Şanlıurfa'dan birbirinden güzel saray görünümündeki evler özellikle Kadı oğlu mahallesi başta olmak üzere yıkılarak otopark yapılması tarihe karşı ne kadar duyarsız olduğumuzu gösteriyor. Gerçi 12 Eylül Caddesi ismini 32 yıl taşıyan bu mahalle en büyük darbeyi de 12 Eylül Cunta döneminde aldı. Dönemin Belediye Başkanlığına getirilen binbaşı tarihi evleri yıkarak buradan bir araçın geçebileceği yol açtılar. Bunların ileri görüşleri şehircilik görüşleri doğrultusunda yüzlerce tarihi evi yok ettiler. Dönemin valisi T.Ziyaettin Akbulut ve Şahabettin Harput'un girişimleri ile tarihi evler konuk evlerine dönüşmeye başladı. Tarihi evler hayat bulmaya başladı. Şuan turizme hizmet veriyor. Olması gereken bu idi. Bundan sonra derneklerin merkezleri, bazı kurumların idari yerleri tarihi yapılar olmalıdır. Turistlerin beton yapılara gelmemektedirler. Tarihi yerleri görmeye geliyorlar. Şanlıurfa Belediyesinin de son dönemde Şanlıurfa ya kazandırdığı mutfak müzesi, müzik muzesi gibi yerler ise takdire şayandır.
Yine Şanlıurfa Belediyesinin Mahmutoğlu kulesi ise Kent Muzesi oluyor. Gerçekten yerinde ve doğru bir karar. Yıllardır ayakta kalmaya çalışan kulenin dışında çevresinde surlarda ortaya çıktı. Çok güzel bir görünüm kazandı.
Şanlıurfa Evlerinin Biçimlenmesinde Etkili Olan Nedenler; Anadolu evleri arasında ayrı bir grup oluşturan "Güneydoğu Anadolu Evleri" içersinde yorumlanması gereken Şanlıurfa evleri, yüz yıllardan beri bölgede süregelen mimari bir geleneğe dayanır. Gerek malzeme seçimi ve gerekse plan uygulaması yönünden Urfa evlerinde ve evlerin oluşturduğu sokak görünümlerinde iklimin büyük etkisi görülür. Kalker taşından yapılmış kalın duvarların ve tonoz örtülü toprak damların kullanılmasıyla yaz aylarının gölgede 45-47 dereceye kadar varan sıcaklığı büyük ölçüde hafifletilmiş, sokakların dar, duvarların yüksek tutulmasıyla da hemen hemen günün her saatinde güneşte yanmadan yürünebilecek gölgelik bir kesim elde edilmiştir.
Bölgenin ormandan yoksun bulunması, kentin güneybatı kesimindeki dağlarda bulunan kalker taşının (ünlü Urfa Taşı) işlemeye elverişli olması mimaride ana malzeme olarak taşın kullanılmasına neden olmuştur.
Urfa evlerinin haremlik ve selamlıklı olarak inşa edilmeleri ve sokak tarafından penceresiz yüksek duvarlarla çevrilerek gizlenmeleri İslam’daki aile hayatının mahremiyeti gereği ortaya çıkmıştır. Bu şekilde dışarıya kapalı olan evlerin birer "saray"ı andırır ölçüde büyük ve teşkilatlı yapılmasının nedenini de birleşik aile düzeninde ve dolayısıyla ailelerin kalabalık olmasında aramak gerekir. Ailedeki erkek çocukların evlenmeleri halinde ayrı birer ev tutmayarak baba evlerinde oturmaları büyük ve teşkilatlı ev planlarının doğmasına neden olmuştur.
Evlerin büyük olarak yapılmasının diğer bir nedenini Hz. İbrahim (a.s) den geldiği kabul edilen Urfa’lıların misafir sevme geleneğinde aramak gerekir. Bu gelenek, sokak kapılarının birer han kapısını andırır ölçüde büyük olmasında, mutfakların geniş ve 6-7 ocaklı olarak teşkilatlı yapılmasında da etkili olmuştur denilebilir.
Dış görünüşündeki penceresiz yüksek duvarlarla bir kale gibi sokağa kapalı olan Urfa Evleri’nin iç kısımlarındaki ahşap ve taş süslemenin cami, han, hamam, medrese gibi anıtsal eserlere nazaran son derece zengin bir şekilde karşımıza çıkmasının nedeni, günlerini evinde oturarak geçiren kadına, sıkılmayacağı zevkli bir ortam yaratma düşüncesinde ve Fransız Sanat Tarihçisi Albert Gabriel’in "Türkler süslemeyi gösteriş için değil, kendi zevkleri için yapmışlardır" sözünde aramak gerekir.
Urfa evlerinin biçimlenmesinde iklimin, İslami inanışların, birleşik aile düzeninin ve ev kadınına ferah bir ortam yaratma düşüncesinin etkileri yanında, sosyal ihtiyaçların da etkisini görmek mümkündür. Çatı yerine "düz dam"ın büyük çoğunlukla kullanılmış olması salça, biber, bulgur, pekmez gibi kışlık zahirenin kurutulması ihtiyacından doğmuştur. Bugün inşa edilen apartmanlarda bile düz dam geleneğinin devam etmesi aynı ihtiyacın bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca sıcak yaz gecelerinde açık havada yatma ihtiyacı da düz damların yapılmasını sağlayan nedenler arasında sayılabilir.
Geniş ve açık "hayat"ın ortaya çıkmasının nedenini birinci derecede iklimin sıcak olmasında aramak gerekir. Ancak; sünnet, düğün, süpha (düğün yemeği) gibi sosyal gelenekleri de "hayat"ın biçimlenmesindeki etkili nedenler arasında göstermemiz mümkündür.