İmam Hüseyin Savaş

İmam Hüseyin Savaş

Bayrak Namus Demektir

12 Haziran 2014 - 09:29

1970’li yılların sonlarına doğru Kavacılar, Apocular vb. isimlerle yapılanan teröristler Türkiye’de sıkıyönetim ilan edilince Filistin Kurtuluş Örgütüne ait kamplara kaçarak buralarda silahlı eğitimlerine devam etmişlerdir. (Hani bizim, din kardeşlerimizdir diyerek 40 yıldan beri yardım ettiğimiz Filistin var ya, işte o Filistin) Türkiye’de sıkıyönetimin kalkmasıyla birlikte yavaş yavaş Suriye’ye yerleşmiş ve sınırı geçerek vur kaç kahpeliğine başlamışlardı. 12 Eylül 1980 öncesi doğu ve güneydoğuda ülkücü gençlerin canını alan, ocaklarını söndüren bu teröristler, artık devletin polisine, askerine, öğretmenine, mühendisine, işçisine, memuruna saldırır hale gelmişti. Ülkücüler bölücü teröristlere karşı mücadele ederken yalnız bırakanlar, bir tek ülkücü şehidin bile tabutuna omuz vermeyenler, ailesine yardım elini uzatmayanlar, hatta bu verdikleri mücadeleden dolayı ülkücüleri işkencelerden geçirerek yıllarca hapiste yatıranlar, darağaçlarına çıkaranlar, teröristlerin hedefi değişince bir terörle mücadele kampanyası başlattılar. Gerilla eğitimi almış olan teröristlere karşı düzenli ordu birlikleriyle veya polis gücüyle karşı konulamayacağını kısa sürede anladıklarından bir özel harekat birimi kumaya karar verdiler, karar verdiler vermesine ama sonunda 'ÖLÜM' olan bu yola kimse çıkmak istemiyordu. İş yine vatan, millet, din ve bayrak sevdalısı ülkücülere düşmüştü; ülkücü ve milliyetçi gençlerden müteşekkil oluşturulan Özel Harekat Birimi dağları teröristlere dar etmiş, teröristler özel harekatın adını bile duyduğunda kaçacak delik arar hale gelmişlerdi. Özel harekat dünya istatistiklerinin çok altında bir kayıpla yıllarca başarılı bir şekilde verdiği mücadele neticesinde tam terörün kökü kazınmak üzereyken, dağlardaki teröristler inlerinden dışarı çıkamazken, şehirlerdeki memur, esnaf, tüccar kılığındaki teröristler ağızlarını açıp tek kelime söyleyemezken, din üzerinden siyaset yapan bir partinin genel başkanı güneydoğuya yaptığı gezi sonrası kendisini koruyan özel harekatçılara rağmen 'Efendim bunların bıyıkları aşağı sarkmış, parmaklarında bozkurtlu yüzükleri var' ayrıca, 'Siz Türk’üm Doğruyum, Çalışkanım, derseniz birileri çıkar ben de kürdüm daha doğru ve çalışkanım der' vb. bir takım talihsiz açıklamalar yapınca özel harekatta tasfiye süreci başlatıldı. Kısa zamanda özel harekat polisleri dağıtıldı. Kimse de çıkıp demedi ki; yahu kardeşim sizin tatlı su mücahitlerinizde gözünü kırpmadan ölüme gidecek cesaret vardı da, biz mi onları özel harekatçı yapmadık… Özel harekat tasfiye edilince terör yeniden gemi azıya aldı, ta ki, 1999 yılında MHP’nin de içinde bulunduğu 57. Hükümet kuruluncaya kadar… 57. Hükümet bir koalisyon hükümeti olmasına rağmen terörün üstüne kararlılıkla gitmeye başladı. Dağdaki teröristleri yakalayıp cezaevlerine doldurdu, dağda kalanların bir kısmı Suriye’ye kaçtı geri kalanları ise devlete baş kaldırmanın bedelini canlarını vererek ödediler, dağlarda ölen teröristlerin cenazelerine aileleri bile korkudan sahip çıkamadı. Yıllardan beri örgüt kamplarına dönen cezaevlerine baskınlar yapılarak yapıldı, koğuşlardan cep telefonları, uyuşturucular, kesici ve delici aletler, hatta ateşli silahlar toplanarak el konuldu, sorumluları cezalandırıldı. 2001 yılına gelindiğinde terör sıfırlanmıştı. 2002 yılında AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte ülkemizde daha önce hayal bile edilemeyen bir takım olaylar gerçeğe dönüştü. Öncelikle teröre karşı büyük tavizler verildi; eve dönüş yasası ile cezaevindeki teröristler serbest bırakıldı, dağdaki teröristler siyaset yapmak üzere şehirlere davet edildi, İmralı adasındaki bebek katili terörist başının şartları her gün biraz daha iyileştirildi, adaya gidip gelen siyasi teröristlere ve caninin ailesine özel kara ve deniz araçları tahsis edildi, hücresi genişletildi, yanına arkadaşlar gönderildi, televizyon verildi, istihbaratın en yetkili isimleriyle terörist başı neredeyse adada aylık toplantılar yapmaya başladılar. Artık ok yaydan çıkmıştı, teröristler dağlardan şehirlere inmiş, polis karakollarına, askeri birliklere saldırmaya başlamış, teröristler şehir girişlerinde kontrol noktaları oluşturarak kimlik kontrolüne başlamış, şehirlerarası yollar trafiğe kapatılmış doğu ve güneydoğu ile bazı büyükşehirlerimiz yaşanmaz hale gelmiştir. 8 Haziran 2014 Pazar günü Diyarbakır’ın Lice ilçesindeki askeri birliğin duvarından atlayarak giren terörist tarafından direğe tırmanmak suretiyle gönderdeki Türk bayrağı indirilerek yerlere fırlatılmıştır. Aradan geçen iki gün geçmesine rağmen sadece Ülkü Ocakları öncülüğünde çeşitli milliyetçi kuruluşlar bu olayı protesto etmiş, Hükümet kanadından somut bir adım atılmamış, yakalanarak gözaltına alınan teröristlerin biri dışındakiler mahkemeye bile çıkarılmadan serbest bırakıldı. Bu ülkede yine her zaman olduğu gibi ülkücüler ve Türk milliyetçileri bayrağa sahip çıkmıştır. Halbuki; 'Bayrak demek din demektir, bayrak demek vatan demektir, bayrak demek namus demektir' din, vatan ve namus gibi değerleri bilen herkesin bayrağa sahip çıkması gerekir. Bu değerlere saygısı olmayan, bu değerleri şahsiyetinde barındırmayanlar soysuzdur, kanları bozuktur. Bayrağın onların için hiçbir önemi yoktur, hiçbir değeri yoktur. Aslında o soy fukaralarının da bizim için bir değeri yoktur, günü saati geldiğinde devlet devletliğini yaptığında, hesaplar görülmek üzere defterler açıldığında herkes yaptığının bedelini ödeyecektir. Arada bir böyle fetret devirleri olsa da Türk devletine ihanet kimsenin haddi değildir.

YORUMLAR

  • 0 Yorum