Onca Yıl Hamallık Yapmışız

Abone Ol

Yarım yüzyılı aşkın bir zamandır konakladığım şu yalan dünyada şöyle dönüp geriye bakınca hayatımın ilk 40-45 yılında dünyayı sırtımda taşıdığımı görüyorum.

Resmen hamallık yapmışım…
Neyse ki, son yıllarda eski Türkiye’nin hamallıklarından arındım da rahata erdim.

Değerli okurum, bakın ben anlatayım, siz de benimle aynı fikirde olup, olmadığınızı yoruma ekleyiniz…

Eskiden 25 kiloluk bir torba pirinç alır, burnumuzun ucundan ter damlayarak eve kadar taşırdık,
Şimdi marketten bir kiloluk bir paket pirinç alıyor ve hiç yorulmadan eve götürüyoruz.

Eskiden 19 litrelik bir teneke zeytinyağı alır zar zor taşıyarak eve yetiştirmeye çalışırdık,
Şimdi bir litrelik ayçiçeği yağını alıp hiç yorulmadan eve götürüyoruz.

Eskiden her evlenene, sünnet olana çeyrek altın almak için kuyumcuya koşardık,
Şimdi hiç yorulmadan cebimizden 200 lira çıkarıp, takıyoruz.

Eskiden bir yakınımız hastalanınca mevsim meyvelerinden torba torba doldurup ziyaretine gider, ihtiyacı varsa yastığının altına da para koyardık,
Şimdi bir litre market sütü alıp gidiyoruz.

Eskiden arabamızın yazlık ve kışlık bakımlarını yaptırmak için sabahtan akşama kadar sanayide koşuştururduk,
Şimdi bakım yaptıramadığımız için sadece arızalarda sanayiye gidiyoruz.

Eskiden ayda bir defa akşam yemeğini ailece dışarıda yemek için binbir zahmetle özene bezene hazırlanır, lokantaya giderdik,
Şimdi evde pijamalarımızı giyip, rahatça yemeğimizi yiyoruz.

Eskiden her yaz ailecek koca koca valizleri taşıyarak ve yüzlerce kilometre araç kullanarak, tatile gider, denize girerdik,
Şimdi hiç yorulmadan evde duşun altına girip serinliyoruz.

Eskiden her ay maaş alınca, kitap mağazalarına, sahaflara, kitap fuarlarına gider, en az üç-beş kitap alır ve bunları eve kadar taşımak zorunda kalırdık,
Şimdi kitap alamadığımız için taşımak zorunda da kalmıyoruz.

Eskiden sinemaya, tiyatroya, konsere, maça gitmek için gereksiz yere yorulurduk,
Şimdi kanalizasyonda -afedersiniz dilim sürçtü- televizyon kanallarında ne yayınlanırsa onu izliyor, mutluymuşuz gibi davranıyoruz.

Eskiden cebimizde 200 lira ile kasaba gider, yedi-sekiz kilo et alır, eve götürürdük,
Şimdi cebimizde 200 lira ile kasaba gidiyor, 200 gram et alıp afiyetle yiyoruz.

Eskiden dini bayramlarda yollara dökülüp, uçakla, otobüsle, özel aracımızla Sılay-ı Rahim yapmak üzere memleketimize giderdik,
Şimdi yorulmak zorunda kalmadan, telefon açıp bayramlarını kutluyoruz.

Eskiden hafta sonları pikniğe gider, mangal yapardık,
Şimdi balkonda çay içmekten fazlasını yapamıyoruz.

Eskiden çocuğumuzu dershaneye yazdırırdık, çocuk bir sürü ders yüküyle boğuşurdu.
Şimdi çocuğu dershaneye yazdıramadığımız için sokaklarda dilediği gibi gezebiliyor.

Eskiden Kurban Bayramında danaya hisseye girerdik veya koç keserdik, onlarca kilo eti doğra, paylaştır, dağıt… bir sürü iş yükü…
Şimdi Kurban Bayramı olunca bir kilo kuşbaşı alıyoruz.

Uzun lafın kısası, vakti zamanında kendimizi çok yormuş, resmen dünyanın hamallığını yapmışız,
Şimdi ne güzel, elde yok, avuçta yok olunca zahmetsiz ve rahat bir hayat yaşıyoruz bu sebeple de hiç yorulmuyoruz…

Sizce de öyle mi?