Ekonomi

Genç nesil kürkçülüğü öğrensin yine de yapmasın

Yeşilkaya ; Kürkçülük çok eski bir meslektir, elektrik, araba vs. yok iken, köyden şehre, şehirden de köye merkebin üzerinde kış günü kar da, fırtına da adam kürkünü üzerine atıp merkeple şehre gelirdi, şehirden köye giderdi.

Abone Ol

Şanlıurfa"da kürkçülük mesleğini yapan Mustafa Yeşil kaya Şanlıurfa Gazetesine yaptığı açıklamada ; 1958 Şanlıurfa doğumluyum, amcaoğulları kürkçü olduğu için yapıyorum tabi o zamanlar fazla meslek de yoktu, babamın tavsiye üzerine kürkçülüğe başladım. O zamanlar kürkçülük mesleği faal durumdaydı, çalışan çoktu, Urfa"da 40 – 50 tane dükkân vardı.Kürkçülük çok eski bir meslektir, elektrik, araba vs. yok iken, köyden şehre, şehirden de köye merkebin üzerinde kış günü kar da, fırtına da adam kürkünü üzerine atıp merkeple şehre gelirdi, şehirden köye giderdi. O zamanlar kürk bir kalorifer görevi görürdü ve üzerinden kürk olan kişiye soğuk işlemezdi.Kürk derisini biz Afyon"dan alırdık, Konya"dan alırdık, Burdur, Bucak"tan alırdık hatta Burdur Bucak"ın derisi çok güzeldir, kuzuları boncuk gibidir, siyah deriyi de Tokat"tan alırdık. Şanlıurfa"dan da kürk çıkardı ve Suriye"ye giderdi, Irak"a giderdi, Kızıltepe"ye giderdi, Siverek"e giderdi, Diyarbakır"ın bir kısmı giyerdi bizim kürklerimizi. Biz o zamanlar yaz, kış çalışırdık, kürk kış aylarında da satılırdı, yaz aylarında da satılırdı ama şimdi yazın bedava versen kimse almaz sadece 12. Ay da alıcıları biraz oluyor.Şuan da yaşım 63"e geliyor ve hemen hemen 50 yıldır kürk işiyle uğraşıyorum. O zamanlar tabi Şanlıurfa"da 50 – 60 dükkân vardı kürkçü olarak esnaflık vardı, kalabalıktık, herkes birbiriyle deri alıp satardı, kürk alıp satardı sürekli devir daim olurdu ama şimdi kimse kalmadı. Şuan da Şanlıurfa"da kürkçülük mesleğini doğru düzgün yapan 2 – 3 kaldı. Kürk ve yelek yapardık sürekli Şanlıurfa halkının talebi hep bu yöndeydi hatta Halep"te kürkçü vardı, Rakka"da kürkçü vardı, Irak Musul"da kürkçü vardı. Onlar da kürkü alıp Ürdün tarafına gönderirlerdi, o zamanlar kürk kara borsaydı, çok kıymetliydi. Fakat şuan da kürkçülük ölü bir meslek oldu, derinin yüzüne bakan yok ve millet kürkü unuttu, birer tane benim yaşlarımda olan insanlardan babam giyerdi, dedem giyerdi deniyor yoksa giyen artık yok. Bu arada kürk fiyatı da yükseldi çünkü Türkiye"de deri kalmadı, kuzu olmadan evvel aşısı yapılıyor, kuzu sağlam dünyaya geliyor eskiden öyle değildi her bir köyde 3 – 4 bin tan kuzu vardı, çerçiler Konya tarafından gidip alırdı ve dericilere satardı. Biz de giderdik 1500 tane, 2 bin tane deri çıkardı, 60 dükkân vardı ve hafta da hiç yoksa en az 10 kişi Konya"ya gidip deri alıp gelirdi, her biri 600 – 700 tane alırdı. Bu yıl Konya"da 60 tane deri çıkmış arkadaş almış zaten Afyon"da hiç çıkmıyor, orada da kuzu bitti artık aslında Türkiye"de hayvancılık düştü. Şuan da kürk ortalama 7 – 8 liradır, pahalı diyeceksiniz ama bir siyah elbise 150 – 200 liradır ve ona yaklaşık 40 tane kuzu derisi gidiyor. Derici olarak zaten 2 tane arkadaş kaldı onlar da ithal deri alıyor ve bu sene ithal deri de gelmedi bu yüzden fiyatı yüksektir zaten yapan yok. Düşünün benim yaşlarım da olanlar diyor ki babamız, dedemiz kürk giyerdi daha değil ki 20 – 25 yaşlarında ki gençler hiç bilmezler bile kürkün ne demek olduğunu. Bence zor çünkü şimdi bütün köyler de kalorifer var, elektrik var, soba var adam şehre geliyor doğalgaz var. Kürk ağırdır kim ne yapacak, eskiden soğuktan korunmak için kürk giyerlerdi ama şimdi o soğuklar da kalmadı. Eskiden Urfa"da yarım metre kar yağardı ama şimdi kar görebilir misin Urfa"da. Kürk ile çanta yapılırdı, bayan yeleği yapılırdı hatta Hollanda"dan yanıma gelip staj gördüler, modacıların son sınıflarıydı sonra gidip mezun oldular, bizim Urfa"da normal kürkçüdür, keçecidir, dericidir diye geçer ama başka yerler de kıymetimiz var. Genç nesil kürkçülüğü öğrensin yine de yapmasın, emekli oldukları zaman hobi olarak yine yaparlar. Çünkü adam gelip bu mesleği öğrense karnını doyurmaz bu meslek ama öğrenir emekli olduğu zaman hobi olarak yapar bu sayede meslekte ölmez. Dedi.

KÜRKÇÜLÜK
Hayvan kürklerinin işlenerek giysi haline geti¬rilmesi insanlık tarihinin en eski sanatlarından biridir. Ana rahminde ölen, ya da en fazla 5 aylık iken ölen kuzuların tüylü derilerinden yapılan düz yakalı (yakasız), dış kısmı "Şakaf" denilen siyah ku¬maşla kaplı aba gibi bolca giysiye Urfa'da Kürk denilmektedir. Urfa'ya has olan bu giysi, Anadolu'da Urfa dışında başka bir yerde yapılma¬maktadır. Bilhassa kış aylarında yaşlı ve orta yaşlı kimseler tarafından giyilir. Dükkânlarında camekân bulunmayan esnafın büyük bir kısmı kürklerine sarılarak soğuktan korunmaktadırlar.
Kürk yapımında kullanılan kuzu derilerinin yüzde 5-10'u Urfa'dan, yüzde İ90'ı Tokat, Afyon ve Isparta illerinden sağlanmaktadır.
Kürkler kalite bakımından; İnce Kürk, Orta Kürk ve Kaba Kürk olmak üzere üç kısma ayrılmaktadır. İnce Kürk ana rahminde ölen kuzunun yününden, orta kürk 1-2 aylık iken ölen kuzunun yününden, kaba kürk ise 4-5 aylık kuzunun yününden yapıl¬maktadır. Kuzunun yaşı büyüdükçe kürkün kalitesi ve değeri düşmektedir.
Kürk yapımında siyah, beyaz ve alaca renkte tüyleri olan üç çeşit deri kullanılmaktadır. Her rengin kıvırcık türü daha makbuldur. Ancak bunların en değerlisi siyah tüylü deridir. Nadir bulunan bu deri cinsi ancak beyaz ve alaca kürklerin yakaları, kol ağızları ve eteklerinin ihtiyacını karşılayabilmektedir. Bu nedenle esnaf kendi arasında siyah renkte kürk imal etmemeyi kararlaştırmıştır ve bu karara titizlikle uyulmaktadır. Siyah tüylü deriler Anadolu'da Tokat'tan, yurtdışından ise Afganistan'dan temin edilmektedir.
Kürk derileri tüy cinsleri bakımından Kıvırcık, Çakmaklı (beyaz tüy dalgalı bir şekildedir.) ve düz (tüyler beyaz renkte ve dalgasızdır) olmak üzere üç gruba ayrılır.
1970'li yıllardan bu yana Şanlıurfa'da kürk yelek yapımına başlanmıştır. Gayet ince deriden kıvırcık tüylü olan bu yelekler kaba olmadıklarından ceket altına giyilebilmekte, mide, böbrek ve bel ağrıları olanlar tarafından bilhassa tercih ediliyordu. 15-20 yıl önce Şanlıurfa'da imal edilen kürklerin yüzde 25'i il merkezinde ve çevre illerde,yüzde 75'i ise kış geceleri soğuk çöl iklimine sahip Suriye, Irak, Kuveyt, Katar, Suudi Arabistan ve ıran gibi ülkelere ihraç edilmektedir. Bazen bu ülkelerden gelen tüccârlar, kürkleri toptan olarak satın alıp ülkelerine götürüyordu. Böylece bu ata sanatı canlılığını korumakta ve ülkemize döviz kazandırıyordu..

KÜRK'ÜN YAPILIŞI
Kürk yapılırken Tımar işlemi, Biçme-Dikme işlemi ve Üzleme (Yüzleme) işlemi olmak üzere üç işlemden geçer.Tımar İşlemi; Kuzu derileri tuzlanmış ve kurutulmuş olarak satın alınır. Suya basılarak 24 saat süreyle yumuşatılması sağlanır. Kırmızı sabunla ve bol su ile iyice yıkanır (Son zamanlarda kırmızı sabun yerine krem deterjanlar kullanılmaktadır). Yakın zamana kadar yıkama işlemi, Debbağhane Çarşısı mevkiinde yer alan ve içersinden Balıklıgöl'ün suyunun aktığı "Kelleci Çayı" denilen iki çayda yapılırdı. Son zamanlarda gerek Balıklıgöl suyunun azalması ve gerekse çaya kanalizasyon sularının karışması, burasını kullanılmaz hale getirmiştir. Günümüzde her esnaf, yıkama işlemini kendi evindeki özel havuzlarda yapmaktadır.
Deriler yıkandıktan sonra, asılarak süzülür ve üzerlerindeki artık etler "Kazak" denilen bir aletle alınır. Deri kısmına tuz ve "Şeb" (şap) karışımı sürülür. Buna "Şebleme-Tımar" denilmektedir. Bundan sonra deri "Pişme payı" denilen 24 saat süreyle dinlendirilmeye alınır. 24 saat sonra, el ile çekilerek "gerginleştirilir". Daha sonra güneşe serilerek kurutulur. Kurutulma işlemi sadece güneşte yapılır, kesinlikle ateşte yapılmaz.
Kuruyan derinin tüy tarafında bulunan şeb ve tuz tozları bıçakla alınır. Etli yüzüne tekrar su serpilerek 24 saat süreyle yumuşamaya bırakılır. Yumuşayan deri, duvara dayalı tahta tezgaha takılır. "Kazak"la et kısmı ağartılır. Sonra güneşte kurutulur. Buna "tavlama"denir. Bu aşamada derinin yüzü sert bir şekildedir. Deri uç kısmından boğumlanıp kendirle bağlanarak, duvar halkasına tutturulur. "Doğunluk" denilen, el ve ayakla çalışan bir aletle "yumuşatma-cilalama" işlemi yapılır.
Bu şekilde yumuşatılan ve parlatılan deri, "havaralama" işlemi için dağlardaki taş ocaklarına gönderilir. Burada "havara" denilen beyaz taş unu, derinin tüylü tarafına el ile iyice sürülerek tüyler temizlenir. Kirlerden arınıp temizlenen tüyler böylece parlaklık kazanır. Havaralama işlemi yumuşak ve beyaz renkte taş veren taş ocaklarında yapılır. Sarı ve sert taş veren ocaklar bu iş için uygun değildir. Eşek Boğan, Delikli ve Bamya mağaralarındaki taş unlarının bu iş için makbul olduğu esnaf arasında söylenmektedir.Havaralanan deri tekrar dükkâna getirilerek doğunlukla ikinci kez yumuşatmaya alınır. Yumuşatıldıktan sonra kazakla et tarafı son kez si¬linir. Böylece derinin tımar işlemi tamamlanmış olur.
Kürk imal edildikten sonra, genellikle Sipahi Pazarı'ndaki mezata gönderilmekte; buradaki tellallar tarafından -kullanılan malzeme ve işçilik göz önünde bulundurularak- açık arttırma ile Sipahi Pazarı esnafına satılmaktadır. Kürkleri satın alan esnaf da dükkânlarında halka satış yapmaktadır.
Kürkçülük sanatı, Şanlıurfa'da "Kürkçü Pazarı" denilen tarihi çarşıda çok eskiden beri sürdürüle gelmektedir. Kürke talep çok olduğundan bu sanat, diğer geleneksel el sanatları gibi önemini yitirmemiş olup halen revaçtadır. Derinin kürk oluncaya kadar geçirmiş olduğu birçok yorucu ve uzun işlemlerinden dolayı insanı çabuk yıprattığı için, Kürkçü esnafı tarafından bu mesleğe "dev mesleği" denir.
Ali Kelleci (Ali Ufak), Bekir Canbaz, Mahmut Canbaz, Şıh Müslüm Karagöz, Hüseyin Yavuz, Ali Avcı (Kel Ali), Ali Mesçi, Hacı Mahmut Çiriş, Kadir Çiriş, Hakkı Açanal ve Kadir Çoban (Mıste Kado) bu tarihi sanatın bugün hayatta olmayan en eski ustalarıdır.

(Özel Haber)