Bel fıtığı olanlar keçeyi tercih ediyor

Dörtbudak; keçeye genellikle bel fıtığı olanlara doktorlar tavsiye ediyorlar bizde dikip veriyoruz .

Bel fıtığı olanlar keçeyi tercih ediyor

Dörtbudak; keçeye genellikle bel fıtığı olanlara doktorlar tavsiye ediyorlar bizde dikip veriyoruz .

Bel fıtığı olanlar keçeyi tercih ediyor
01 Eylül 2021 - 16:15

Keçe ustası Abdülkerim Dörtbudak Şanlıurfa 1957 doğumluyum.  Bu işi 1997 den beri yapmaktayım ondan sonra Devlet Su İşlerinden emekli oldum.Kendime bir dükkan açtım.Kendi dükkanımda çalışıyorum.  Şuanda  keçe dikiyorum  ben bu eski keçelerdir  yeni keçeler fabrika yapısı olduğu için fazla koku olarak kokuyor ama bu eski keçeler hiç kokmuyor kokmamakla muhayyerdir  bu eski keçelerden böyle dikiyorum parça parça dikiyorum. Ondan sonra adam bunları bel fıtık  için alıyorlar  bel fıtığı olanlar doktorlar tavsiye ediyorlar bizde dikip veriyoruz  geçenlerde birine bir tane sattım pasajda kılıf yaptırmış diktirdi üzerine uzanıyor bel fıtığına çok faydalıymış . bunun daha büyüğü vardır 150’ye  2 metredir  oda karyule içindir çift kişiliktir yapıyorum satıyorum bu şekilde .Zor yönleri elek içi çuvaldızı pense ile çekiyorum başka bir zorluğu yok . Severek yapıyorum ben kendim yapıyorum ve çok güzelde oluyor  mademki bir hasta şifa bulmuşsa bana Allah razı olsun dedikten sonra…Hastalar alıyorlar ha bunun aşığı olanlarda vardır şu keçe eski keçedir şu tarz keçeleri 250 liraya satmak istiyorum buna 200 lira verdiler satmadım. Kök boyasıdır ağaç boyası ot boyasıdır. Otlardan çıkıyor özel otların boyasıdır otları kaynatıyorlar boyaları biz yapmıyoruz.Bunlara göğüs de yapıyorlar göğüs vura vura bu hale getiriyorlar işte çok çükür böyle vatandaşa faydalı oluyoruz.  Ben bunlardan Antalya ya gönderdim İstanbul a gönderdim şuanda hazır kargoluk var gidecek Antalya da ki adam diyor ki amca benim fıtığım var ne yapacam televziyonda görmüştür beni   sert zeminde yatıyor  bu ter tutmaz insan terlemez kışında üşütmez eskiden daha çok talep ediyorlar sağlık açısından kemiklere omurgaya faydası vardır bunun ham maddesi yazın kuzuların tüyleri yapılır en  iyisi onlardır koyun tüylerinden yapılırsa iyi olmaz kalındır biraz o yüzden kuzu tüyleri daha incedir daha yumuşaktır keçi kılından teftik keçiler var onlardan da yapılır  kıl keçisi odlumu yapılmaz.çırak bulamıyoruz.Siverek de var ama dediğim gibi makine ile  yapıyorlar el yapımı zor el yapımı bundan haftada  iki tane çıkartıyorsak makine ile  dört tane çıkartıyorlar .Siyah keçe var kahverengi keçe var.dedi.
KEÇECİLİK
Bu tarihi ata sanatı, Şanlıurfa'da Keçeci Pazarı denilen eski çarşıda ve çevresindeki hanlarda sür­dürülmektedir.Eyvana serdim keçe, Nêçe bir ömrüm geçe, Acep o gün olur mu, Yarim elime geçe,  dizeleriyle Şanlıurfa türküle­rine konu olan keçe, çocuk oyunlarına da "Ya şun­dadır, ya bundadır, keçe külah şunun bunun başın­dadır" tekerlemesiyle geçmiştir.
Fakçı Mustafa, Deveci Abo, Deveci ısa, ısa Karcı adları bilinen ve bugün hayatta olmayan en eski ke­çeci ustalarıdır.
KEÇENİN YAPILIŞI
Sulak yerlerde büyüyen kuzuların yünlerinin keçe yapımında iyi netice vermediği, çöl kuzuları­nın yünlerinin daha makbul olduğu, bilhassa Harran Ovasında büyüyen 3-4 aylık kuzuların yünlerinden yapılan keçelerin ideal olduğu ustalar tarafından söylenmektedir.
Keçeci dükkânına getirilen siyah renkli yünler nakış işinde, beyaz yünler keçenin alt ve üst yüzey­lerinde, kirli renkliler ise orta tabakaya gizlenerek değerlendirilmek  üzere  ayrılırlar.
Bu yünler dut dalından yapılmış yaya takılan ki­rişe annep ağacından yapılmış tokmağın "Hallaç" tarafından vurulmasıyla atılır (kabartılır). Yere seri­len "Life-kâhke Bezi" (Amerikan Bezi) üzerine "Basta" dan kesilen nakışlar ve "Fitle" ler dizilir. Boşluklara "Boya" tabir edilen kabartılmış renkli yünler yerleştirilir. Üzerine keçenin üst yüzeyini oluşturacak kabartılmış yün "Sepki" ile eşit kalın­lıkta serilir. Bunun üzerine işe yaramayan kirli renkli yünler, en üste ise keçenin tabanını oluştura­cak yünler serilir. Bazen ilk serilen birinci tabaka yün kalın tutularak ikinci ve üçüncü tabakanın se­rilmesine gerek duyulmaz ve bu şekilde yapılan keçe daha kaliteli olur.
Bez üzerine serilen yünler el ile sulanarak bez ile birlikte ağaç direğe rulo yapılmak suretiyle yerde sarılır. Rulonun her iki ucu ve çevresi kendir ile iyice bağlanır. Ayakla tepme işlemi başlar. Keçenin büyüklüğüne göre iki veya beş kişi ile yapılan bu iş­lemde rulo ayakla bir ileri bir geri hareket ettirilerek vurulur. Yarım saat süren bu ilk tepme işleminden sonra rulo açılır. Bu safhada keçenin kenarları sa­çaklı ve dağınık bir durumdadır. Düzlemek ama­cıyla kenarlar "Pevantlanır". Keçe üzerine tekrar su serpilerek ağaç direğe sarılır. Bir saat kadar sürecek ikinci tepme işlemi başlar. Bütün bu işlemler esna­sında ustalar tarafından karşılıklı olarak Şanlıurfa folklorunun zengin kaynaklarından olan hoyratlar ve türküler söylenir. Keçeci Pazarına yolu düşen her Şanlıurfalı'nın kulağında bu ezgilerden bir iz vardır.
ikinci tepme işleminden sonra yünler sıkışmış ve "ham" tabir edilen keçe türü elde edilmiştir. Sıra ham keçenin pişirilmesine gelmiştir. Bu amaçla Keçeci Hamamı'na götürülen keçe, bir insanın ku­caklayıp göğüsle dövebileceği şekilde katlanır, ha­mamdaki seki üzerinde çevrilmek suretiyle gögüsle dövülür. Keçeyi gögüsleyenin teri, hamamın sıcak­lığı ve su yünün birbirinden ayrılmaksızın  kenet­lenmesini sağlar. Beş saat kadar süren bu işlem çok yorucu olup sanatın en zor yanıdır.
Keçeci Hamamı, Sultan Hamamı'nın doğusuna bitişik olup Kuzey-güney istikametinde beşik to­nozla örtülüdür. Soğukluk ve sıcaklık bölümleri olan hamamın iki yanı boydan boya taş sekilidir. Evliya Çelebi'nin seyehatnamesinde, bu hamamdan bahsetmiş olması hamamın XVII. yüzyılda mevcut olduğunu göstermektedir.
Hamamdan çıkarılan keçenin eğrilmiş kenarları düzlenir, tekrar direğe sarılarak "Direkbaşı Tepilme" denilen ve 15-20 dakika kadar süren son tepme işlemine geçilir. Bundan sonra hazır duruma gelen keçe açılarak gölge ya da güneşe kurumaya bırakılır.
Günümüzde fabrika türü yaygıların üretilme­siyle bu tarihi sanat önemini kaybederek can çe­kişme safhasına girmiştir. Sandalye minderi, duvar halısı, seccade, heybe, külah, çizme, patik gibi taşı­nabilecek ve turistlerin ilgisini çekebilecek türde çok renkli keçe ürünlerinin yapımına geçilmesiyle bu sanata canlılık kazandırılması mümkün olabile­cektir.
ŞANLIURFA'DA YAPILAN KEÇE TÜRLERİ
Çoban Keçesi: "Kepenek" adıyla da anılan bu keçe türü, çobanlar tarafından giyilmektedir. Beyaz ya da mor yünden yapılan bu keçe genellikle nakışsız olmaktadır. Ancak göğüs kısımlarının na­kışlı olanlarına rastlamak mümkündür. Tek parça halinde yapılan, yaz güneşinde kalın gölge sağla­masından dolayı serinlik, kışın ise sıcaklık veren çoban keçeleri dikişli ve dikişsiz olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır. Ustalık ve itina istemesi bakı­mından bunların dikişsiz türleri daha değerlidir.
Kış Keçesi:  Beyaz yünden düz ve nakışsız olarak yapılan bu keçelerin çevresi "çirtik" tabir edilen zikzaklı bir şekildedir. Yapıldıktan sonra yün boyası ile tamamen turuncu veya pembe renge bo­yanır. Kış aylarında evlerde ağırlanan misafirlerin oturdukları yün minderler üzerine serildiğinden ebatları alttaki minderin ölçüsüne göre değişmek­tedir.
Ev Keçesi:  Evlerde günlük yaygı olarak kullanılan bu keçeler mor, siyah ya da beyaz renkli olurlar. Üzerleri nakışlı olup 2 cm. kalınlığında ya­pılırlar.
Sedir Keçesi: Ev keçesi gibidir. Sedir üze­rine serildiğinden ölçüleri buna göre ayarlanır.
At Keçesi:  Çıplak 'at'ın üzerine atılarak eğer vazifesi görür. Bazen üzerine eğer yerleştirilir. 2 cm. kalınlığında olan keçenin üzerinde değişik renk­lerde zikzak ve ay-yıldız nakışları bulunur.
Sünger Yatak Keçesi:  Kauçuk minder­lerin piyasaya çıkmasıyla gelişen bu keçe türü 1cm. kalınlığında olup minderin ölçüsüne göre yapılır ve nakışsız olur. Minderin üzerine serilir ve çarşafla kaplanır. Kauçuk minder ile insan vücudu arasında kalan bu keçe sıhhi olması bakımından tercih edil­mektedir.
 
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum