Reklam

Urfa'da ney yeni aşılanmaya başladı (Özel Haber)

Ateş; Şanlıurfa da ney tarihi yakın 1910 işte bin dokuz yüzün başlarında diyeyim işte Şanlıurfa Mevlevi hanesi var orada Mevleviler yapılırdı, kayıtları da var fotoğrafları da siyah beyaz olanları var.

Urfa'da ney yeni aşılanmaya başladı (Özel Haber)

Ateş; Şanlıurfa da ney tarihi yakın 1910 işte bin dokuz yüzün başlarında diyeyim işte Şanlıurfa Mevlevi hanesi var orada Mevleviler yapılırdı, kayıtları da var fotoğrafları da siyah beyaz olanları var.

Urfa'da ney yeni aşılanmaya başladı (Özel Haber)
09 Ocak 2020 - 16:19

Ney ustası Ahmet Ateş Şanlıurfa Gazetesine yaptığı açıklamada ;  1986 Şanlıurfa doğumluyum.Yaklaşık on iki yıl olmak üzere Şanlıurfa da atölye açıp hizmet vermekteyiz. Bu işe başlamama sebep burada hocaların yetersizliği aslında alt tabanda bu var. Hem de Şanlıurfa’daki ney yapımının eksikliğinden ötürüdür. İşte bunu bir nevi ben gönüllü olarak ben üstlenmiş oldum. Yaklaşık on iki yıldır çalışmalarımız devam ediyor. Büyük ney yapımcılarının yardımıyla devam ediyoruz işe. Ben ney’e başlarken normal halk eğitimin açmış olduğu sezonluk kurslarda başladım ney öğrenmeye. Ama bunların şahsıma yetersiz olduğunu görünce daha işinde uzman değerli insanlarla bağlantı kurdum. İşte Burcu Karadağ bunlardan biridir. Bu hocamızdan imkanlarım yetersizliğinden dolayı uzaktan whatsapp üzerinden eğitim aldım. Ondan sonra Ankara’da Başar Dikici hocayla tanıştım ondan tavsiyeler aldım. Bu gibi insanlar ile tanışıp bir nevi hem tavsiye hem de yol göstermelerini istedim. Ney su kamışı dediğimiz bir bitkiden üretiliyor. On üç tane de çeşidi var. Farklı ebatlarda farklı tonlarda işte kişinin kol boyuna göre ve ton ihtiyacına göre neyleri yapıp isteklerini karşılıyoruz. Tonlar okuyucuyla alakalı mesela kiminin sesi pestir kimisinin sesi diktir. Mesela bayanların sesi bir yerde tiz olduğu için mesela onlar farklı tonları tercih ediyorlar. Erkeklerde ki ses kaba olabiliyor pest olabiliyor onlarda farkı tonları tercih ediyorlar.Neyin insana kazandırdığı biraz hassasiyet, duygusallık, kendi içine biraz daha meyilli ediyor. Bir de hayat yolunda çok güzel arkadaşlık ediyor. Hz. Mevlana’nın tabiri ile ney kişinin aynasıdır. Duygularını daha iyi ifade edebilmen ve ya duygularını daha iyi hissedebilmen bu yönde daha çok yardımcı oluyor.
Urfa’da ney tarihi 1910 yılında başladı
Ateş; Şanlıurfa da ney tarihi yakın 1910 işte bin dokuz yüzün başlarında diyeyim işte Şanlıurfa Mevlevi hanesi var orada Mevleviler yapılırdı, kayıtları da var fotoğrafları da siyah beyaz olanları var. Orada imtiyaz hem de nizam adayları görünmekte onun dışında tarihte Şanlıurfa da pek rastlanmamış. Bin dokuz yüzlü yılların başlarında var. Ondan sonra varsa da bilinmiyor.Kamışlar genelde kış aylarında ocak, şubat kışın ortalarında kesimleri yapılır. Bunlarda genelde deniz bölgesinde yaşayan çiftçiler yapar. İşte belirli ölçülerde belirli aralıklarda toplamaya çalışırlar. Topladıklarını keserler o şekilde bize gönderirler bizde bunları işte en az iki yıl serin yerde muhafaza etmek üzere kuruturuz. Ondan sonra temizleyip ısı yardımıyla işleyip Ney’i hazırlarız. Şanlıurfa halkının ilgisi yüzde on gibi ama genelde dışarıdan buraya atanmış öğretmenler, öğrencilerin talebi daha yoğun. Urfa da daha yeni aşılanmaya başladık.
Hz. Mevlana’nın dediği gibi işte neyde ne varsa sende o çıkar.
Ateş;Kurs hakkında şöyle bilgi vereyim. Yerimiz Balıklıgöl rızvaniye külliyesi içerisinde no:11 adresinde vermiş olalım. Saat bir ile sekiz arası haftanın her günü isteyen öğrenci ücretsiz bir şekilde katılabilir. Zaman sorunumuz yok özellikle yedi sekiz arası çalışan insanlarda katıla bilir. Onun dışında kursun da ŞURKAV valilik birde halk eğitim tarafından düzenleniyor. Tamamen ücretsizdir katılabilirler. İşte dersini alan bir saat içerisinde uzun süre kalmasına da gerek yok ders yapıp hemen işlerine geri dönebilirler. Ney dersi alan bir öğrencinin güzel bir ney alması lazım öncelikle hem kendisi için faydalı kendi ilerlemesi için hem de güzel bir ney edinirse en başta bu ilerleyen dönemlerde daha da iyi bir hal alır. Kendiside aynı şekilde daha rahat ilerler. Bir de öğrenciler günde ortalama bir saat çalışmaları lazım. Ney biraz nazlıdır hemen küse bilir. Haftada bir ders alsalar kişiye yeterli gelir. Şimdi şöyle bira yetenek biraz da iteğin dışında sabır da gerekir. Mesela ben birçok neyci arkadaşın güzel üflüyorlar ama kendilerinde yaban duruyor Ney’le bütünleşmemiş gibi duruyor. Ney biraz daha içe yönelik olduğu için hani bira daha samimiyet ister, özen ister. Hz. Mevlana’nın dediği gibi işte neyde ne varsa sende o çıkar. Mesela benim samimiyetim, benim sevgim yani duyguların ne kadar yoğun olursa buda neyde titreşim olarak görülür. Ney diğer enstrümanlardan çok büyük bir farkı var. Yapımı olarak diğer enstrümanlara göre kolaydır. Ama kullanış olarak diğer enstrümanlardan zorun zirvesindedir. Bu sebeple hem yapılışı hem de üflenişi kişi de yeteri kadar sevgi aşk dediğimiz olay olmasa ney küser ondan. Zaten başlı başında müzik enstrümanlarının hepsi birer sanattır yapımı da aynı şekilde, sanat ticarete dökülürse zarar görür mü desek daha doğru olur. Sanat zara görmez de kişi zara görür.  Son olarak söylemek istediğim şudur. Ney seven insanlara birkaç cümlem olacak. Ney zordur üfleyemem nefesim yetmez gibi şeyler düşünmesinler. Uygulamış olduğumuz tekniklerle Ney’i en basit en kolay öğrenile bilir şeklinde ki seviyeye düşürerek öğretiyoruz. Zorlanmayız hem çalışırken hem üflerken, öyle nefesimizin çok kuvvetli olmasına güçlü olmasına da gerek yok. Sadece düzenli olarak derslere devam etmeleri yeterlidir.dedi.

Ney'in icadı;

Ney’in tarihçesi bilgilerine girmeden önce, ney’in icadıyla ilgili olarak, Hz. Peygamber’in ilahi bir sırrı Hz. Ali’ye söyledikten sonra Hz. Ali’nin bu sırrın manevi ağırlığına dayanamayıp onu susuz bir kuyuya bağırdığı ve daha sonra bu kuyudan çıkan kamışlardan her rüzgar estiğinde bu sırrın etrafa yayıldığı yolunda bir menkıbe anlatılır. Musiki kaynaklarında sıkça tekrarlanan bu menkıbe için Ferîdüddin Attar’ın Mantıku’t-Tayr adlı eseri kaynak gösterilirse de burada sadece Hz. Ali’nin sırlarını söylediği bir kuyunun kanla dolduğu hikaye edilir, neyle ilgili herhangi bir ifadeye rastlanmaz.

Ney öteden beri Türk musikisinin ve özellikle tekke musikisinin vazgeçilmez sazı olmuştur. Neyde bulunan yedi adet deliğin tasavvuf düşüncesinde ‘yedi Esmâ’ olarak yorumlanması ve ney’in insan-ı kâmili temsil etmesinin yanında Mevlana Celâleddin-i Rûmi’nin, “Dinle ney’den…” ifadesiyle başlayan Mesnevi’sinin giriş kısmının ney’e ayrılması bilhassa Mevleviyye tarikatında ney’e farklı bir yer kazandırmış, bu sebeple ney bu tarikatta ‘nây-ı şerif’ diye anılmıştır. Mesnevi ilk 18 beytinde ney’den bahseder, sonraki 6 cildinde de bunu açıklar. Burada ney sembolü altından bir dünya görüşü ve bir medeniyet anlatılır. Neyzen olmakla bu dünya görüşünü öğrenmeye de talip olmak da ilişkilendirilmektedir.

 

Ney’in tarihçesi araştırıldığında, bilinen en eski nefesli enstrümanlardan olduğu karşımıza çıkmaktadır. Kamıştan yapılmış müzik aletlerinin en eski örneklerine Mezopotamya’daki kazılarda rastlanmıştır. Sümerler yukarıdan aşağıya doğru üfleyerek çalınan kamış boruları ‘ka-gı’, ‘tigi’, ‘ni’, ‘na’ gibi kelimelerle ifade etmişlerdir. Dilli borulara Sümerce’de ‘nâ’ ismi verildiğine göre nây kelimesinin bu isimden geldiği söylenebilir. Anadolu’nun birçok yerinde kamı­şa ‘kargı’ denildiği göz önüne alındığında ‘ka-gı’ kelimesinin de ney’in yapıldığı kamış bitkisiyle olan benzerliğinden söz edilebilir. Eskiçağlardan bu yana Doğu’da kamıştan yapılan dilsiz sazlar için ney kelimesi kullanılagelmiştir. Uygurlar dönemine ait Turfan ve Hoço kazılarında bulunan bazı resimlerde dikey ve yatay tutuş şekilleriyle ney benzeri üflemeli çalgılar çalan insan figürlerine rastlanmıştır. Mısırlılar ve İbraniler’den kalan çeşitli kabartma ve oyma resimlerle fresklerde de ney benzeri bazı sazları görmek mümkündür. Ayrıca eski Mısır’da Nil nehri deltasında bolca rastlanan kamışın müzik aleti olarak kullanıldığı yine taş kabartmalarda görülmektedir.

Ney’i ilk defa Mezopotamya’da Sümerler kullanmıştır. Sümer toplumunda M.Ö. 5000 yıllarından itibaren kullanıldığı sanılan bu çalgıya ait elimizdeki en eski bulgu, M.Ö. 3000-2800 yıllarından kalan, bugün Amerika’da Philadelphia Üniversitesi Müzesi’nde sergilenen ney’dir. Çalgının o dönemlerde de dinsel törenlerde kullanıldığı sanılmaktadır.Ney’in bir başka formu ise M.Ö. 1249’lu yıllarda Çin’de kullanılan çift borulu bir düdük şeklindedir. Günümüzde ise bu çalgı halen Türkistan dolaylarında kullanılmaktadır.



 

YORUMLAR

  • 0 Yorum