Yüzüncü Yıldönümümüz Yaklaşıyor!
Reklam
İmam Hüseyin Savaş

İmam Hüseyin Savaş

Yüzüncü Yıldönümümüz Yaklaşıyor!

30 Ekim 2019 - 10:08

Avrupa’nın sömürge üzerinden prim elde eden kan emici ülkelerinin yüzyıllarca süren sistemli bir çalışma ile içini boşalttıkları Osmanlı Devleti nihayet istedikleri kıvama gelmişti; Artık onların gözünde Osmanlı “Hasta Adam” idi.

Kültürel, ekonomik, milli ve dini tuzaklarının hepsi onlar adına başarıya ulaşmıştı ve artık beklemeye gerek görmediklerinden, Orta Çağ Avrupa’sının barbar profilini çağrıştıran bir usulle ülkemize topyekûn hücum ettiler.

Rusya, Ermenistan, İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan gibi ülkeler Türk’ün topraklarını babalarından kalan miras gibi masa başında oturarak aralarında paylaşıyorlardı.

Çünkü; Ordularımız dağıtılmış, silahlarımız toplanmış, tersanelerimiz kapatılmış, eli silah tutan genç nüfusumuzun büyük çoğunluğu ya şehit düşmüş ya da cepheden cepheye koşarken vurulmuş sakat kalmıştı.

Bütün bu gerçekler tüm çıplaklığı ile ortadaydı ve emperyalistler bu acı gerçeğimizin farkındaydı.

Ama onlar, Türk’ün damarlarındaki asil kan coşunca, cihat ilan edilip de cihat sancağı altında toplanıldığında, Allah’a sığınılınca Türk’ün gerçekleştirebileceği mucizeleri hayal bile edemiyorlardı. İşte hayal kuramamanın bedelini çok ağır ödeyeceklerdi ve ödediler!

Milletinin şanlı mazisine ve dininin Hak oluşuna güvenen ecdadımız, “Türklük gurur ve şuurunu, İslam Ahlak ve faziletini” düstur edinerek Gazi Mustafa Kemal Paşanın saflarında yerini aldı. Ülke yangın yerine dönmüştü… Düşmanın elindeki bütün savaş aletlerine karşı Türk milleti kazma, kürek, balta, az sayıda tüfek ve birkaç top ile mücadele ediyordu.

Son derece kısıtlı imkanlar, dıştan gelen tehditler, içeriden gelen ihanetler Mustafa Kemal Paşayı engellemeye yetmiyordu. Türkler kasırga gibi, boran gibi esmeye başlamışlardı. Şairin dediği gibi, gelen cehennemleri göğüslerinde söndürüyorlardı.

Bu atmosfer içinde Paşa her cepheye yetişmeye çalışıyor, yetişemediği yerlere de güvendiği adamlarını gönderiyordu…

Urfa’da bu yerlerden biriydi… Önce İngilizler tarafından işgal edilmiş, ardından Fransızlara devredilmişti. Urfa’da yaşayan Ermenilerin önemli kısmı işgal kuvvetlerine alenen yardım ediyor, halk çaresiz bir şekilde kurtuluş yolları arıyordu.

İşte böyle bir zamanda Urfa’yı teşkilatlandırarak mücadeleye hazır hale getirmek üzere görevlendirilen Yüzbaşı Ali Saip bey şehre gelerek çalışmalarına başladı. İstiklal ateşiyle yanıp tutuşan halk Ali Saip beyin ve şehir eşrafının öncülüğünde ayaklandı. Yaşanan kanlı çarpışmaların ardından işgalci Fransız’ın bütün lojistik destek yolları da kesilince şehri terketmeye hazırlanan Fransızlara, 11 Nisan 1920 günü Akabe Boğazında son darbe vurularak işgal sonlandırılmış oldu.

Bu arada milli mücadele de bitmiş, Genç Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu bütün dünyaya ilan edilmişti.

Sonraki yıllarda Türk milletine yapılan bu saldırıların unutulmaması için ve Türk’ün Türk’ten başka dostu olmadığı gerçeğini hafızalara kazımak maksadıyla, her sene 11 Nisan tarihinde Urfa’da temsili kutlama törenleri yapıldı.

Bu törenlerde kurulan kale Fransız işgalindeyken, Urfa taarruza geçer ve Fransızlar kaleden kovularak kaleye şanlı Türk bayramız çekilirdi. Yaklaşık 2 saat sürek bu temsilde tüm detaylara yer verilirdi.

Bu törenleri izlemek için bütün ilçelerden, köylerden akın akın şehre gelinirdi. Bütün esnaf odaları alet, edevatlarıyla, makinelerini kamyonetlere yükleyerek resmi geçit esnasında mesleklerini de icra ederlerdi.

11 Nisan günleri kimse başka program yapmazdı. Kadınlar, erkekler, çocuklar herkes tören alanında olurdu. Adeta milli ruh yeniden şahlanırdı…

… Sonra? Sonra ne mi oldu?

Evet sonra Avrupa Birliği Uyum Yasalarının çıktığı dönemlerde Urfa kurtuluş etkinliklerinin arasından temsili kutlama programı çıkarıldı. Maalesef bu değişikliğe hiç kimse de itiraz etmedi… Yıllardır temsili kutlama törenleri yapılmıyor.

Ancak artık yeter!

Özellikle son yıllarda ülkemizin başına örülmeye çalışan çorapları da gördükten sonra temsili kurtuluş töreninin ne kadar gerekli olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Önümüzdeki 11 Nisan 2020 tarihi Urfa’nın Fransız işgalinden kurtuluşunun 100. Yıldönümüdür. Bu hadise fırsata dönüştürülmelidir.

Bu seneki kutlama programı için şimdiden belediye öncülüğünde geniş tabanlı bir tertip komitesi oluşturulmalıdır. Bu komiteye İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünden uzmanlar alınmalı, şehir eşrafından 70 yaş üzeri bilgili, birikimli birkaç kişi alınmalı, esnaf odalarından yetkililer ve ilçelerden birer temsilci katılmalıdır.

Konserlerden, tiyatroya, sinema gösteriminden, yarışmalara, sportif faaliyetlerden, sirke, konferanstan kitap fuarına, Türk Yıldızları gösteri uçuşlarından bisiklet yarışmasına yerel ve ulusal yazarların imza günlerine varıncaya kadar çok zengin içerikli bir program hazırlanırken, bu programın olmazsa olmazı da, temsili kurtuluş töreni olmalıdır.

YORUMLAR

  • 0 Yorum