KANAAT ÖNDERİ

Abone Ol

Son zamanlarda şehrimizde ve siyasi arenada bu tabiri çok duymaya başladık.

Kanaat önderliği sadece sosyal medyada güzel pozlar vererek ya da kendini “ileri gelen” ilan etmekle kazanılabilecek bir sıfat değildir.
Kanaat önderi olmak; toplumun güvenini kazanmayı, sözüne itibar edilmesini, gerektiğinde doğru bildiğini çekinmeden söyleyebilmeyi ve en önemlisi de kendi menfaati için değil, toplumun huzuru ve yararı için elini taşın altına koymayı gerektirir.
Ancak bugün bu kavramın içinin giderek boşaltıldığına şahit oluyoruz;

Herhangi bir konuda birkaç kişinin etrafında toplanması, sosyal medyada ve köy odalarında fotoğraf çektirerek kendisini sürekli ön plana çıkarmaya çalışması, bazı kişilerin kendilerini toplumun “ileri geleni” ve “kanaat önderi” olarak görmesine yetiyor.

Oysa ki kanaat önderliği kendiliğinden verilen veya istenilince olunan bir unvan değil, toplum tarafından zaman içerisinde teslim edilen bir emanettir.

Gerçek kanaat önderi, kendisini öne çıkarmaz, çıkarma çabasına da girmez.

Gerçek kanaat önderi, her meselede konuşmak zorunda olduğunu düşünmez. Gerektiğinde susmasını, dinlemesini ve doğru zamanda doğru sözü söylemesini bilir.
Çünkü Toplum önderliği ile Toplumun önüne geçme arzusu aynı şey değildir.

Bugün bazı çevrelerde “ileri gelen” olmanın ölçüsü; bilgi, tecrübe, ahlak ve toplumsal karşılık yerine, köy odası,Fistan, Şalvar, İgal, güç, veya görünürlük üzerinden değerlendirilebiliyor.

Bu anlayış ise kanaat önderliği kavramına zarar veriyor.

Kanaat önderinin asıl ölçüsü, zor zamanda nasıl davrandığı ve nerede durduğudur.

Haksızlık karşısında, kendisine zarar gelse bile doğruyu söyleyebiliyor mu?

Kendisini değil, toplumun ortak menfaatini önceleyebiliyor mu?

İnsanları ayrıştırmak yerine bir araya getirebiliyor mu?

Ve en önemlisi, söyledikleri ile yaptıkları birbirini tutuyor mu?

İşte kanaat önderliği burada başlar.

Bugün ihtiyacımız olan, kendisini önder ilan eden daha fazla insan değil; toplumun güvenini gerçekten hak eden daha fazla insandır.
Kanaat önderliği bir makam değildir.

Bir kartvizite yazılacak sıfat hiç değildir.

Kanaat önderliği; güvenin, ahlakın, tecrübenin ve sorumluluğun birleşiminden doğan bir toplumsal itibardır.

Bu nedenle herkesin kendisini “ileri gelen” ilan ettiği bir ortamda, asıl mesele kimin önde olduğu değil; kimin gerçekten önderlik vasfını taşıdığıdır.

Belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:

“Ben toplumun önünde miyim, yoksa toplum gerçekten beni önünde mi görmek istiyor ?”
Ya da “İleri gelen miyim ? ” yoksa “İleri giden mi ? “