Belediyeler Özerk Yapıya mı Sahip?

Abone Ol

Devletlerin yönetim şeklini belirleyen, devlet organlarının işleyişini düzenleyen, vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alan yazılı metne anayasa denir.
Anayasa, bütün yasalardan, genelgelerden, kanun hükmünde kararnamelerden daha üstündür.
Çünkü hiçbir yasa, KHK, genelge veya tüzük anayasaya aykırı olamaz.

Tarihi, dünya tarihi kadar eski olan, kurduğu yüzden fazla devletle başlıya baş eğdiren, dizliye diz çöktüren, zalimlere kılıç çeken, mazlumlara kucak açan asil Türk milletinin son devleti olan biricik ülkemiz Türkiye Cumhuriyetinin de bir anayasası vardır.

Bu anayasanın üçüncü maddesinde;
“Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe, bayrağı beyaz ay yıldızlı al bayrak, milli marşı İstiklal Marşı, başkenti Ankara’dır.”
…denilmekte ve bu maddenin değiştirilemeyeceği hatta değiştirilmesinin teklif bile edilemeyeceği dördüncü maddede açıkça belirtilmektedir.
Güzel Türkçemize yabancı dillerden kelime geçişini ve bozulmasını engellemek için devletimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle 1932 yılında Türk Dil Kurumu (TDK) adıyla bir kurum kurulmuştur.

Asya ve Avrupa arasında son derece stratejik bir coğrafi konumda bulunan ülkemiz içerisinde ve çevre ülkelerde çok sayıda yerel dil konuşulmakta olsa da, Türk milletini birbirine bağlayan, Türk devletini güçlü kılan dil güzel Türkçemizdir.

Anayasamızın bayrak, İstiklal marşı ve başkent kadar kutsal görerek güvence altına aldığı Türkçemiz bugün ciddi bir tehdit altındadır.

Devletin hoşgörüsünü zaafa çevirmek isteyen bazı art niyetli kişi ve kuruluşlar hayali tarih kitapları, hayali efsaneler, hayali kahramanlar üretmekte gösterdikleri şizofreni hastalıklarıyla bugünlerde yerel bir dili resmi dile dönüştürme çabası içine girmişlerdir.

Adını Türk milletinden alan kutlu devletimiz Türkiye Cumhuriyetinin bazı belediyelerine Türkçenin yanı sıra kürtçe tabelalar asılmaya başlandığında adli veya idari bir yaptırıp uygulanmamış olmasından cesaret alan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi işi kürt dili konferansı düzenlemeye kadar götürdü.

Küresel emperyalist çetelerin desteği ve ajanların kışkırtmasıyla ortaya çıkan, yıllardır özelde doğu ve güneydoğu halkına, genelde ise devletimize büyük zarar veren bölücü, habis fikir sistemine zemin oluşturmak, gündemi bununla meşgul etmek için 27-28 Haziran 2026 tarihlerinde düzenlenen konferansta kürtçenin hukuki statüsü ve anadilde eğitim başlıkları altında birçok konu konuşulmuştur.

…ve sonuç bildirgesinde:
Kurumların resmi yazışmalarının öncelikli olarak kürtçe hazırlanması,
Kamusal alanda kürtçenin daha fazla yer alması,
Özerk okullar kurulması,
Anaokulları kurulması,
Akademiler kurulması,
İnternet siteleri ve sosyal medya hesaplarında ilk dilin kürtçe olması,
Basın açıklamalarının öncelikle kürtçe yayınlanması,
Kurum içinde tüm çalışanların kürtçe öğrenmeye teşvik edilmesi,
kürtçe bilmeyenlere kurslar açılması,
Şehir, cadde, sokak, park ve kamu alanlarında Kürtçenin görünürlüğünün artırılması,
Her kurumun bu çalışmalar için kendi bütçesinden pay ayırması,
Kürt dil kurumları komünü adıyla ortak bir koordinasyon mekanizması kurulması gibi tavsiye kararları açıklanmıştır.

Ülkemizde konuşulan onlarca yerel dilden biri olan kürtçeye bu kadar anlam yüklemenin altında yatan sadece kültürel bir çaba değildir.

Eğer ülkemizdeki belediyeler özerk bir statüye kavuşmadıysa ve eğer tüm belediyeler yasalara, anayasaya bağlı olarak faaliyet göstermek zorundaysa;

Bu konferans için ilgili mercilerden izin alınıp, alınmadığı,
Konferansa katılan 550 delegenin hangi kriterlere göre ve kim tarafından belirlendiği,
Delegelerin kahpe terör örgütü pkk ile bağlantılarının bulunup, bulunmadığı,
Delegeler arasında kamu çalışanlarının olup olmadığı,
Varsa kamu çalışanlarının nasıl bir görevlendirme ile bu konferansa katıldıkları,
Konferansın giderlerinin kim veya kimler tarafından karşılandığı,
Konferansta konuşma yapan hatiplerin uzmanlıklarının dayanağı,

Bu konuların hepsi Cumhuriyet savcıları tarafından incelenmelidir.
Türk yasalarına ve anayasasına muhalefet tespit edilmesi halinde gereken soruşturma ve/veya yargılama mutlaka yapılmalıdır.

Anadolu’nun tapusunu adımıza tescil ettirerek Türk mührünü vurduğumuz 1071’den önce Diyarbakır’a gelerek ilmi, mimari ve kültürel hizmetlerde bulunan Türkleri saymasak bile resmi olarak bin yıldır Türk milleti tarafından imar ve ihya edilen Türkmen şehri Diyarbakır’da düzenlenen bu konferansla ilgili gerekli yaptırım uygulanmazsa, bu bölücü tohumların yarın başka bölgelere sirayet etme ihtimali bile korkunçtur.

Bir ulus devlet olan Türkiye Cumhuriyetindeki 86 milyon insanımızın ve dünya üzerindeki 300 milyon soydaşımızın birlik, beraberliğinin en önemli dayanağı Türkçedir.

O yüzden diyorum ki:
Ey Türk milleti, diline sahip çık, Türkçe düşün, Türkçe konuş, Türkçe umut et, Türkçe sev, Türkçe yaşa!