Yapay Zekâ Çağında İnsan Kalabilmek ve Urfa’nın Kültür Mirası

Abone Ol

Eskiden bir bilgiye ulaşmak için saatlerce kitap karıştırırdık. Bugün ise birkaç saniye içinde telefonumuzdan istediğimiz cevabı bulabiliyoruz. Yapay zekâ artık yazı yazıyor, resim çiziyor, müzik besteleyebiliyor ve aklımıza gelen pek çok soruya anında cevap verebiliyor.

Peki bütün bunlar olurken biz neyi kazanıyor, neyi kaybediyoruz?

Şüphesiz teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyor. İşlerimizi hızlandırıyor, zamandan tasarruf etmemizi sağlıyor. Ancak bazen öyle bir noktaya geliyoruz ki elimizde telefon varken yanımızdaki insanı göremiyoruz. Aynı evde yaşayan insanlar bile birbirleriyle uzun uzun sohbet etmek yerine telefonlarına dalmayı ve sosyal medyada vakit geçirmeyi tercih ediyor.

Yapay zekâ düşünebilir, hesap yapabilir ve öneriler sunabilir. Ama bir annenin evladına duyduğu sevgiyi hissedebilir mi? Bir dostun omzumuza dokunup “Geçecek.” demesindeki samimiyeti verebilir mi? Bir komşunun kapımızı çalıp “Bir ihtiyacın var mı?” diye sormasının sıcaklığını yaşatabilir mi?

İnsan olmanın en güzel tarafı; sevmek, paylaşmak, merhamet etmek ve vicdanının sesini dinlemektir. Çünkü vicdan, insanın içinde hiç susmayan en adil hâkimdir. Merhamet ise güçlü insanların en büyük erdemidir. Bunları hiçbir teknoloji üretemez, hiçbir yazılım programlayamaz.

Çocuklarımız teknolojiyle büyüyor. Bu elbette kötü bir şey değil. Ancak onlara sadece tablet kullanmayı değil; selam vermeyi, büyüklerine saygıyı, küçüklerine sevgiyi ve ihtiyaç sahibine yardım etmeyi de öğretmeliyiz. Çünkü geleceği sadece teknoloji değil, iyi insanlar da şekillendirecek.

Bu nedenle özellikle Şanlıurfa gibi güçlü geleneklere sahip şehirlerde çocuklarımızı sosyal ortamlardan uzak tutmamalıyız. Onları dost meclislerine, aile buluşmalarına ve kültürel etkinliklere dâhil etmeliyiz. Eskiden büyüklerimiz cumartesi akşamları sıra gecelerinde bir araya gelir, pazar günleri ise Urfa’nın deyimiyle “dağa”, yani pikniğe giderdi. Çocuklar da bu ortamlarda birlikte büyür, oyun oynar, yeni arkadaşlıklar kurar, paylaşmayı ve dayanışmayı öğrenirdi.

Bugün ekranların başında geçirilen saatler arttıkça çocuklarımızın sosyalleşme imkânı azalıyor. Oysa bir piknikte tanışılan bir arkadaş, birlikte oynanan bir oyun ya da aynı sofrada edilen bir sohbet; çocukların özgüven kazanmasına, içine kapanıklıktan uzaklaşmasına ve sağlıklı iletişim kurmasına büyük katkı sağlar. Gerçek dostluklar, gerçek hayatın içinde kurulur. Teknolojiyi hayatımızdan çıkaramayız ama çocuklarımızın ekranlara değil, hayata bağlanmalarını sağlayabiliriz.

Yapay zekâdan korkmamıza gerek yok. Asıl korkmamız gereken, teknolojiyi kullanırken insanlığımızı kaybetmektir.

Unutmayalım; en akıllı makine bile bir tebessümün sıcaklığını, bir duanın içtenliğini ve bir gönle dokunmanın değerini bilemez.

Teknoloji geliştikçe insanlığımız da gelişiyorsa doğru yoldayız. Ama teknoloji ilerlerken kalplerimiz birbirinden uzaklaşıyorsa, işte o zaman durup düşünmeliyiz.

Çünkü yapay zekâ ne kadar gelişirse gelişsin; sevgiyi hisseden, vicdanıyla karar veren, merhameti yaşatan ve umut veren tek varlık insandır. Bizi insan yapan sahip olduğumuz teknoloji değil, yüreğimizde taşıdığımız sevgi, vicdan ve merhamettir.

Unutmayalım; geleceği yapay zekâ şekillendirebilir ama geleceğe yön verecek olan yine insanın vicdanı, sevgisi ve kültürüdür.