12 Eylül

Abone Ol

Komünizmin bütün dünyada dalga dalga yayıldığı yıllarda bu illetin Türkiye'ye de bulaşmaya başlamasını fırsat bilen küresel emperyalist çete bu fırsatı iyi değerlendirerek komünistleri çeşitli fraksiyonlara ayırarak farklı isimlerde birden fazla yasa dışı örgüt kurdurdu. Daha sonra bu örgütlerin içine sızdırdığı ajanları vasıtasıyla silah ve mühimmat desteği sağladı. Teçhizat bakımından tam donanımlı hale gelen bu örgütler önceleri banka, benzinlik, kuyumcu vb. soygunlarıyla isimlerini duyurdular. Sonrasında ses getirecek birkaç cinayet işlediler. Kendilerine olan güvenleri iyice artınca sahipleri tarafından ülkücülerin üzerlerine saldırmakla görevlendirildiler. Bu komünist örgütlerin belki de hepsinin amacı komünizmle idare edilen bir Türkiye'de yaşamaktı. Fakat bunları besleyen ve sağa sola saldırtan kan emici emperyalistler ise ülkemizde bir kargaşa ve kaos ortamı oluşması için çaba harcıyorlardı.

Ülkücüler, bu oyunun farkındaydı ama dertlerini kimseye anlatamadılar. İlk başlarda komünist örgütlerin saldırılarına karşı savunmaya geçerek bu durumu en az zararla atlatma yoluna başvurdular. Fakat, taşlı, sopalı, bıçaklı saldırılar yerini otomatik silahlı, bombalı saldırılara bırakınca işte o zaman ülkücüler vatan savunmasında kendilerine ihtiyaç olduğunu hissederek vazife başına koştular. Ruhi KILIÇKIRAN'ın iftarını açtıktan hemen sonra Ankara Site Yurdu kantininde şahadet şerbetini içtiği 4 Ocak 1968'den 12 Eylül 1980'e kadar toplam 5 bin ülkücü şehit düşmüştü. 'Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz, onlar diridirler fakat siz bilemezsiniz' ilahi emrini iyi idrak eden ülkücüler aynı kurtuluş savaşındaki kahraman Mehmetçik gibi boşalan her mevzii anında doldurarak, adeta şahadete koşmuşlardır.

Ülkücüler, vuruldukça çoğalıyor, çoğaldıkça güçleniyor, güçlendikçe iktidara alternatif hale geliyordu. Komünistlerin ve emperyalistlerin silahları geri tepmişti. Hesapları ters yüz olmuştu. Paniklemeye başladılar ve komünistlerden hızlı davranan emperyalistler büyük bir gizlilik içinde 'ülkücülerin önünü kesecek darbe'nin hazırlıklarını yürüterek, 1980 senesinin 11 Eylül'ünü 12 Eylül'e bağlayan gece TSK içindeki ABD yandaşı bir gurup idareye el koyuyordu.

Darbe, ülkücülerin önünü kesmek için yapılmıştır diyorum çünkü, darbe yapılmasa ve MHP ile ülkücü kuruluşlar aynı hızda büyümeye devam etseydi 1982 senesinde yapılacak genel seçimlerde tek başına iktidar koltuğuna oturacaktı. Darbecilere emir veren sahipleri, darbe sonrası ülkücüleri işkence tezgahlarından geçirdikleri, idam sehpalarına çıkardıkları halde davalarından vazgeçiremediklerini görünce çeşitli iftiralar, karalama kampanyaları, menfaat teklifleri ile ülkücülüğü baltalamaya, yıpratmaya devam ettiler. Devam ettiler çünkü, mukaddes vatan topraklarımız üzerinde sahnelemeye çalıştıkları kahpe oyunlarını bozacak tek gücün ülkücü hareket olduğunu görmüşlerdi.

Emperyalist çetenin 12 Eylül darbesinden sonra ülkemizdeki siyasi ve ekonomik işgalini gerçekleştirirken karşısında hiçbir engel kalmasın diye gençliğimizi zehirlemek adına başlattığı çeşitli kampanyalar sonucu başlayan ahlaki çöküntü ve kültürel yozlaşmanın ne boyutlara ulaştığını bugün daha iyi gözlemlemekteyiz. Bu sinsi planlarını yürütürken siyasi bir engel ile karşılaşmamak için de her dönem 'emredersin efendim' formatındaki siyasi partileri iktidara taşımaya muvaffak olmuşlardır.

Bugün İslam alemini kasıp, kavurmaya başlayan BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) de, bu projenin gerçekleşmesi uğruna milyonlarca Müslümanın can vermesi de küresel emperyalist çetenin sinsi bir oyunudur. İşte bizi idare eden hükümetin başındaki zatın çıkıp 'Ben BOP'un Eşbaşkanıyım' demesi yukarıda yazdıklarımızın doğruluğunun ispatıdır.

Ancak, 1950'den beri ABD'den icazet alarak iktidara gelen siyasi partilerin hepsi miatlı ürünler gibi zaman içinde yok olup gitmektedir. Şimdiki icazetli partide misyonunu tamamlayınca arşive kaldırılacaktır. Fakat Milliyetçi Hareket Partisi ve Türkiye'nin Dokuz Işık milli doktriniyle kalkınıp büyüyeceğine inanan bu partiye gönül vermiş ülkücüler bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da hep var olacaktır.

12 Eylül 1980 darbesinin 32. Yıldönümünde darbenin gerçek mağdurlarının bütün haklarının iadesi temennisi ile…