Kızılbaş ve Alevi aynı mıdır sorusu, Anadolu’nun inanç ve toplum tarihine ilgi duyanların en çok merak ettiği başlıklardan biri olarak öne çıkıyor. Bu iki kavram, günümüzde çoğu zaman farklıymış gibi algılansa da, tarihsel belgeler ve akademik değerlendirmeler incelendiğinde aynı inanç çevresini ve toplumsal grubu işaret eden terimler olarak kullanıldığı görülüyor. Kavramların anlamı, kullanıldığı dönem, siyasi ortam ve resmî söylemler doğrultusunda değişiklik göstermiştir.
Kızılbaş Kavramının Ortaya Çıkışı
Kızılbaş terimi, tarih sahnesine 15. yüzyılda çıkmış ve özellikle Safevi hareketiyle birlikte yaygınlık kazanmıştır. Başlarında kırmızı börk taşıyan Türkmen toplulukları tanımlamak için kullanılan bu adlandırma, zamanla yalnızca bir kıyafet unsuru olmaktan çıkmış, belirli bir inanç ve siyasal aidiyeti ifade eder hâle gelmiştir. Osmanlı kaynaklarında Kızılbaş kavramı çoğu zaman heterodoks inançlara sahip, merkezi otoriteye mesafeli toplulukları tanımlamak için kullanılmıştır. Bu nedenle kelime, tarih boyunca yalnızca tanımlayıcı değil, kimi dönemlerde dışlayıcı bir anlam da taşımıştır.
Alevi Adlandırmasının Yazılı Kaynaklara Girişi
Alevi teriminin yazılı belgelerde görünür hâle gelmesi, Kızılbaş kavramına kıyasla daha geç bir döneme rastlamaktadır. Bu noktada en dikkat çekici belge, Osmanlı tarihinde önemli bir kırılma noktası olan 1826 yılına aittir. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması ve Bektaşi tekkelerinin kapatılması sürecinde hazırlanan Hatt-ı Hümayun’da geçen “güruh-ı alevi” ifadesi, yazılı kaynaklarda bugünkü Alevi ve Kızılbaş terimlerinin aynı topluluğu tanımlamak üzere kullanıldığını gösteren ilk açık tespitlerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu belge, dönemin padişahı II. Mahmud dönemine aittir ve devletin inanç gruplarına bakışını yansıtması açısından önemlidir.
Osmanlı Devlet Anlayışında Kızılbaş ve Alevi
Osmanlı idaresi açısından Kızılbaş ve Alevi kavramları arasında net bir ayrım yapılmamıştır. Devlet belgelerinde bu topluluklar çoğu zaman aynı inanç çevresi içinde değerlendirilmiş, farklı adlarla anılsalar da benzer sosyal ve dini özelliklere sahip gruplar olarak görülmüştür. Özellikle Rumeli ve Anadolu’daki Bektaşi tekkeleriyle ilişkilendirilen topluluklar, resmî metinlerde hem Kızılbaş hem de Alevi olarak adlandırılabilmiştir. Bu durum, kavramların tarihsel olarak iç içe geçtiğini ortaya koymaktadır.
Cumhuriyet Döneminde Alevi Kavramının Öne Çıkması
Zaman içinde Kızılbaş terimi, tarihsel bagajı ve olumsuz çağrışımları nedeniyle günlük kullanımdan büyük ölçüde çekilmiştir. Cumhuriyet döneminde ise Alevi kavramı, bu inanç grubunun kendini tanımladığı temel adlandırma hâline gelmiştir. Alevi sözcüğü, hem inançsal hem de kültürel bir kimliği daha kapsayıcı biçimde ifade etmesi nedeniyle tercih edilmiştir. Bu değişim, terimlerin anlam farklılığından çok, toplumsal algının dönüşümünü yansıtmaktadır.
Akademik Yaklaşımlarda Kavramların Değerlendirilmesi
Günümüz akademik çalışmalarında Kızılbaş ve Alevi kavramları genellikle tarihsel bağlamda eş anlamlı ya da büyük ölçüde örtüşen terimler olarak ele alınmaktadır. Araştırmacılar, Kızılbaş ifadesinin daha çok Osmanlı dönemine ait tarihsel bir adlandırma olduğunu, Alevi kavramının ise modern dönemde bu topluluğun kendisini tanımlamak için benimsediği isim hâline geldiğini vurgulamaktadır. Bu yaklaşım, iki kavram arasında özde bir ayrım bulunmadığını ortaya koymaktadır.
Toplumsal Hafızada Kavramların Yeri
Toplumsal hafızada Kızılbaş ve Alevi terimleri, farklı duygusal çağrışımlara sahip olabilmektedir. Kızılbaş sözcüğü, tarihsel baskı ve dışlanma dönemlerini hatırlatırken; Alevi kavramı, günümüzde daha çok inanç, kültür ve kimlik ekseninde kullanılmaktadır. Buna rağmen her iki terim de aynı tarihsel ve inançsal zemine işaret etmektedir. Aralarındaki fark, inancın özüyle değil, tarihsel dönemlerin dil ve siyaset anlayışıyla ilgilidir.
Kızılbaş ve Alevi Aynı Yapının Farklı Adlarıdır
Tarihsel belgeler, Osmanlı resmî yazışmaları ve modern akademik değerlendirmeler bir arada ele alındığında, Kızılbaş ve Alevi kavramlarının farklı dönemlerde aynı topluluğu tanımlamak için kullanıldığı açıkça görülmektedir. 1826 tarihli Hatt-ı Hümayun’da geçen “güruh-ı alevi” ifadesi, bu sürekliliğin yazılı belgelerdeki en net örneklerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Bu çerçevede Kızılbaş ve Alevi, farklı isimler taşısa da aynı inanç ve toplumsal geleneğin tarihsel yansımaları olarak değerlendirilmektedir.
Kaynak: Zeki Ersin Yıldırım