Yıllarca Gençlik ve Spor İl Müdürlüğüne bağlı Atatürk Spor Salonunda, 'Güreş Minderleri' üzerinde ter döktükten sonra sağlık sorunlarım nedeniyle uzak kaldığım 'Judo' sporuna JİK'in (Judo İhtisas Kulübü) kurulmasıyla bir nebze de olsa yeniden yakınlaştım. Güreş minderleri üzerinde ter döktüğümüzü yazdım, çünkü 'Tatami' denilen ve güreş minderinden daha farklı bir yapıya sahip olan judo minderimiz yoktu…
Hayatını Judo Sporuna vakfetmiş olan değerli hocam Ali İhsan DELİOĞLU, 19 Ocak 2011 Çarşamba günü beni arayıp, akşam bir programları olduğunu katılmamı istediğini söylediğinde bunu bir görev kabul ederek, bütün işlerimi ve programımı erteleyip, verilen saatte yani 19:00'da JİK'in iktisadi işletmesi olan 'Bahçelievler Ocakbaşı ve Kafetarya' hazır bulundum.
Vali Yardımcısı Tayfur ELBASAN, İl Emniyet Müdürü Sabri DURMUŞLAR, Gençlik ve Spor İl Müdürü Hakan ALTUĞ ve İl Genel Meclisi Başkanı ile çeşitli Kurumların amirleriyle paylaştığımız masanın dışında sporcu gençlerin velileri büyük bir gururla protokolün yanındaki masaya oturmuşlar, 15 günlük bir kamp çalışması için Azerbaycan'dan Şanlıurfa'ya gelen 2 Antrenör ile 33 judocu ve JİK'in şampiyon judocuları diğer masaları doldurmuşlardı. Gözden uzak bir masada bütün mütevazilikleri ile oturan JİK'in diğer antrenörleri Ahmet ŞEYHANLI, Niyazi TANRIVERDİ ve İbrahim TOPAL ile 30 yıllık Judocu Emin ŞİMŞEK ağabeyimiz… Komple sporcu bir kardeşimiz olan Mahmut Sani TOK elinde kamera ile baştan sona programı kayda alıyor. Ali hocam gelen her misafiri kapıda karşılayıp, yer gösteriyor, herkesle tek tek ilgileniyor. Böylesi sıcak bir ortamda ikram edilen birbirinden lezzetli yemekleri yedikten sonra Ali hocam, 'Şanlıurfa'dan bir dünya şampiyonu çıkarma' idealini tekrarladığı son derece duygusal bir konuşma yapıyor ve kendisiyle birlikte judo adına ter dökmüş herkese gözyaşı döktürüyor… ardından birkaç plaket takdimi ve sonrasında konuşma yapmak üzere kürsüye gelen Azerbaycan Milli Antrenörlerinden Vugar ALİYEV'in 'İki devlet, tek millet' sözü göz pınarlarımızın coşmasına yetmişti. Gerçekten de orada bulunan, Türkiye ve Azerbaycan Türkü yaklaşık 60 sporcunun birbirleriyle nasıl kaynaştıklarını görenler bu gençlerin sanki yıllardan beri arkadaş, akraba, hatta kardeş olduklarını düşünür… Zaten öyle de değil mi? Biz kardeş değil miydik? Hem de özbe öz kardeş / gardaş!
Yemekten sonra Abdulkadir Geylani DELİOĞLU ve ekibinin sunduğu müzik ziyafeti ile gençler eğlenmeye devam ederken diğer Azeri Milli Antrenör Ramiz MEMEDOV'un bir ara dışarıya çıktığını görünce tanışmak için hemen peşinden çıktım; tanışır tanışmaz da birazdan yola çıkacaklarını öğrendim. Bu acelenin sebebini sorduğumda, 'yarın (20 Ocak) Azerbaycan şehitlerini anma törenlerine katılmak üzere memleketimizde olmalıyız' dedi.
20 Ocak'ta ne olmuştu ki; Ramiz hoca sayesinde hafızalarımızı tazeledik… 70 yıllık komünizm propagandasına rağmen Azerbaycan'daki milli şuuru ve Halk Cephesini yok edemeyen Ermenilerle Rusların istekleri üzerine, SSCB'nin son lideri, Ermeni'lerin en büyük destekçilerinden olan Mihail Gorbaçov'un emriyle Bakü'ye giren Kızıl Orduya ait tanklarının paletlerinin altında ezilerek şahadet şerbetini içen 600 soydaşımız için 21 yıldır aksatılmadan anma törenleri yapılmaktaydı. O halde gardaşlarımız anma törenlerine katılacaklardı, bizler de buradan Fatihalarımızı gönderecektik, öyle de yaptık…
Gecenin sonunda gerçekten de o sıcak ortamdan ayrılmak zor oldu… Bizi de unutmayıp, davetli listesine adımızı ekleyerek, bu güzel geceyi bizlere yaşattığı için Ali İhsan DELİOĞLU hocama bir kez daha teşekkür ediyorum ve diyorum ki; 'Ali hocam siz de bu inanç, azim ve kararlılık oldukça Şanlıurfa'dan bir dünya şampiyonu çıkarma idealiniz gerçekleşecektir.' Hiç şüpheniz olmasın! Saygılarımla