Salgınla Mücadele ve Suriyeliler


Çinlilerin inançsız yaşamları ve komünist rejimin etkisiyle açlıktan ölmemek için kedi, köpek, fare, yılan vb. hayvanları yiyerek sağlıksız beslenmelerinin bir neticesi olan koronavirüs bulaşıcı hastalığı yaklaşık bir yıldır bütün dünyayı kasıp kavuruyor. Diğer ülkelerden birkaç ay sonra Türkiye’ye gelmesine rağmen kısa zamanda ülkemizi etkisi altına alan bu habis virüs yüzünden bugün (23 Kasım 2020) itibariyle vefat eden hasta sayımız 12.511’e (resmi rakamlara göre) yükselmiştir.

Salgının ülkemize geldiği ilk aylarda hükümetin aldığı tedbirler kapsamında, yaşlılarımızın sokağa çıkmalarına kısıtlama getirildi, dini ve milli bayramlarda sokağa çıkmak tamamen yasaklandı, berber, kuaför, ağda-masaj salonu, yüzme havuzu, spor salonu, halı saha, kıraathane, bilardo salonu, çay ocağı, lokanta, kebapçı, taziye evi, düğün salonu, organizasyon ajansı ve daha birçok işkolunda işyerleri kapatıldı. Ortada haklı bir gerekçe olduğu için bu duruma kimsenin itiraz etmesi zaten söz konusu bile olamazdı.

Bu tedbirlerin çok faydasını gördük, o dönemler çok iyi gidiyorduk, salgının yayılma hızı da iyice azalmıştı ancak biz düğün, nişan, sünnet, kongre, miting, cenaze töreni, taziye ziyareti, hasta ziyareti ve bu gibi alışkanlıklarımızdan vazgeçemediğimizden dolayı salgının bulaşma hızı iyice artarak bu noktalara kadar geldi.

Şimdilerde hükümet tedbirleri artırmak için yeniden bazı kararlar aldı. Okullar yıl sonuna kadar yüzyüze eğitime ara verdi, özellikle hizmet, eğlence ve gıda sektöründe faaliyet gösteren işyerleri kapatıldı. Tabi ki konu sağlık olunca bu tedbirlere kimse itiraz edemez. Ancak ilk kısıtlama ve yasaklarda vatandaşın bir kısmı kilerindeki gıda maddelerini tüketti, bir kısmı kredi kartını kullanarak ihtiyaçlarını karşıladı ama daha sonra kredi kartı borcunu ödeyemediği için iyice battı. Kredi ve kredi kartlarına olan borçlarımız yaklaşık 600 milyar, ödenemeyen borçlardan dolayı icraya düşen dosya sayısı ise 20 milyon adede ulaşmış durumdadır.

Yukarıda sıraladığımız işkollarındaki işçilerin büyük çoğunluğu sigortasız yani kayıt dışı çalışmaktadır. Şimdi bu işkollarının faaliyetlerine geçici olarak bile ara verildiğinde en iyimser bakış açısıyla beş - altı milyon insanımız kayıt dışı çalıştıkları için kayıt dışı olarak da işsizler ordusuna katılmış oluyorlar. Yani bu vatandaşların işsiz kaldığından resmi olarak devletin haberi olmuyor. Daha önceki kısıtlama ve/veya yasaklarda ellerinde avuçlarında olan her şeyi yiyip bitirdikleri için artık yolun sonuna gelmiş durumdadırlar.

İşin doğrusuna bakarsak devletimiz bu kadar insana destek verecek ekonomik güce de sahip değildir. Son dönemlerde yaşadığımız siyasi, sosyal, ekonomik savaşlar ve israfın zirveye çıkması yüzünden Türk Liramız döviz ve altın karşısında hızla değer kaybetmektedir.

Ben ekonomist değilim ama görünen köy de kılavuz istemiyor.

Bu durumda yapılacak tek şey vardır.

Bugün Türkiye’de yaklaşık 5 milyon Suriyeli mülteci yaşıyor. Suriye’nin toplam nüfusu 20 milyon yani Suriye nüfusunun % 25’i Türkiye’de yaşıyor bu demektir ki; şu anda Suriye’nin 1/4'ü boşaltılmış ve boşalan bu alanlar tamamen terör örgütlerinin ve yabancı ülkelerin kontrolüne girmiştir. Bu terör örgütlerinden sınır komşusu olarak en büyük zararı Türkiye görmektedir. Son aylarda ülkemizin çeşitli kentlerinde yapılan IŞID/DEAŞ operasyonlarında yakalanan teröristlerin büyük bölümünün Suriye asıllı olduğunu dikkate alırsak bu tehlikenin boyutlarını daha iyi görmüş olacağız. Bu yüzden Suriye’nin bir an önce normale dönmesi gerekmektedir. Ama ülkemizdeki mülteciler Suriye’ye dönüp evlerine, mahallelerine, köylerine, şehirlerine tarlalarına, bağlarına, bahçelerine sahip çıkıp bu uğurda gereği halinde can alıp can vermedikçe Suriye normale dönemeyecektir. Ayrıca bir toprağın vatan olabilmesi için o toprağa sahibi olan milletin kanının akması şarttır. Bu noktadan hareketle Suriyelilerin topraklarını vatan yapma haklarını kısıtlamamız haksızlıktır.

Asıl konumuza yani koronavirüs salgınına dönecek olursak, salgın kapsamında alınan önlemler yüzünden darboğaza giren vatandaşlarımıza nakit desteği verilmesi elzem hale gelmiştir. Madem ki, ülke ekonomisi bu yükü kaldıramayacak durumdadır. O zaman yılladan beri, beslediğimiz, büyüttüğümüz (ki, 8 yılda 450 bin çocuk doğurmuşlar) Suriyelileri artık ülkelerine gönderme vakti gelmiştir.

Ülkemizde kaldıkları süre içerisinde Suriyelilere 50 milyar dolar harcadık ve kalmaya devam etmeleri halinde harcamaya da devam edeceğiz. İşte tam bu noktada diyorum ki; gönderelim Suriyelileri gitsin onlar ülkelerine sahip çıksınlar, biz de onların rahat etmeleri için harcayacağımız parayı salgın dolayısıyla işyeri kapanan, işini kaybeden insanlarımıza ödeyelim. Böylece hem Suriye’deki normalleşme hızlanacak hem de ülkemizdeki salgınla mücadele daha sağlam bir şekilde yürütülecektir. Vatandaşımıza işyerini kapat, işini bırak git evde otur derken geçimini temin edeceği kadar bir maaş ödemiş olmamız salgınla mücadelede elimizi güçlendirecektir.

Yani sözün özü, Suriyelileri göndererek hem sınır güvenliğimizi sağlamış olacağız, hem ekonomimizi güçlendirmiş olacağız, hem de salgına karşı daha sağlam durmuş olacağız. Bugünkü halimizle bundan daha iyi bir çözüm yoktur.