Adalet Bakanı Akın Gürlek ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Dikmen Hakimevi’nde düzenlenen "Hukuki Süreçlerde Danışmanlık Hizmetlerinin Etkinliğinin Artırılması Çalıştayı"na katıldı. Programa bakan yardımcıları, başsavcılar ile hâkim ve savcılar da iştirak etti.
Bugün yalnızca bir hizmet modelinin mevcut durumunu değerlendirmek için bir araya gelmediklerini belirten Gürlek, adaletin insan hayatındaki karşılığını, aile hukukunun toplumsal sorumluluğunu ve çocukların geleceğine ilişkin ortak ödevleri konuşmak üzere toplandıklarını ifade etti.
ADALET ANLAYIŞIMIZIN BAŞINDA İNSAN YER ALIYOR
Bir mahkeme kararının hukuki uyuşmazlığı sona erdirebileceğini ancak uyuşmazlığın insanların hayatında bıraktığı derin izlerin kararın verildiği gün itibarıyla ortadan kalkmayabileceğini kaydeden Gürlek, "Bu nedenle adaletin gücünü yalnızca hükmün doğruluğunda değil, hukuki süreç boyunca insan hayatını ne ölçüde etkileyebildiğinde de aramalıyız. Her fırsatta dile getirdiğimiz temel bir hakikat var; bizim adalet anlayışımızın merkezinde insan yer almaktadır. Her dosyanın ardında bir hayat, her uyuşmazlığın ardında bir hikâye, her çocuğun ardında korunması gereken bir gelecek vardır. İşte bugün gerçekleştireceğimiz çalıştay, tam da bu anlayışın yansımasıdır" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde hedeflerinin, hukukun güvencesi ile sosyal devletin koruyucu sorumluluğunu bir araya getirerek aile hukukuna ilişkin süreçlerde daha etkin, duyarlı ve bütüncül bir hizmet anlayışını güçlendirmek olduğunu belirten Gürlek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "Aile kurumunun ve ailevi değerlerin muhafazasını bir millî güvenlik ve beka meselesi olarak görüyoruz" sözlerini hatırlattı.
Ailenin sevginin, güvenin, dayanışmanın ve sorumluluk bilincinin ilk öğrenildiği, kuşaklar arasında değerlerin aktarıldığı temel toplumsal kurum olduğunu vurgulayan Gürlek, aile ilişkilerinin niteliğinin yalnızca aile bireylerinin hayatını değil, toplumun dayanışma kapasitesini ve gelecek kuşakların iyilik hâlini de doğrudan etkilediğini söyledi.
Anayasa’nın 41’inci maddesinin ailenin korunması ile özellikle anne ve çocukların korunmasına ilişkin devlete önemli sorumluluklar yüklediğini belirten Gürlek, bu yaklaşımın aile politikalarının hukuki temelini oluşturduğunu ifade etti.
Gürlek, "Bizim için esas olan, insan onurunun, bireylerin güvenliğinin, hakların ve çocuğun üstün yararının korunmasıdır. Bütün çabamız, aile ilişkilerinin dönüşüme uğradığı bu hassas dönemlerde çocuklarımızın kendilerini güvende hissedebilmelerini ve geleceğe umutla bakabilmelerini sağlamaktır" ifadelerini kullandı.
ÇOCUKLAR YETİŞKİN ANLAŞMAZLIĞI YÜKÜNÜ TAŞIMAMALI!
Güçlü bir ilkeyi ifade eden Gürlek, "Hiçbir çocuk, anne ve babası arasındaki uyuşmazlığın tarafı olmak zorunda bırakılmamalıdır. Bir çocuk asla yetişkinlerin çözemediği anlaşmazlıkların yükünü taşımamalıdır. Büyüklerin kördüğümünü, çocukların narin parmaklarına bırakmamalıyız" dedi.
Çocukların üstün yararını esas almanın; onların görüşlerine gelişim düzeylerine uygun biçimde değer vermeyi, güvenliklerini öncelemeyi, ebeveynleriyle sağlıklı ilişkiler kurmalarını desteklemeyi ve yaşadıkları sürecin etkilerini bütüncül biçimde değerlendirmeyi gerektirdiğini kaydeden Gürlek, velayet ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin süreçlerde de bu yaklaşımın hayati önem taşıdığını vurguladı.
ÇOCUĞUN KORUNMASI YARIN TOPLUMUNUN GÜÇLENMESİDİR!
Gürlek, "Çünkü bir çocuğun korunması, yarının toplumunun da güçlendirilmesidir. Çocuğun üstün yararı, yalnızca hukuki bir ilke değil, devletimizin geleceğe karşı taşıdığı sorumluluğun en somut ifadesidir" diye konuştu.
İnsan onuruna saygıyı ve hak temelli yaklaşımı esas alan, güvenli ve erişilebilir destek hizmetlerini güçlendirmeyi hedeflediklerini belirten Gürlek, adalet hizmetlerinde başarının yalnızca ortaya çıkan uyuşmazlıkları çözmekle ölçülemeyeceğini, uyuşmazlıkların ağırlaşmasını önleyen, bireylerin haklarını daha etkin kullanmalarını sağlayan ve toplumsal barışı destekleyen yaklaşımların da büyük önem taşıdığını söyledi.
Aile hukukuna ilişkin uyuşmazlıkların etkin biçimde ele alınmasının yargı sisteminin önemli çalışma alanlarından biri olduğunu belirten Gürlek, bu alanda ihtisaslaşmayı güçlendiren adımlardan birinin 2003 yılında aile mahkemelerinin kurulması olduğunu söyledi.
Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü verilerine göre boşanma davalarının ortalama görülme süresinin 2020 yılında 199 gün iken 2025 yılında 163 güne düştüğünü bildiren Gürlek, bu azalmanın yargısal süreçlerin etkinliği bakımından dikkate değer bir gelişme olduğunu kaydetti.
Gürlek, "Bununla birlikte bizim için esas olan, yalnızca daha kısa sürede karar verilmesi değildir. Hukuka uygun, hakkaniyetli, makul sürede ve bireylerin haklarını gözeten bir yargılama sürecinin sağlanmasıdır" dedi.
2026 YILINDA 242 BİN 722 BOŞANMA DAVASI AÇILDI
Boşanma davalarına ilişkin verileri paylaşan Gürlek, 2024 yılında 326 bin 69, 2025 yılında ise 309 bin 479 boşanma davası açıldığını belirtti. Gürlek, 8 Ekim 2026 tarihi itibarıyla açılan boşanma davası sayısının 242 bin 722’ye ulaştığını bildirdi. Karar verilen dosya sayısının 2024 yılında 326 bin 328, 2025 yılında 315 bin 993 olduğunu kaydeden Gürlek, 8 Ekim 2026 itibarıyla karar verilen dosya sayısının 235 bin 187 olduğunu ifade etti.
Gürlek, 8 Ekim 2026 itibarıyla 139 bin 541 derdest boşanma davası bulunduğunu belirterek, bu verilerin konunun yargısal boyutunun ne kadar geniş olduğunu ortaya koyduğunu söyledi. 2025 yılında davanın kabulüne karar verilen anlaşmalı boşanma oranının yüzde 42,9, çekişmeli boşanma oranının ise yüzde 21,6 olarak kaydedildiğini bildiren Gürlek, 8 Ekim 2026 itibarıyla bu oranların sırasıyla yüzde 44,3 ve yüzde 21,2 olduğunu belirtti.
Gürlek, bütün bu verilerin aile hukuku alanında destek hizmetlerinin güçlendirilmesinin yalnızca bireysel ihtiyaçlara değil, yargı hizmetlerinin etkinliğine de katkı sağlayabilecek bir politika alanı olduğunu gösterdiğini ifade ederek, aile danışmanlığı hizmetlerinin geliştirilmesini mahkemelerin iş yükünün azaltılmasına ve uyuşmazlıkların daha kalıcı biçimde çözümlenmesine katkı sunabilecek tamamlayıcı bir yaklaşım olarak değerlendirdiklerini kaydetti.
ADLİ DESTEK MÜDÜRLÜKLERİNİN SAYISI 185’E ULAŞTI
İnsan odaklı adalet anlayışının somut uygulama alanlarından birinin adli destek ve mağdur hizmetleri olduğunu belirten Gürlek, adli süreçlerde özel desteğe ihtiyaç duyan kişilerin ihtiyaçlarının belirlenmesi, uygun hizmetlere yönlendirilmesi ve uzman desteğiyle sürece katılımlarının kolaylaştırılmasının bu alanın temel hedefleri arasında yer aldığını söyledi. Bu kurumsal birikimi sosyal ve psikolojik destek hizmetleriyle tamamlayan daha bütüncül bir yaklaşımla geliştirmeyi amaçladıklarını belirten Gürlek, 2019 yılından itibaren faaliyet gösteren Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüklerinin sayısının bugün 81 ilde 185’e ulaştığını bildirdi.
Müdürlüklerin faaliyete geçtiği tarihten bugüne kadar 559 bin 318 hukuk dosyasında ve 253 bin 16 ceza dosyasında olmak üzere toplam 812 bin 334 sosyal inceleme raporu hazırlandığını belirten Gürlek, yine 29 bin 526 hukuk dosyasında ve 164 bin 863 ceza dosyasında olmak üzere toplam 194 bin 389 dosyada mahkemelerdeki ifade işlemlerinin uzman eşliğinde gerçekleştirildiğini kaydetti. Gürlek, 2026 yılında o güne kadar toplam 122 bin 27 sosyal inceleme raporu hazırlandığını, 23 bin 292 dosyada ifade işleminin uzman eşliğinde yürütüldüğünü bildirdi.
İfade ve beyanlarının uzmanlar aracılığıyla özel ortamlarda alınması gerektiği değerlendirilen mağdur ve çocukların bu işlemlerinin gerçekleştirilmesi için ilk kez 2017 yılında kurulan adli görüşme odalarının sayısının da 81 ilde, 168 adliyede 177’ye ulaştığını belirten Gürlek, bu odalarda kurulduğu tarihten bugüne kadar toplam 181 bin 557 ifade ve beyan işleminin gerçekleştirildiğini söyledi.
Gürlek, sözlerini tamamlarken Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş başta olmak üzere programın düzenlenmesinde emeği geçen Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı bürokratlarına, yargı mensuplarına, akademisyenlere, uzmanlara ve bütün paydaşlara teşekkür etti.



