İmam Hüseyin Savaş

İmam Hüseyin Savaş

Zekat Aracısız Verilmelidir

31 Mart 2022 - 06:01

Yeni bir Ramazan ayına yaklaşıyor olmanın tarifsiz mutluluğu içindeyiz. Nasip olursa, hafta sonu sabır, huzur, kardeşlik, paylaşma, hoşgörü, sevgi ve saygının sembolü olan Ramazan ayını karşılamış olacağız.
Ramazan denince aklımıza sadece oruç gelmemelidir. Ramazan, başlı başına bir ibadet ayıdır. Ramazan’da oruç tutulur evet ama bunun yanında, her zamankinden daha fazla Kur’an-ı Kerim okunur, okuduğumuz ayetlerin mutlaka Türkçe meallerini de okumamız gerekir. Aksi halde yüce kitabımızın bize verdiği mesajları yani Allah’ın emir ve yasaklarını başka türlü anlayamayız.
Ramazan’da dedikodudan kaçınmalıyız, gıybet etmemeliyiz, sadece midemizi değil bütün vücudumuzu disiplin altına almalıyız. Oruç tutanlar bütün uzuvlarına oruç tutturmalıdır. Aksi halde sadece aç kalmış olurlar.
Tabi bir de, İslam’ın yardımlaşma ve dayanışma güzelliğini sergileyen zekat ve fitre ibadetimiz var.
Sadece birkaç yıl “zekat ve fitre müessesesi” tam çalışsa, birkaç yıl sonra çevremizde yoksul ve muhtaç bir kişi bile kalmayacağına inanıyorum.
Demek ki, birçok ibadetimiz gibi, zekat ve fitre ibadetini de sulandıranlar var.
İslam’ın ve imanın şartlarına baktığımızda, hiçbir şartı yerine getirmek için aracıya ihtiyaç olmadığını görüyoruz.
Mesela; Allah’a inanmak için, Meleklere, Kur’an-ı Kerim’e, Peygamberlere, Kadere, kazaya ve Ahiret gününe inanmak için herhangi bir aracıya ihtiyacımız olmadığı gibi,
Kelime-i Şahadet getirmek için, namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek ve hacca gitmek için de karar verirken herhangi bir aracıya ihtiyaç duymayız.
Çünkü, İslam dininde her mümin direkt olarak Allah’ın huzuruna çıkabilir.
Eğer imanın şartlarını kalbimiz ve beynimizle taktik etmişsek, kelime-i şahadet getirebiliyoruz, aynı Peygamber (SAV) efendimizin miraca çıktığı gibi, bizler de beş vakit Allah’ın huzuruna çıkabiliyoruz. Niyetlenip oruç tutabiliyoruz, şartlarımız uygunsa hacca gidebiliyoruz.
O halde zekatımızı da, aracıya ihtiyaç duymadan kendimiz verebiliriz.
“Ne verirsen elinle, o gelir seninle” düsturundan hareketle, zekatımızı düzgünce hesaplamalıyız. Hesaplarken aşağı değil, yukarı doğru yuvarlamalıyız. Mümkün oldukça zekatımızı ihtiyaç sahibine kendi elimizle teslim etmeliyiz.
Bu işi layıkıyla yapan yardım kuruluşları olduğu gibi, bu işi geçim kapısı gibi gören kişiler de var. Toplanan zekat, fitre, kurban parası gibi yardımların bazen amacı dışında kullanıldığı iddialarıyla da karşılaşıyoruz.
Fakir fukaranın rızkına göz diken suiistimalcilere fırsat vermemek için hiç kimseyi aracı koymadan kendi zekatımızı kendi elimizle vermeliyiz.
Zekat vereceğimiz kişileri/aileleri belirlerken, önce yakın akraba çevremizi gözden geçirmeliyiz. Orada kimseyi bulamazsak uzak akrabalarımıza, komşularımıza, arkadaşlarımıza, mahalle sakinlerimize bakmalıyız. Eğer yine de zekat verecek ihtiyaç sahibi kimseyi bulamazsak o zaman da aynı, köyde, kasabada, ilçe de veya şehirde birlikte yaşadığımız hemşerilerimize bakmalıyız. 
Bütün bu çevrede ihtiyaç sahibi bir kişi bile bulamazsak, o zaman başka şehirlere, başka ülkelere bakmalıyız.
Yani başka ülkeye zekat ve fitre göndermek son çare olmalıdır.
En iyimser bakış açıcıyla, dörtte üçü açlık veya yoksulluk sınırı altında yaşam mücadelesi veren bir ülkedeyiz.
Yanı başımızda aç, muhtaç, düşkün, mağdur insanlar varken, farklı şehirlere, farklı ülkelere zekat ve fitre göndermemiz yanlıştır.
İslam akıl ve mantık dinidir. İslam dininde akla ve mantığa uymayan bir emir yoktur.
İşte benim aklıma da böyle uyuyor. Eminim ki, siz değerli okurlarım da bu konuda bana hak vereceksiniz çünkü aklın yolu birdir.
Tabi bir de yardım kuruluşları (dernek, vakıf) var.
Eğer yardım yapılacaksa, bu yardımı devletin ilgili kurumları ve Kızılay Derneği yapmalıdır.
Ülke genelinde kurulan binlerce vakıf ve derneğin mal varlığı Kızılay’a devredilmeli, yöneticileri de Kızılay bünyesinde gönüllülük esasıyla çalışmalıdır.
Türkiye’de Kamu Yararına Çalışan 405 derneğin yanı sıra, 80 bin dernek ve 4 bin 500 vakıf bulunmaktadır.
Bunların içinde tamamen kağıt üzerinde olan yani hiçbir faaliyeti bulunmayan dernek ve vakıflar da var, o tabelayı işlediği suçlara karşı paravan olarak kullanan da var.
İşte bu yüzden diğer dernekler neyse de, özellikle yardım dernekleri, akçeli dernekler ve vakıfların mal varlıkları Kızılay’a devredilmelidir.
Bugün Türkiye ortalamasına baktığımızda, her şehre neredeyse bin dernek düşmektedir. 80 bin derneğin her birinin yönetiminde en az 10 kişi var, bu hayırsever insanlar Kızılay’a veya Kamu yararına çalışan diğer derneklere kanalize edilmelidir. Sayıları 800 bini bulacak bu gönüllü ordusuyla birlikte kamu yararına çalışan derneklerin hizmetleri de hız kazanacaktır.
Bu duygu ve düşüncelerle hayırlı, sağlıklı, huzurlu ve bereketli bir Ramazan ayı geçirmemizi diliyorum.

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum