Urfa’da son günlerde etkisini gösteren kar yağışı, akıllara şehrin tarihine “Kar Senesi” olarak geçen 1911 yılını getirdi. Aralık ayında başlayıp aralıksız kırk beş gün süren bu şiddetli kış, Urfalılar için yalnızca bir doğa olayı değil, aynı zamanda bir zaman ölçüsü hâline gelmişti. O yıl doğanlar “kar yılında doğdu”, vefat edenler ise “kar yılından birkaç yıl sonra öldü” şeklinde anılır olmuştu. Bu yıl, halk arasında bazı kesimler tarafından “Kırmızı Kar Yılı” olarak da bilinmektedir.
“Kırmızı Kar” ifadesinin, Afrikada Sahra Çölü üzerinden havaya karışan demir oksit tozlarının karla birlikte yeryüzüne inmesinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Halk arasında “toprak yağdı” şeklinde anlatılan bu olayın, farklı dönemlerde başka ülkelerde de görüldüğü bilinmektedir.
1911 kışı o denli sert geçmişti ki yollar kapanmış, halk çarşıya pazara çıkamaz, esnaf dükkân açamaz hâle gelmişti. Evlerin damlarında biriken karlar sokağa atılır, kar seviyesi öyle yükselirmiş ki sokaktan geçenler evlerin avlularını görebilirmiş. Fırat Nehri’nin donduğu, insanların karşıdan karşıya yürüyerek geçtiği anlatılır. Açlık da beraberinde gelmiş; dağlarda yiyecek bulamayan kurtlar şehir merkezine kadar inmiştir.
Günler ve haftalar boyunca süren bu durum, halkın evlerindeki erzakı tüketmesine yol açmış, üretimin durmasıyla birlikte gıda fiyatları hızla yükselmiştir. Yakacak maddeler, özellikle kömür, fahiş fiyatlardan satılmaya başlanmış; et ve sadeyağ en çok zamlanan ürünler arasında yer almıştır. Bunun sebeplerinden biri de açlıktan yerleşim yerlerine inen kurtların koyun sürülerine zarar vermesidir.
Bu yıla dair anlatılan birçok hadise vardır. Bunlardan ikisi, Urfa’nın toplumsal yapısını ve kültürel karakterini göstermesi bakımından dikkat çekicidir. İlki, Kürt Hacı Ali Efendi’nin cenaze merasimi; diğeri ise Urfa’ya gelen bir kervanın Hacı Fazlı Ağa Konağı’nda misafir edilmesidir.
Urfalıların sevip saydığı âlimlerden Kürt Hacı Ali Efendi, kar yağışlarının devam ettiği günlerde vefat etmiştir. Kendisi yalnızca Müslümanlar tarafından değil, Ermeniler ve diğer din mensupları tarafından da saygı gören bir şahsiyettir. Müslüman ile gayrimüslim arasında bir anlaşmazlık olduğunda, her iki taraf da hakem olarak ona başvururmuş. Hızanoğlu Camii’nin imamlığını yapan Kürt Hacı Ali Efendi, vefatından önce vasiyetinde Bediüzzaman Mezarlığı’nda, Nebi Efendi ile Kerküklü Şeyh Abdurrahman Efendi’nin yanına defnedilmek istediğini belirtmiştir. Ancak yoğun kar nedeniyle yollar kapalıdır. Vasiyetin yerine getirilebilmesi için Urfa halkı, Müslümanı ve Ermenisiyle birlikte seferber olmuş; Hızanoğlu Camii’nden Bediüzzaman Mezarlığı’na kadar olan yol güçlükle açılarak defin gerçekleştirilmiştir.
Bu hadise, iki noktaya dikkat çekmektedir: İlki, farklı inançlara mensup insanların adaletine güvendikleri bir Müslüman âlime başvurabilmesidir. İkincisi ise 1911 yılında, yani Ermeni Tehciri’nden dört yıl önce, Urfa’da Müslümanlar ile Ermenilerin bir arada ve uyum içinde yaşamış olmalarıdır. Bu gerçek, tarihin hafızasında göz ardı edilmemesi gereken bir ayrıntıdır.
İkinci hadise ise Urfa’nın misafirperverlik geleneğini yansıtır. İpek Yolu üzerinde yer alan şehir, o yıllarda ticaretin canlı olduğu bir merkezdir. Ancak kar senesinde kervanlar neredeyse tamamen kesilmiştir. Buna rağmen İran’dan Halep’e halı ticareti için yola çıkan bir kervan, Urfa civarında yoğun kar ve tipiye yakalanarak şehre ulaşmıştır. Bir han bulmak isteyen kervanbaşı, sur içindeki büyük bir konağın kapısından içeri girer. Burası, Hacı Fazlı Efendi’ye ait konaktır (bugünkü Karaçizmeliler Konağı). Yanlışlıkla hana girdiklerini fark eden ev sahibi, misafirlerini geri çevirmemiş; karlar eriyip yollar açılana kadar on beş gün boyunca kervanı ağırlamıştır. Ayrılacakları sırada borçlarını sormak isteyen kervan mensuplarına, buranın bir han değil, kendi evi olduğunu ve misafir edildiklerini söylemiştir. Bu olay, yıllar sürecek bir dostluğun başlangıcı olmuştur. Günümüzde bu yapı, “Hanehan Otel” olarak hizmet vermektedir.
Bu iki örnek, 1911 Kar Senesi’nin yalnızca bir doğa felaketi değil; Urfa’nın adalet anlayışını, birlikte yaşama kültürünü ve misafirperverliğini ortaya koyan bir tarih kesiti olduğunu göstermektedir.