Yaşam

Şanlıurfa’nın Unutulmayan Kışı: 1911’de Fırat Nehri Dondu

Şanlıurfa Gazetesi köşe yazarı Mehmet Emin Güneş, halk arasında “Kar Senesi” olarak anılan 1911 kışını kaleme aldı. 45 gün süren kar yağışı, “Kırmızı Kar Yılı” anlatıları ve Urfa’nın adalet, kardeşlik ile misafirperverlik kültürünü yansıtan tarihi olaylar, bu yazıyla yeniden gün yüzüne çıktı.

Abone Ol

Şanlıurfa Gazetesi köşe yazarı Mehmet Emin Güneş, Şanlıurfa’da 5–10 yılda bir görülen kar yağışları üzerinden kentin kar tarihini ele alan inceleme ve araştırma niteliğinde bir yazı kaleme aldı. Güneş’in yazısı, özellikle halk arasında “Kar Senesi” olarak anılan 1911 kışına ışık tutarak tarihe önemli bir not düşüyor.

Güneş, Urfa’da son günlerde etkisini gösteren kar yağışının, 1911 yılında yaşanan ve hafızalara kazınan büyük kışı yeniden gündeme getirdiğini belirtti. Aralık ayında başlayıp yaklaşık 45 gün aralıksız devam eden bu sert kış, Urfalılar için yalnızca bir doğa olayı değil, aynı zamanda bir zaman ölçütü hâline gelmişti. O yıl doğanlar “kar yılında doğdu”, vefat edenler ise “kar yılından birkaç yıl sonra öldü” şeklinde anılır olmuştu. Bu dönem, halk arasında “Kırmızı Kar Yılı” olarak da biliniyor.

“Kırmızı Kar” ifadesinin, Afrika’daki Sahra Çölü üzerinden atmosfere karışan demir oksit tozlarının karla birlikte yeryüzüne inmesinden kaynaklandığı düşünülüyor. Halk arasında “toprak yağdı” şeklinde anlatılan bu doğa olayının, farklı dönemlerde başka ülkelerde de görüldği biliniyor.

1911 kışının son derece sert geçtiğini belirten Güneş, yolların kapandığını, halkın çarşıya pazara çıkamadığını, esnafın dükkân açamaz hâle geldiğini aktardı. Evlerin damlarında biriken karların sokağa atıldığı, kar seviyesinin sokaktan geçenlerin ev avlularını görebilecek kadar yükseldiği anlatılıyor. Rivayetlere göre Fırat Nehri donmuş, insanlar nehrin üzerinden yürüyerek karşıya geçebilmişti. Açlık da bu zorlu kışla birlikte gelmiş; dağlarda yiyecek bulamayan kurtlar şehir merkezine kadar inmişti.

Uzun süren kar yağışları ve üretimin durmasıyla birlikte halk evlerindeki erzakı tüketmiş, gıda fiyatları hızla yükselmişti. Özellikle kömür başta olmak üzere yakacak maddeleri fahiş fiyatlara satılırken, et ve sadeyağ en çok zamlanan ürünler arasında yer aldı. Açlıktan yerleşim alanlarına inen kurtların koyun sürülerine zarar vermesi de bu artışın nedenleri arasında gösterildi.

Mehmet Emin Güneş, yazısında 1911 yılına dair Urfa’nın toplumsal ve kültürel yapısını yansıtan iki önemli olaya da yer verdi. Bunlardan ilki, Kürt Hacı Ali Efendi’nin cenaze merasimi oldu. Urfalıların sevip saydığı âlimlerden olan Kürt Hacı Ali Efendi, kar yağışlarının devam ettiği günlerde vefat etti. Yalnızca Müslümanlar tarafından değil, Ermeniler ve diğer din mensupları tarafından da saygı gören Hacı Ali Efendi, farklı inanç grupları arasındaki anlaşmazlıklarda hakem olarak kabul ediliyordu.

Hızanoğlu Camii imamı olan Kürt Hacı Ali Efendi, vasiyetinde Bediüzzaman Mezarlığı’na defnedilmek istediğini belirtmişti. Yoğun kar nedeniyle yollar kapalı olmasına rağmen, Müslüman ve Ermenilerden oluşan Urfa halkı birlikte seferber olarak yolu açtı ve defin işlemi gerçekleştirildi. Bu olay, 1911 yılında Urfa’da farklı inanç gruplarının bir arada ve uyum içinde yaşadığını göstermesi bakımından dikkat çekiyor.

Yazıda yer verilen ikinci olay ise Urfa’nın köklü misafirperverlik geleneğini gözler önüne seriyor. İpek Yolu üzerinde bulunan şehir, kar senesinde ticaretin neredeyse durma noktasına gelmesine rağmen, İran’dan Halep’e halı ticareti için yola çıkan bir kervanı ağırladı. Yoğun kar ve tipiye yakalanan kervan, Urfa’da Hacı Fazlı Efendi’ye ait konağa sığındı. Ev sahibi, buranın bir han olmadığını bildiği hâlde kervanı geri çevirmedi ve yaklaşık 15 gün boyunca misafir etti. Ayrılırken ücret ödemek isteyen kervan mensuplarına ise misafir olduklarını söyledi. Bu olay, yıllar sürecek bir dostluğun başlangıcı oldu. Söz konusu yapı günümüzde “Hanehan Otel” olarak hizmet veriyor.

Mehmet Emin Güneş, bu iki örneğin 1911 Kar Senesi’nin yalnızca bir doğa olayı değil; Urfa’nın adalet anlayışını, birlikte yaşama kültürünü ve misafirperverliğini ortaya koyan önemli bir tarih kesiti olduğunu vurguluyor.