En Kara Gün; 12 Eylül 1980

Abone Ol

Silahların, bombaların patladığı kimsenin can güvenliğinin kalmadığı 1970'lerin ikinci yarısından itibaren Türkiye genelinde günlük ortalama 10 siyasi cinayet işleniyordu… Hakimler, savcılar, kaymakamlar, siyasi parti il başkanları, ilçe başkanları, milletvekilleri, öğretim görevlileri, öğretmenler, öğrenciler vuruluyor, kahvehaneler, sendikalar, dernekler, konsolosluklar bombalanıyor tam anlamıyla bir iç savaş yaşanıyordu.
Özellikle üniversite binalarına yuvalanan komünist teröristler fabrikalardaki işçileri, üniversitelerdeki öğrencileri ve varoşlardaki dar gelirli insanları komünizme hizmet etmek üzere zorluyorlar. Karşı çıkanları kurdukları sözde 'Halk Mahkemeleri'nde yargılayarak ölüm dahil her türlü cezayı infaz ediyorlardı. Amaçları devlet yönetimini ele geçirerek, bütün doğu Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Türkiye'mizi SSCB.'nin uydusu olan bir Demirperde ülkesine dönüştürmek olan komünist iradenin hedefine iyice yaklaştığı bir dönemde iyice zayıflayan devlet otoritesi bütün bu olaylar karşısında aciz kalıyor. Türk milleti çaresizlik içinde kıvranarak, bir kurtarıcı bekliyordu.
Efendimizin (S.A.V.) dualarına mazhar olan büyük Türk milletinin tek bağımsız devleti Türkiye Cumhuriyeti tabiî ki 'dini afyon olarak gören' komünistlerin egemenliği altına girmeyecekti. Tarihin kendisine 'Başbuğ'luk ünvanını hediye ettiği Alparslan Türkeş bozkurtlarına hitaben yaptığı 'Türkiye'de artan komünizm tehlikesi sebebiyle sağ ile olan kavgamızı erteliyoruz' konuşmasından gerekli mesajı çıkaran ülkücüler, bunu bir emir kabul ederek savunmaya geçtiler.
Kurtarılmış bölge olarak ilan edilen fabrikalar, okullar, mahalleler, ilçeler birer birer kurtarılıyor, komünist hakimiyetine son veriliyordu. Ülkücüler mahallelerinde, okullarında, fabrikalarında 24 saat nöbet tutuyor, komünistlerin halka zarar vermesini engelliyorlardı.
Hak ile batıl arasında yaşanan kanlı savaşın sadece Urfa cephesinde; 3 Mayıs 1977 ile 2 Eylül 1980 tarihleri arasında, Mahmut Bedir, Turgay Yetkin, Fehmi Kasanoğlu, Mehmet Ali Kurdoğlu, İsa Abacı, Mehmet Akyüz, Mustafa Mağat, Mehmet Yaşar Mağat, Ali Durmuş, Cumali Çavuşoğlu, Mehmet Koyuncu, Ahmet Sağlam, Ahmet Çelik, Mehmet Şeyhanlıoğlu, Şükrü Öztürk, Suphi Almas, Hüseyin Süzen, Haydar Süzen, Mahmut Kılçık, Şükrü Deşik, Müslüm Bingöl, Ejder Çılgın, Ali Belgen, Mehmet Alpay, Filo Deniz, İbrahim Bayoğlu, Şener Şahin, Ali Ulvi Ağıç, Osman Kalıp, Arslan Baysal, Mahmut Baysal, Mehmet Baysal, Kemal Bayık, Mehmet Deniz Bayık adlı ülkücüler kahpe pusularda kızıl kurşunlarla can vererek şahadet şerbetini içtiler. (Rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz) Ülke genelinde şehit düşen ülkücü sayısı ise 5 bini buluyordu.
Güvenlik ve asayişi sağlamakla görevli olan polis teşkilatının önemli bir kısmı POL-DER adındaki devrimci dernek çatısı altında toplanmış komünizm tehlikesine karşı bilinçli ve sağlam duruş sergileyen ülkücüleri sudan sebeplerle gözaltına alıyor, insanlık dışı işkencelerden geçirip, kimini sakat bırakıyor, kimini öldürüyorlardı. Polislerin küçük bir bölümü ise POL-BİR adıyla kurdukları dernekte bir araya gelerek birbirlerine destek olmaya çalışıyorlardı.
Vatandaş gözünü Türk Silahlı Kuvvetlerinin beyni durumundaki Genel Kurmay Başkanlığına çevirmiş askerden bir hareket bekliyor fakat asker kışlasından dışarı çıkmıyor, olayları sessizce izlemekle yetiniyordu. O dönemde buna bir anlam veremeyen Türk milleti daha sonra ABD'nin 'Bizim çocuklar işi başardı' sözü ile olayın aslını öğreniyordu. Demek ki, ordu içinde teşkilatlanmış olan cuntacılar emperyalistlerle işbirliği yapmış ve ihtilallerine zemin hazırlamak için daha çok olayın olmasını, daha çok kişinin ölmesini, halkın canından bezmesini beklemişlerdi.
Her şeye rağmen 12 Eylül 1980'de ordu yönetime el koyunca herkes derin bir nefes alıyor ve yıllardır önüne geçilemeyen olaylar bir gecede son buluyor ve bu defa cuntacıların zulmü başlıyordu; 650 bin kişi gözaltına alındı. 1 milyon 683 bin kişi fişlendi. Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı. 7 bin kişi için idam cezası istendi. 517 kişiye idam cezası verildi. Haklarında idam cezası verilenlerden 50'si asıldı (17 komünist, 9 ülkücü, 23 adli suçlu, 1'i Asala militanı). İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis'e gönderildi. 71 bin kişi TCK'nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı. 98 bin 404 kişi 'örgüt üyesi olmak' suçundan yargılandı. 388 bin kişiye pasaport verilmedi. Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi. 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü. 14 kişi açlık grevinde öldü. 16 kişi 'kaçarken' vuruldu. 95 kişi 'çatışmada' öldü. 73 kişiye 'doğal ölüm raporu' verildi. 43 kişinin 'intihar ettiği' bildirildi. 30 bin kişi 'sakıncalı' olduğu için işten atıldı. 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı. 30 bin kişi 'siyasi mülteci' olarak yurtdışına gitti. 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü. 171 kişinin 'işkenceden öldüğü' belgelendi. 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu. 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hakimin işine son verildi. 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi. Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi. 31 gazeteci cezaevine girdi. 39 ton gazete ve dergi imha edildi.
Üstelik bu zulüm uygulanırken testiyi kıran ile suyu getiren arasında hiçbir ayırım yapılmamış, Türkiye'nin komünizme köle olmasını engelleyen ülkücülere 'Size mi kaldı ulan bu vatanı kurtarmak' denilmiştir. Ülkücüler, korumaya çalıştıkları devletleri tarafından eziliyor, büyük bir mezalim yaşanıyordu. Bu arada, Hüseyin Kurumahmutoğlu, Ferhat Tüysüz, Yunus Uzun, Velican Oduncu, Aydın Demirkol ve daha onlarca ülkücü cezaevlerinde maruz kaldıkları işkenceler sonucu, Mustafa Pehlivanoğlu, Ali Bülent Orkan, Halil Esendağ, Selçuk Duracık, Cengiz Baktemur, Fikri Arıkan, Ahmet Kerse, Cevdet Karakaş ve İsmet Şahin isimli ülkü devleri de idam edilerek şehit edildiler.
İşte bugün 12 Eylül 1980'nin yıl dönümü… Kara gün… Ülkücü Hareket için bundan daha kara bir gün olamaz… Adaletin rafa kalktığı, vicdanların bir kenara bırakıldığı, milli ve manevi duyguların unutulduğu bu günü bizim unutmamız asla mümkün değildir. Değil 31 yıl, aradan bir asır da geçse, bu kara günü unutmayacağız, unutturmayacağız… Kahrolsun adalet terazisinin ayarlarıyla oynayanlar, kahrolsun bu milletin emanetine ihanet edenler ve kahrolsun hainle kahramanı ayırt edemeyenler.