Gündem

Kanaat Önderi mi, Kendini Öne Çıkaran mı? Asıl Ölçü Ne?

Şanlıurfa Gazetesi köşe yazarı Cuma Büyük "kanat Önderi" başlıklı köşe yazısınde Kanaat önderliği; sadece sosyal medyada güzel pozlar vererek ya da kendini “ileri gelen” ilan etmekle kazanılabilecek bir sıfat olmadığını belirtti.

Abone Ol

işte Yazının tamamı.

Son zamanlarda şehrimizde ve siyasi arenada “kanaat önderliği” tabirini çok sık duymaya başladık.

Kanaat önderliği; sadece sosyal medyada güzel pozlar vererek ya da kendini “ileri gelen” ilan etmekle kazanılabilecek bir sıfat değildir. Kanaat önderi olmak; toplumun güvenini kazanmayı, sözüne itibar edilmesini, gerektiğinde doğru bildiğini çekinmeden söyleyebilmeyi ve en önemlisi, kendi menfaati için değil, toplumun huzuru ve yararı için elini taşın altına koymayı gerektirir.

Ancak bugün bu kavramın içinin giderek boşaltıldığına şahit oluyoruz.

Birkaç kişinin etrafında toplanması, sosyal medyada veya köy odalarında fotoğraflar çektirerek kendisini sürekli ön plana çıkarmaya çalışması, bazı kişilerin kendilerini toplumun “ileri geleni” ya da “kanaat önderi” olarak görmesine yetiyor.

Oysa kanaat önderliği, kendiliğinden verilen veya istenildiğinde sahip olunabilen bir unvan değildir. Kanaat önderliği, toplum tarafından zaman içerisinde kişiye teslim edilen bir emanettir.

Gerçek kanaat önderi, kendisini öne çıkarmaz; öne çıkarmak için de özel bir çaba içerisine girmez.

Gerçek kanaat önderi, her meselede konuşmak zorunda olduğunu düşünmez. Gerektiğinde susmasını, dinlemesini ve doğru zamanda doğru sözü söylemesini bilir.

Çünkü toplum önderliği ile toplumun önüne geçme arzusu aynı şey değildir.

Bugün bazı çevrelerde “ileri gelen” olmanın ölçüsü; bilgi, tecrübe, ahlak ve toplumsal karşılık yerine güç veya görünürlük üzerinden değerlendirilebiliyor. Köy odalarında verilen pozlar, fistan, şalvar, iğal gibi yöresel kıyafetlerle yapılan gösterişli paylaşımlar dahi kimi zaman bir tür toplumsal statü göstergesi olarak sunulabiliyor.

Oysa bunların hiçbiri tek başına kanaat önderliği ölçüsü değildir.

Kanaat önderinin asıl ölçüsü, zor zamanda nasıl davrandığı ve nerede durduğudur.

Haksızlık karşısında, kendisine zarar gelse bile doğruyu söyleyebiliyor mu?

Kendisini değil, toplumun ortak menfaatini önceleyebiliyor mu?

İnsanları ayrıştırmak yerine bir araya getirebiliyor mu?

Ve en önemlisi, söyledikleri ile yaptıkları birbirini tutuyor mu?

İşte kanaat önderliği tam da burada başlar.

Bugün ihtiyacımız olan, kendisini önder ilan eden daha fazla insan değil; toplumun güvenini gerçekten hak eden daha fazla insandır.

Çünkü kanaat önderliği bir makam değildir. Bir kartvizite yazılacak bir sıfat hiç değildir.

Kanaat önderliği; güvenin, ahlakın, tecrübenin ve sorumluluğun birleşiminden doğan bir toplumsal itibardır.

Bu nedenle herkesin kendisini “ileri gelen” ilan ettiği bir ortamda asıl mesele, kimin önde olduğu değil; kimin gerçekten önderlik vasfını taşıdığıdır.

Belki de artık hepimizin kendimize şu soruyu sormasının zamanı gelmiştir:

“Ben toplumun önünde miyim, yoksa toplum gerçekten beni önünde mi görmek istiyor?”

Ve belki de bundan daha önemlisi:

“İleri gelen miyim, yoksa ileri giden miyim?”

Çünkü toplumların gerçek önderlere ihtiyacı vardır; önde görünmek isteyenlere değil.