15 TEMMUZ: İMANIN İHANETE GALEBE ÇALDIĞI GÜN

Abone Ol

Tarih, bir milletin kaderinin pamuk ipliğine bağlı olduğu anlara çok kez şahitlik etmiştir. Ancak 15 Temmuz 2016 gecesi bu topraklarda yazılan destan; tarihin gördüğü en hain, en alçak pusunun ve o pusuya göğsünü siper eden en asil direnişin adıdır. O gece, kendi milletine, kendi Meclisine, kendi insanına silah doğrultan, uçaklardan bomba yağdıran satılmış bir güruh, bu ülkenin istikbaline kastetmeye kalkıştı. İçimizdeki hainlerin, karanlık odakların uşaklığını yaparak vatanı işgal etme girişimi, sinelerimizde dinmeyecek bir öfkenin fitilini ateşledi.

Ancak bu milletin sarsılmaz imanı ve prangaya vurulamaz hürriyet sevdası, o karanlık geceyi söküp attı! İman, ihanete galebe çaldı!

“Hıristiyanlığın Truva Atı” ve Dinler Arası Diyalog İfsadı

Bugün 15 Temmuz'u doğuran nedenleri anlamak için geçmişe bakmak gerekir. Özellikle 2000 ve 2005’li yıllarda en önemli tartışma konumuz, “Dinler Arası Diyalog” maskesi altında Yahudi ve Hıristiyanları cennete dolduran bu hain yapının ifsat çalışmalarıydı. O dönemde sosyal medyada üç seri halinde yayınlanan “Hıristiyanlığın Truva Atı” isimli videolar, FETÖ hareketinin kirli yüzünü ortaya koyuyordu. Bu videolar örgüt taraftarları tarafından şiddetle eleştiriliyor, "Dikkate almayın, elinize geçerse kırıp atın" diye hedef gösteriliyordu. Oysa kendi medya organlarından sundukları deliller, öyle kolay kolay yabana atılacak tespitler değildi.

Söz konusu videolardan önce de benzer tespitleri dile getiriyorduk ancak şahsımıza yapılan küfürlerin, hakaretlerin ve "din düşmanlığı" yaftalarının haddi hesabı yoktu. Aralarında üniversite öğrencilerinin, imamların, din kültürü öğretmenlerinin de bulunduğu akademik çevrelerden dahi akıl almaz tepkiler alıyorduk.

Biz o dönemde de bu tür oluşumları Ehl-i Sünnet İslam akaidi ve İslam fıkhı çerçevesinde değerlendiriyor, İslam’a uygun olmayan bu sapkın anlayışı şiddetle eleştiriyorduk. Fakat öyle bir algı ortamı oluşturulmuştu ki, "benim" diyen en dindar kesimler bile bu örgütün hem manevi hem de maddi açıdan ne kadar tehlikeli olabileceğini akıllarının ucundan bile geçirmiyor, adeta her biri bu hainlerin gönüllü avukatlığını yapıyordu.

Türkçe Olimpiyatları Maskesi ve Ajan Okulları

Türkçe olimpiyatları, yabancı ülkelerde açılan okullar ve süslü sloganlarla zannediliyordu ki İslam dünyaya yayılıyor, İ’lây-ı Kelimetullah misyonu yürütülüyor. Oysa yaptığımız araştırmalarda bu okulların ABD izniyle açıldığını, resmi dillerinin İngilizce olduğunu ve Rusya gibi birçok ülke tarafından "ajanlık" suçlamasıyla kapatıldığını öğreniyorduk.

Yani bu okulların zannedildiği gibi masum bir yönü yoktu. Buralarda İngiliz kültürü aşılanıyor, ülkelerin en zengin ailelerinin çocukları devşiriliyordu. İslam ve Türkiye hakkında bilgi sahibi yapılan bu çocuklar; daha sonra ABD ya da İngiltere’deki özel okullara alınarak İslam’ı da, Türkiye’yi de, Orta Doğu’yu da çok iyi tanıyan donanımlı birer "düşman" olarak yetiştiriliyordu.

Ancak bunu o dönemde Müslümanlara anlatmak, eşeğe hendek atlatmaktan daha zordu! Fitnecilikle, İslam düşmanlığıyla, Allah’ın gazabıyla, hatta dinden çıkmakla tehdit ve itham ediliyorduk.

"Onlar Terörist Yetiştiriyor" Diyen Hainler!

2000’li yıllarda fahri müezzinlik yaptığım camide, bir Ramazan akşamı teravih namazı sonrasında ilkokul çağındaki 5-10 kişilik bir öğrenci grubu yanıma geldi. Kendilerine Rahman Suresini ve mealini okudum. Çocuklar o kadar beğendi ki diğer gecelerde de gelmeye devam ettiler. Ardından bir Kur'an kursu başlattım; ilmihal bilgileri ve İslam adabı vermeye başladım. Çocuklar arkadaşlarını da getirdikçe sayımız çığ gibi büyüdü. Çocuklar o kadar zeki ve heyecanlıydı ki, sabah namazına bile camiye koşuyorlardı.

Unutamadığım bir anıdır: Bir sabah namazında caminin ışıklarını bile açmadan minareye geçip ezanı okudum. Minareden indiğimde, karşımda henüz 3. sınıfa giden 8 yaşındaki öğrencim Aliş beni bekliyordu. Çok şaşırdım, sarıldım. "Nasıl geldin, korkmadın mı?" diye sorduğumda, "Ezan sesinden sizin olduğunuzu anladım hocam, o yüzden korkmadan geldim" dedi. Namazdan sonra evine kadar ona eşlik ettim.

Daha sonra bu çocukların okulda da çok başarılı olduklarını, deneme sınavlarında dereceler aldıklarını ve tam da bu yüzden FETÖ’cü öğretmenlerin iştahını kabarttığını öğrendim. Bir gün bir öğrencim yanıma gelip, matematik öğretmenlerinin evlerine gittiğini söyledi. Hainler, babasına "Çocukları bize emanet edin; dershane, yurt, burs, iş ve hatta eş konusunda yardımcı olacağız" vaadinde bulunmuşlar. Babası beni kastederek "Hocamız çocukları güzel yetiştiriyor, kendisinden memnunuz, ayrıca kendisi Milli Görüşçüdür, Erbakancıdır" deyince, hain öğretmen aynen şu alçakça ifadeyi kullanmış: "Aman ha aman çocuklarınızı onlara göndermeyin, onlar terörist yetiştiriyor!"

Hasılasıkelam; maddi imkânları kullanarak o fidanları bizden kopardılar. Örgütte önemli yerlere getirdiler; bugün ise o çocukların birçoğu ya ihraç edildi ya da cezaevindeler.

İçimize Sızan Ajanlar ve "Siyonizm" Kitabım

Bizler o dönemde Milli Gençlik Vakfında (MGV) sohbet ve gençlik çalışmaları yürütürken, bu hain örgüt içimize ajanlar gönderiyor; gözlerine kestirdikleri öğrencileri burs ve dershane vaatleriyle kandırıp kendi saflarına çekmeye çalışıyorlardı. Durumu tespit ettikten sonra gerekli önlemleri aldık. Sonradan öğrendik ki, bu hainler Milli Görüş’ten ve diğer cemaatlerden öğrenci çalmayı kendilerince "en büyük cihad" (!) sayıyorlarmış! Maddi güçlerini kullanarak ne yazık ki birçok gencimizi zehirlediler.

Vakıf çalışmalarında en büyük imtihanımız maddi sıkıntılardı. Büro kiralayacak para bulamaz, zengin bildiğimiz kişilerden kapı dışarı edilirken; bu FETÖ’cülere daha onlar istemeden milyonlar, arsalar, evler bedelsiz ve büyük bir iştahla sunuluyordu. Kurban Bayramı’nda "Milli Görüşçüyüm" diyenler bile derilerini ne yazık ki bu örgüte kaptırıyordu. Biz o zor günlerde bile insanları uyarmaktan geri durmadık. Geçenlerde babamın bir arkadaşı yanıma gelip "Allah senden razı olsun. Zamanında çocuğumu bu gruba vermek için sana danışmıştım, beni kesin bir dille uyardın ve göndermedim. Şimdi Allah’a şükrediyorum" dedi. Ben hatırlamıyordum bile ama bu manada bir kişinin bile kurtuluşuna vesile olabildiysek ne mutlu bize!

Bu mücadelem o kadar ileri boyuttaydı ki, 2003 yılında “Siyonizm ve Dinler Arası Diyalog Kıskacında İslam Ülkeleri ve Türkiye” isimli 160 sayfalık bir kitap yazmıştım. Bu kitabın bir nüshasını merhum Mehmet Şevket Eygi’ye gönderdim. Kendisi Bedir Yayınevi'nin sahibiydi ve tanıyanlar bilir, kolay kolay hiçbir eseri beğenmezdi. Yaklaşık iki yıl sonra bana telefonla ulaşarak kitabın telif hakkını istedi, basmak niyetindeydi. Sonrasında yaşanan bazı olumsuz gelişmeler nedeniyle kitap basılamadı ama uyarımız yerini bulmuş, hedefimize kısmen de olsa ulaşmıştık.

Gerçek Furkan: Ehl-i Sünnet Çizgisi

Burada neyi vurgulamaya çalışıyorum? Bir vakfı, derneği, cemaati veya tarikatı tanımanın, onun hak ile batıl arasındaki yerini doğru değerlendirmenin tek yolu, Ehl-i Sünnet çizgisine dayalı muhkem bir İslami eğitime sahip olmaktır. İslam akaidini, İslam fıkhını, hadis ve tefsir usulünü iyi bilen, Ehl-i Sünnet omurgasına sahip bir hocanın rahle-i tedrisinden geçen bir insan, bir yapının ne kadar tehlikeli olduğunu ferasetiyle şak diye anlar.

Bakınız, bu güruh Dinler Arası Diyalog çalışmalarıyla Yahudi ve Hıristiyanları fevç fevç cennete doldururken, aralarında imam hatip öğrencilerinin de olduğu birçok genç Hıristiyanlığa geçti! Gençler, "Madem onlar da cennete girecek, ben neden başörtüsü için çile çekeyim? Hem Hıristiyanlıkta namaz yok, oruç yok, her gün cami yok... Pazar günü kiliseye gitmek yetiyormuş" diyerek aldatıldı.

Bu alçak güruh, Müslümanların kanıyla, gözyaşıyla verdiği başörtüsü mücadelesine "teferruattır" diyerek ihanet etti! Bu örgütün kızları başlarını açıp, dışarıda başörtüsü mücadelesi veren ihlaslı Müslümanların arasından polis koruması eşliğinde geçerek okullarına gittiler.

Erkek öğrencilerini ise "Kendinizi İslam için feda edin" yalanıyla; namazı, orucu terk etmeye, gerekirse içkili organizasyonlara katılarak askeri okullara sızmaya zorladılar. İbadeti terk etmeyi "hizmet" sayan bir sapkınlık ürettiler.

İmanlı Yüreklerin Şehadet Şöleni

Bu sinsi oyunların ve ihanetlerin acı sonuçlarını 15 Temmuz gecesi en kanlı şekilde gördük. Evet, burada yapılması gereken en önemli şey; Ehl-i Sünnet çerçevesinde İslami bir eğitime ve şuura sahip olmaktır. Bu şekilde zararlı ve tehlikeli oluşumları daha yolun başındayken tespit edebilirsiniz.

Elhamdülillah, 15 Temmuz 2016’da imanlı ve şuurlu yürekler tek bir vücut olarak ülkemiz için hazırlanmış o karanlık dönemi canları pahasına engelledi. Bu ihanet çeteleri; ABD ve İsrail destekli asıl tıynetlerini o gece ortaya çıkararak ülkeyi kaosa sürüklemek istedi. Yaşanan hain saldırılarda ellerinde hiçbir silah olmayan, sadece şanlı Türk bayrağını ve göğsündeki sarsılmaz imanı taşıyan 251 vatan evladı bu uğurda şehadet şerbetini içti.

O gece, cesaretin ve vatan sevgisinin en doruk noktaya ulaştığı geceydi. Tankların önüne yatanlar, paletlerin altında ezilenler, F-16’lardan atılan bombalarla ve helikopterlerden açılan ateşlerle bedenleri paramparça olan yiğitler; bu hain darbe girişimini kanları ve canları pahasına durdurdular. O gece sadece içerideki uşaklar değil, sınır boylarında da İsrail destekli hainler fırsat kolluyordu.

Fakat unuttukları bir şey vardı: O gece sadece Türkiye’de değil, mazlum coğrafyaların ve İslam dünyasının dört bir yanındaki camilerde Türkiye için dualar yükseliyordu. Minarelerden yükselen salalar, Türkiye’nin kurtuluşu için adeta gök kubbeyi titretiyordu. Adeta yeni bir Kurtuluş Savaşı, yeni bir Çanakkale cihadı veriliyordu. Anneler, babalar, dedeler ve çocuklar; ülkenin karanlık bir çağa girmemesi için tek yürek oldu ve bu hain kalkışmayı bir gecede yerle yeksan etti. Başkomutan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla tüm ülke meydanlara, şehadete koştu. Bu alçak teşebbüs, imanlı yüreklerin cesareti ve muazzam fedakarlığı ile engellendi.

Elhamdülillah... O gece bir kez daha anlaşıldı ki bu yüreklerdeki iman, Kur'an, ezan, şehadet ve vatan sevgisi kıyamete kadar asla son bulmayacaktır!

Bu imanlı millet; geçmişte olduğu gibi bugün de yarın da mazlumlar kurtulsun, ezanlar dinmesin, Kur'an susmasın, bayrak inmesin ve vatan bölünmesin diye canını feda etmekten asla imtina etmeyecektir.

Bu vesile ile 15 Temmuz gecesinde şehadet şerbeti içen her bir kahramanımıza Cenabı Allah’tan Rahmet, yakınlarına sabır; bu aziz milletin kahraman gazilerine Allah’tan sıhhat ve selamet diliyor, tüm milletimize tekrar geçmiş olsun diyorum. Rabbim bu aziz millete bir daha böyle karanlık günler göstermesin...