmaya başlayınca anladım.  Evet, tam da tahmin ettiğim şeydi. Bunlar dilenciliği meslek edinmiş, her mevsim farklı bir şehre giderek sağda solda dilenen ailelerden biriydi.

İşte o anda; durumlarına acıdığım o çocukların, aslında babaları tarafından dilenmeye alıştırılan, başkalarının duygularını sömürerek kazanç elde etmeyi vazife edinen bir ailenin zavallı, masum birer fertleri olduklarını anladım.

Bir yandan o masumların durumuna üzülürken; bir yandan da, babaları olacak adama karşı nefret duygularım kabardı. Kendi kendime söylenmeye başladım.

Ulan insafsız adam! Sen nasıl bir babasın? Kendin, çadırında yan gelip keyif çat, o çocukları da ayakkabısız, yarı çıplak ve perişan bir vaziyette; kir, pas içerisinde bırakıp sağa sola sal ve onlara acıyıp yardım etmek isteyenler üzerinden menfaat sağla! Olacak iş mi bu?  

O çocukların ne suçları var? Madem bakamıyorsun, ne diye dünyaya getirdin o kadar çocuğu, diye soracağım ama… Ama yanlış olacak. Zaten adam; onları bakmak için değil, köle gibi çalıştırmak için dünyaya getirmiş. Gördüğüm tablodan anlaşılan açık ve net olarak bu!

Yazıklar olsun senin gibi insanlara! Gidip bir iş bulup alın teri ile çalışarak, çoluk çocuğunun rızkını temin etmek dururken; o masumları kullanarak maddiyat elde etmek, nasıl bir insanlıktır anlayamıyorum!

Dinimizce hoş karşılanmayan dilenciliği; bırakın yapmayı, meslek haline getiren bu tip insanlara ne denilebilir, inanın onu da bilmiyorum.

Evet, dinimiz; dilenciliği kesin olarak yasaklamıştır. Belki içinizden: “muhtaç olanlar ne yapsın, o zaman?” diyebilir siniz.

Muhtaç olmak, fakirlik çekmek farklı bir durumdur. Muhtaç olanlar zaten dilenmezler. Dilenmek zorunda kalsalar bile, sadece acil ihtiyaçları olan bir şeyleri temin etmek için dilenirler.  O da geçici olur. Dilenmeyi meslek edinmek ise bu durumun ahlaksızlık boyutudur.

Her şeyi bir yana bıraktım da; aktardığım bu olayın, sadece çocuklara yönelik boyutu beni çok etkiledi. Bu yazıyı da o yüzden kaleme aldım.

Oyun çağında, dünyadan bihaber yaşayan; iyiyi, kötüyü daha ayırt edemeyecek yaşta olan o masumların bu hallere sokulmaları beni çok etkiledi diye paylaştım sizlerle. Ne suçları var ki onların?

Bizim çocuklarımız; sıcak yuvalarında oyuncaklarıyla oynayıp eğlenirken ve de yaşı gelenler okul okuyup eğitim alırken; o çocukların ve onların emsali olan diğer masumların, bu hayattan hiçbir pay alamıyor olması yüreğime dokundu.

Bu serzenişim sakın yanlış anlaşılmasın! Benim isyanım kesinlikle Allaha karşı değil ve de olamaz! O Rahman ve Rahimdir. Rızkı veren O dur.  Benim isyanım; o çocukları kullananlara; vicdansız, merhametsiz anne ve babalarına…

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar