Şehit Nusret denilince Urfa halkının ekseriyetle aklına ‘’Şehit Nusret İlkokulu’’ gelmektedir. Peki kim bu Şehit Nusret? Urfa'nın kurtuluşunun ilk adımlarını atan idareci olmasına rağmen neden idam edildi? İdam edildikten sonra neden şehit ilan edildi? İşte bu yazıda, soruların cevaplarını bulacağız.
Kaderin cilvesidir ki Şehit Nusret Bey’in Ermenilerle hep yolu kesişmiştir, memuriyetinin ilk yıllarında Ermeni mekteplerinde öğretmenlik yapmış daha sonra kaymakamken Ermeni Tehcirinde görev almış ve bu mesele gerekçe gösterilerek idama mahkûm edilmiş. İdamından sonra da bir zamanlar Ermeni okulu olarak kullanılan bir binaya onun adı verilmiştir. Bugün “Şehit Nusret İlkokulu” olarak ‘’Demokrasi Caddesi'nde’’ ismi hâlâ anılmaktadır.
Nusret Bey idam edildikten sonra geriye gözü yaşlı bir eş ve 3 yetim çocuk bırakmıştı. Nusret Bey’in şehit olmadan kardeşine yazdığı mektupta geçen bu satırlardan ailesinin ne kadar zor bir durumda oldukları anlaşılmaktadır ‘’Küçük çocuklarımla eşimi yalnız ve çok fakir olarak bırakıyorum. Beş gün sonra yiyecekleri bile olmayacaktır...’’
Nusret Bey, 1875 yılında Yanya’da doğdu. O dönem Osmanlı toprağı olan Yanya, bugün Yunanistan sınırları içindedir. Eğitimini tamamladıktan sonra bir süre Konya Ermeni ve Rum okullarında öğretmenlik yaptı. Ardından kaymakamlık görevlerinde bulundu. Bayburt, Erzincan, Ergani Madeni derken devlet tecrübesi artarak devam etti. Nihayet 1917 yılında Urfa Mutasarrıfı olarak görevlendirildi.
Osmanlı idari sisteminde Urfa bir sancaktı ve sancağın en yüksek yöneticisine “Mutasarrıf” denirdi. Yani o, işgal günlerinde Urfa’nın devlet adına en üst temsilcisiydi.
1918’de Mondros Mütarekesi imzalandıktan sonra İngiliz işgal kuvvetleri Urfa’ya geldi. Fransızlardan önce kente giren İngilizler, galip bir devletin rahatlığı içindeydi karşılanmayı, hürmet görmeyi bekliyorlardı. Fakat beklediklerini bulamadılar.
İngiliz kumandan Urfa’ya geldiğinde Nusret Bey onu ne karşıladı ne de makamında özel bir iltifat gösterdi. Bunun üzerine mutasarrıf odasına çıkan kumandan:
— “Memleketinize geliyoruz. Galip bir hükümetin askeri neden karşılanmıyor?” diye sordu.
Nusret Bey’in cevabı ders niteliğindedir:
— “Haksız yere memleketi işgal eden bir kuvveti karşılamak bir Türk Mutasarrıfına yakışmaz. Bir misafir gibi gelseydiniz sizi Birecik’te karşılardım.”
İşgal kumandanı, Nusret Bey’in bu tavrını ve konuşmasını İstanbul hükümetine bildirmek üzerek not almıştı. Daha sonra bu durumu sindiremeyen İngiliz komutan, mutasarrıflığa emirler ve bildiriler yağdırmaya başlayınca, Nusret Bey tabancasını masasının üzerine vurarak Ermeni tercümanını azarlamış ve:
— “Git, kumandanına söyle, ben kendisinin emir eri değilim. Bir daha tekerrür ederse, bunu beyninde patlatırım!”
demiş.
Halep işgal edilince Nusret Bey sıranın Urfa’da olduğunu düşünüp düşman güçleri gelmeden önlem alınması gerektiğini düşünmekteydi. Fakat uzun yıllar savaşta kalan halk artık yorulmuş, askerlik yaşta olanların çoğu cephelerde ya şehit olmuş ya yaralanmıştı ya da perişan halde dönmüştü memleketine. Nusret Bey’in, savunma yapabileceği resmi olarak jandarma kuvveti vardı fakat o da yetersizdi. Bu durumun farkında olan Nusret Bey Jandarma kuvvetinin yanında, Urfa’nın ileri gelenlerini toplayarak yeni bir kuvvet oluşturmak istiyordu bunun üzerine şehir eşrafı ve aşiretlerle temas kurdu.
Jandarma Kumandanı Ali Rıza Bey’in ve memleket eşrafından Hacıkâmilzâde Hacı Mustafa, Hacı Mustafa Reşid, Ahmet Rami, Barutçuzâde Hacı İmam, Arabizâde Reşit gibi kişilerin yardımıyla yaklaşık 600 kişilik bir milis alayı oluşturuldu. Silah ve cephane temin edildi. Alay, kasaba ve bölgelere ayrılarak geceli gündüzlü devriye görevleriyle şehrin korunmasını sağlamıştır.
O günlerde İstanbul’da iktidarda bulunan Damat Ferit Paşa Hükûmeti, Osmanlı topraklarını işgal etmiş olan İngilizlerin taleplerini yerine getiriyordu. İşgale karşı duran idarecileri ve tehcir kadrolarını birer birer tasfiye ediliyordu. Düşman işgaline karşı gelen ve ilk savunma hareketini başlatan illerden biri Urfa’ydı ve bu hareketin lideri de Nusret Beydi. İşte bu girişimleri ve İngiliz kumandanına karşı sergilediği tavır, Nusret Bey’in işgal kuvvetlerinin kara listesine girmesine sebep oldu.
İstanbul’da Divan-ı Harp mahkemeleri kurulmuştu. Nusret Bey ilk İstanbul’a getirilip mahkemeye çıkartıldığında Mustafa Nazım Paşa vardı mahkeme başkanı olarak. İlk yargılamadan sonra kendisinin suçsuzluğu anlaşılmış fakat içeride tutulmuş daha sonra 21 Mayıs’da serbest bırakılmıştır, Nusret Bey de ailesiyle beraber Erenköyde yaşamaya başlamıştır.
O tarihlerde Urfa Fransızlara karşı destansı bir mücadele vermiş 11 Nisan 1920’de kentten bütün işgal kuvvetlerini kovmuştur. Nusret Bey o günlerde Urfa’nın başında değildi fakat onun attığı ilk adımlar, şehirdeki direniş ruhunu başlatmıştı. Urfa’nın bu bağımsızlık mücadelesinde başarılı olmasına çok sevinen Nusret Bey bu konu hakkında duygu ve düşüncelerini Urfa müftüsü Hasan (Açanal) Bey’le mektuplaşmalarında belirtmiştir. İstanbul’da yaşadığı bu dönemde serbest kaldıktan altı ay sonra tekrar tutuklanmış ve tekrar yargılanmıştır.
Daha sonra mahkemenin başına ‘’Nemrut Mustafa Paşa’’ atanmıştır. Mahkeme ermeni tehcir olaylarında rol alan komutanları ve idarecileri Ermenilerin telkinleriyle İngilizlerin söylediği isimleri yargılamışlardı. Halk nezdinde yaptığı zulümler ve aldığı acımasız kararlar yüzünden ‘Nemrut’ lakabına layık görülen Mustafa Paşa daha sonra başkanı olduğu mahkeme de Nemrut Divanı adıyla da anılmıştır.
Nusret Bey Urfa’ya gelmeden önce Bayburt’ta ve Ergani-Madende görev yapmıştır. Bu görev sırasında Ermeni Tehciri olmuş kendisi de üzerine düşen görev icabı tehcirin gerçekleşmesini sağlamıştır. Nusret Beyi suçlarlarken tehcir sırasında zulüm yaptığı yönünden yargılandı. Mahkemenin yaptığı hukuki bir yargılama değildi karar önceden verilmiş mahkeme sonradan kurulmuştu. Yargılama sırasında vekil veya avukat bulundurulmayacaktı. Yargılamalar gizli yapılacak gazeteci ve dinleyici bulunmayacak kararlar temyiz edilemeyecekti. Daha sonra Nemrut Mustafa Paşa gazetelere ilan vererek konuyla alakalı o dönemde suçlanan olaylara şahit aradı. Nemrut Mustafa sonunda yalancı şahitler bulmuştu fakat onların da yalancı şahit oldukları ortaya çıkmıştı. Anlattıklarının çelişkili olmaları saat ve tarihlerin tutmaması hasebiyle mahkemede yalancı oldukları anlaşılmıştı ve Nusret Bey'e 15 yıl kürek cezası verilmişti. Fakat Nusret Bey'i asmayı kafaya koyan Nemrut bu kararın çıkmasını engelleyip daha sonra farklı bir karar yazdırtıp usulsüz bir şekilde Nusret Bey’in idam kararı çıkartıyor ve 5 Ağustos 1920 tarihinde Beyazıt Meydanı’nda idam edildi.
Nemrut Mustafa Paşa İngilizleri memnun etme ve bütün taleplerini yerine getirmesi yüzünden Nusret Bey gibi onurlu bir devlet adamını zalimce idam ettirdi. Kendi hırsları uğruna ülkesini satan bu Nemrut daha sonra vatan haini olduğu anlaşılmış ceza verilmişti. Fakat ülke dışına kaçtığı için yakalanamamıştır.
Kurdukları bu sözde mahkemede birçok kişiyi idama mahkum etmiş olup bunlardan en çok bilineni "Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’’ dir. Yıllar sonra yargılanan bu kişilerin haksız yere idam edildikleri ortaya çıkmıştır fakat iş işten geçmiştir. Nusret Bey’in de suçsuz olduğu anlaşılmış kendisine meclis tarafından ‘’Şehit’’ ünvanı verilmiş ve ailesine maaş bağlanmıştır.
Nusret Bey'in adı Urfada bir ilkokula, bir caddeye ve bir köye verilmiştir.
Nusret Bey’in Eşine Yazdığı Mektup
Hayriye’ye:
Vasiyetnamemi biraderime verdim. Senin için cüzdanıma ayrıca bir vedaname yazdım. Elveda karıcığım, güzel karıcığım. Seni tahayyül ederek öleceğim. Müslümanız elhamdülillah, ahiret de buluşuruz.
Allah için çocuklarımı iyi terbiye et. Sabırlı ol ve bu hale tahammül eyle. Kocan mücrim değil, şehittir. Allah zalimleri kahretsin.
Gümüş tabakamı, saatimi ve boş cüzdanımı sana verilmek üzere tutuklu Binbaşı Hamdi Bey'e verdim, o biraderime verecektir. Borcumu gösteren pusulayı ağabeyime verdim. İleride müsait zamanınızda kapatırsınız.
Eşine yazdığı diğer bir mektup:
Resmi görevlerimi şimdiye kadar doğru ve dürüstlükte yerine getirdim gibi, şu Ermeni işinde de insanlık görevimi elimden geldiği kadar hakkıyla yaptım. Bana isnat edilen suçların hiçbiriyle ilgim yok. Fakat ihtiras ve garez, işte beni mahkûm eyledi. Beni mahvettiler. Ancak kalan ailem, biçare üç ufak çocuk ile seni de mahvettiler. Allah intikamımı alsın. Masum olduğum sonradan anlaşılacaktır, fakat heyhat. Mustafa Paşa garezkâr, Cemal Bey hakeza. İşte iki kişi ki ailenin mahvına sebep oldular. İsnat olunan eylemlerin hiçbirini işlemedim. Tanıklık edenler içinde yalnız Tümen kumandan vekili doğru söyledi, öbürleri hayır. Çocuklarım sana emanet. Terbiyelerine itina et. Fakir ve açsınız. Allah yardımcınız olsun.
Zevciniz, Nusret
Kardeşi Cevdet Bey’e verdiği vasiyetname;
"Bugün hayatımın son dakikalarını yaşıyorum. Vicdanım katiyyen azap içinde değildir. Hayatımda millet ve vatanıma hizmetten başka gayem yok idi. Onu elhamdülillah doğruluk ve dürüstlükte yerine getirdim. Bana isnat edilen cürümlerin hiçbirinin faili değilim. Suçsuz ve günahsızım. Gareze kurban oluyorum. Mustafa Paşa, garezini bugün de gösterdi. İzzeddin (Nusret Bey'in kayınbiraderi) ayrıntısını anlatsın. Damat Ferit Paşa Hükümeti, devlet ricalini birer birer İngilizlere teslim edip Malta'ya gönderirken beni de göndereceklerdi. Bizzat Nemrut, Merkez Kumandanlığına giderek otomobiliyle gelen İngiliz subayına, 'biz bunun kanını akıtacağız, bunu bize bırakınız' dedi. Küçük çocuklarımla eşimi yalnız ve çok fakir olarak bırakıyorum. Beş gün sonra yiyecekleri bile olmayacaktır. Allah aşkına sokaklarda bırakma. Validesi çocuklarımın terbiyesine baksın ve sabretsin. Ve intikamımı almak için çocuklarımı ona göre terbiye ederek büyütsün. Babaları mücrim değil, şehiddir. İşte son nefesimde hiçbir şeyden korkmayarak vicdanımdan dökülen ifademi sana aktarıyorum. Vatanım yaşasın. Elbet bir gün intikamım alınır. Suçsuzların ahı büyüktür…
Kardeşin Nusret
Şehit Nusret’in Adı Yaşatılıyor: Şehit Nusret İlkokulu
Nusret Bey’in anısı, Urfa’da Şehit Nusret İlkokulu ile yaşatılmaktadır. Okulun resmi internet sitesinde yazan tarihçede Sayın Mehmet Sarmış hocamızın bu şekilde anlattığı yazılmıştır; 1890’lı yıllarda Sultan II. Abdülhamit tarafından Ermeni çocuklarına sanat öğrenmeleri için inşa edilmiş, bir dönem sabunhane olarak kullanılmıştır. 1896’da Alman Protestan misyonerler, halı fabrikasını ve çalışanlarını Urfa’ya getirerek burada kadın ve erkek Ermeni gençleri için dokuma, bez basma, iplik bükme ve boyama atölyeleri kurmuşlardır. 1920’de Ermeniler Urfa’dan ayrılana kadar bu faaliyet devam etmiş, sonrasında tezgah dişlileri Tenekeci Pazarındaki esnafa örs olarak verilmiştir. Hafızalarda “Basmahane” veya Urfa ağzıyla “Masmahana” olarak kalmıştır.
II. Dünya Savaşı sırasında askeri depo olarak kullanılan bina, 1950’lerin başında Şehit Nusret İlkokulu’na tahsis edilmiştir. 1990’larda alt katı tekrar halı dokuma kursu ve atölyesi olarak değerlendirilmiş, böylece hem Nusret Bey’in hatırası hem de binanın sanatsal mirası yaşatılmıştır.
Kaynakça
Müslüm Akalın, Urfa Mutasarrıfı Şehit Nusret Bey'in Nemrut Mustafa Paşa Divan-ı Harbi’ndeki Savunması