1 Mayıs Kimin Bayramı?

Abone Ol

Kan emici barbar ABD’nin Chicago kentinde işçilerin, günlük 12 saat olan çalışma süresinin 8 saate indirilmesi talebiyle 1 Mayıs 1886 yılında başlattıkları eylemler çok kanlı bir şekilde bastırılmış ve işçi liderlerinin idam edilmesiyle son bulmuştur.

1 Mayıs 1889’dan itibaren Fransa’da, 1911’den sonra da Osmanlı Türk Devletinde kutlanmaya başlamıştır. Bu kutlamaların amacını aşması sebebiyle Türkiye Cumhuriyeti’nde zaman zaman yasaklarla kesintiye uğramıştır.

1970’li yılların başından itibaren, 1 Mayıs bahanesi ile sokaklara dökülen Marksist-Leninist komünistlerle, Maocu Komünistler birbirlerine hâkimiyet sağlamak uğruna ortalığı yakıp, yıkmaya, kan dökmeye başlamışlardır.

1977’de İstanbul Taksim’de yapılan kutlamalar yine komünistlerin alan hâkimiyeti sağlama savaşına sahne olmuş, bombaların patlaması ve uzun namlulu silahlarla ateş açılması sonucu 34 kişi ölünce 1 Mayıs yeniden yasaklanmıştır.

2009’da TBMM’de kabul edilen yasa ile 1 Mayıs “Emek ve Dayanışma Günü” olarak kabul edilmiş ve resmi tatil ilan edilmiştir.

1 Mayıs hiçbir zaman gerçek işçiler tarafından benimsenmemiştir.

Her yıl 1 Mayıs’ta yasa dışı terör örgütlerinin militanları, aşırı uçtaki komünist partilerin taraftarı olan sözde öğrenci gurupları, maceraperest siyasetçiler ve STK yöneticileri ile profesyonel sendikacılar sokaklara, meydanlara çıkmıştır.

Oysa gerçek işçinin gündemi her zaman çok farklı olmuştur.
Ülkemizde 15 milyon işçi var ve bunların sadece yüzde 14’ü sendikalı olarak çalışıyor. İş güvencesi olmadan çalışmak zorunda kalan işçi sayımız yaklaşık 13 milyondur!

İşçi iş tanımı gereği, kar küreyerek yol açar, asfalt döker, kaldırım taşı döşer, orman yangınını söndürür, madenlerde çalışır, hayvan otlatır, süt sağar, tarlayı eker, ekini biçer, ağaçları aşılar, meyveleri toplar, taşır, yükler, cam sanayisinde çalışır, doğal afetlerde iş makinalarını kullanır, kot taşlama işinde çalışır, matbaada çalışır, tuvaleti temizler, tıkanan kanalizasyonu açar, sokakları süpürür, parkların bakımını yapar, yaban hayvanlarını besler, jeotermal tesislerinde çalışır, baraj inşaatında çalışır, hidroelektrik santralinde çalışır…
İşçi marangozdur, sıvacıdır, boyacıdır, kaynakçıdır, tamircidir, elektrikçidir, su tesisatçısıdır, bahçıvandır, bekçidir, aşçıdır, çaycıdır, garsondur, hamaldır, şofördür, kısacası nerede ve ne zaman ağır ve zor bir iş görseniz bilin ki, o işi yapan bir işçidir!

Hatta kişisel gelişimini tamamlayamamış, omurgasız da yaşanabileceğini ispata çalışan, özü sözü ayrı olan, başı ayağı farklı oynayan, üstlerine yalakalık yapmayı meslek edinmiş, aynı performansı mahiyetindekilerden de bekleyen bir takım karakter erozyonuna uğramışlara bile tahammül eden yine işçidir!

…Ve bu işçilerin önemli bir kısmı lise, önlisans, lisans hatta yüksek lisans mezunudur ama eğitimine, uzmanlık alanına uygun iş bulamadığı için işçi olarak da şerefiyle, namusuyla ekmeğini kazanmaktadır.

Her yıl meydana gelen yüz binlerce iş kazasında 2 bin kadar işçinin can verdiği ülkemizde gerçek işçinin gündemi hiçbir zaman 1 Mayıs olmamıştır.

Çünkü Türk işçisinin gündemi farklıdır…
Türk işçisinin çözülmeyi bekleyen önemli sorunları vardır:

Vergi dilimlerinin güncellenmemesi yüzünden Türk işçisi bugün yüzde 27 ile birçok esnaf ve tüccardan daha fazla vergi ödemektedir. Vergi dilimleri yeniden düzenlenmeli ve az kazanandan az çok kazanandan çok vergi alınarak adalet sağlanmalıdır.

Ülkemizde işçi maaşları son on - onbeş yılda yaşanan devalüasyonlarla orantılı artmadığı için işçiler ciddi bir geçim zorluğu ile karşı karşıya kalmıştır. İşçi maaşlarına acilen iyileştirme (seyyanen) zammı yapılarak Türk işçisi sefaletten kurtarılmalıdır.

İşçiler ünvanlarından ve iş tanımlarından ayrı işlerde çalıştırılmaktadır. Asıl işlerde hizmet veren işçilerin kadro ünvanlarının fiilen yaptıkları işe göre düzenlenmesi gerekmektedir.

İşçilere her iki yılda bir unvan değişikliği ve görevde yükselme sınavları yapılmalıdır. Bu sınavlarda başarılı olan işçiler hak ettikleri konumda çalıştırılmalı ve bu başarıları ücretlerine de yansımalıdır.

İşçinin çalıştığı kurumda boş lojman olsa bile işçinin diğer personeller gibi sıra tahsisli (beş yıl oturma) lojman hakkı yoktur. İşçiye geçici olarak lojman verilir ve memurun talep etmesi halinde işçi lojmanı tahliye etmek zorundadır. İşçiye sıra tahsisli lojman hakkı verilmeli ve işçi lojman puanlamasına tabi olmalıdır.

İşçi norm kadroya tabi değildir. İşçinin dönem tayini hakkı da yoktur. İşçinin tayin yaptırması karşılıklı iki kurum amirinin rızası ve bağlı olduğu genel müdürün onayı ile mümkündür. Ki, bu onay için genellikle siyasi referans istenmektedir. İşçiye minnetsiz, torpilsiz bir şekilde tayin hakkı verilmelidir.

Devlet memurlarına hatta bazı özel şirket sahiplerine bile verilen Hususi (Yeşil) Pasaport hakkı işçiden esirgenmektedir. Bütün hayatı boyunca devletine hizmet eden ve hukuki durumu uygun olan her işçiye Hususi Pasaport hakkı verilmelidir.

Şimdi diyeceksiniz ki, kamu işçisi halinden memnun değilse emekliye ayrılsın ve artık şikâyet etmesin!

İşte maalesef o da mümkün değil, çünkü 2008 yılında 5510 sayılı yasada yapılan değişiklikle emekli maaşı bağlanma katsayısı düşürülmüş ve bu durum emekli maaşlarının yaklaşık olarak yüzde 33 oranında düşmesine sebep olmuştur. 2008 öncesi işe başlamış olan işçiler bu kapsamın dışında tutularak edinilmiş hak muhafaza altına alınmalıdır.

Daha önceleri emekliye ayrılan işçi kıdem tazminatıyla yani kasada biriken parasıyla ortalama bir ev alabilirken şu an ödenen kıdem tazminatı bir evin üçte biri kadarına düşmüş, dolayısıyla işçinin ev hayali de suya düşmüştür. Kıdem tazminatı tavanının acilen eski seviyeye yükseltilmesi şart olmuştur.

Aksi halde bugünkü şartlar altında, ölene kadar çalışmaya mecbur bırakılan işçinin 1 Mayıs’ı düşünecek hali de yok, o gün meydanlara çıkan aşırı uçtaki parti ve örgütlere meze olmaya niyeti de yok!

Türk işçisinin bayramı 1 Mayıs filan değildir.
Yukarıda sıraladığım sorunların çözüldüğü gün işçinin asıl bayramı olacaktır.