1999 ve 2002 yıllarında Kültür Bakanlığı bandrolüyle araştırmaya dayalı iki kitabım yayınlandığı, yerel bir dergide 11 sayı editörlük yaptığım, birçok dergi ve gazetede makale yazdığım, halen de internet gazetelerinde köşe yazdığım halde asla kendimi gazeteci olarak görmedim, tanıştığım kimseye de kendimi gazeteci sıfatıyla takdim etmedim. Çünkü gazetecilik benim nazarımda kutsal bir meslektir. Gazetecilik ek iş olarak yapılacak bir hobi değildir. Gazetecilik 'asıl' ve 'asil' bir iş olarak yapılmalıdır. Gazeteci denilebilecek insan, ne başkasının emeğini çalar, ne de kendi emeğini çaldırır… Ayrıca bizim hayat felsefemize göre de hakkımızı kimseye yedirmeyiz ama ne yaparsınız ki konu çok hassas olduğundan sadece burada yüzeysel olarak yazıp geçeceğim. O 'Aşırmacı Gazeteci(!)'yi kendi utancıyla baş başa bırakacağım, tabii utanacak yüzü var ise…
Efendim, geçen yazımda bahsetmiştim; 12 Eylül 1980 öncesi ülkemizi komünizm tehlikesine karşı savunurken şahadet şerbetini içen ülküdaşlarımızdan İSA ABACI'nın oğulları bir anma gecesi ve mevlüt düzenlediler. Şehit Çamlık Aile Çay Bahçesinin iki salonunu hıncahınç dolduran ülküdaşları ve aile dostlarıyla birlikte bütün ülkücü şehitlerin ruhlarına Fatihalar yolladılar. Programdan bir gün önce şehidimizin oğlu olan kardeşimiz beni arayarak, bir gazetecinin babası hakkında haber yapmak istediğini ve bunun için bilgi vermemiz gerektiğini söyledi. Ben Şanlıurfa'da bu işin arşivine sahip tek ülkücü olarak hemen 'AHDE VEFA' isimli kitabımdaki İsa ABACI ile ilgili bilgileri e-posta yoluyla (ismi lazım olmayan) gazeteciye yolladım, telefonla da arayarak e-postamın ulaştığını teyit ettim. Gönderdiğim metnin altına 'Kaynak: İmam Hüseyin SAVAŞ'ın AHDE VEFA adlı kitabından alınmıştır' şeklinde bir not düştüm. Dün akşam Şehitlik Çamlıkta kendimi ulvi ortama kaptırmış, huşu içinde mevlüt ve ilahileri dinlerken, masaları gezerek gazete bırakan bir delikanlı dikkatimi çekti, az sonra bizim masamıza da bir gazete bırakıldı.
Masamıza bırakılan gazetenin ilk sayfasında şehidimizin resmini görünce gayrı-ihtiyari alıp iç sayfadaki haberi okudum. Benim kaynak belirterek gönderdiğim metnin altında şehrimizin tanınmış gazetecilerinden birinin adı vardı. Hemen cep telefonunu aradım, yaptığı saygısızlıktan dolayı gerekeni söyleyecektim ki, o sırada mevlüt başladı, telefonu kapatmak zorunda kaldım. Sonrasında misafirlerimle ilgilendiğimden geri arayamadım. Bu sabah uyanınca o saygısız, aşırmacı gazeteciyle muhatap olmak yerine, onu sizlere anlatmaya/şikayet etmeye karar verdim.
Şimdi bu tatsız olayı bir tarafa bırakalım, dün akşama dönelim. Dün akşam şehit ülkücülerden Mehmet ŞEYHANLIOĞLU'nun babası Cevher amca ile görüşmemizde yaşanan duygusal anların hatırası olarak halen boğazım düğümlü, göz pınarlarım her an fışkıracak gibi… Bu görüşmeye vesile olan her biri 'ülkü devi' değerli büyüklerim Dr.Mehmet AVCILAR ve Halil ÖZTOP'a minnetlerimi sunuyorum. Bir kış gecesi Cevher amcanın evinde sobanın başında çaylarımızı yudumlarken sohbetin demine ermemizi diliyorum.
Sonuç olarak, şehitleri anma mevlidi her şeye rağmen muazzam bir katılımla gerçekleşti. Davetlilerin ve katılımcıların profillerini daha sonraki bir yazımızda geniş kapsamlı olarak işleyeceğiz. Bu programın gerçekleşmesinde (hiçbir menfaat gözetmeden) emeği, çabası, desteği bulunan değerli ülküdaşlarımıza ve şehit ailelerine teşekkür etmek gerekir. Bir sonraki şehitleri anma gecesinin Atatürk Spor Salonunda ailelerin de katılımıyla yapılması temennisiyle…
Bir kez daha, bütün şehit ülkücülerin ruhlarına Fatihalar yollayalım