Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye"de hiç kimsenin keyfi olarak, hukuka aykırı şekilde gözaltına alınmadığını belirterek, "Belgelere, bilgilere, toplanan delillere bakmaksızın, iddiaları göz ardı ederek, daha sorgulama aşamasında, daha yargılama süreci tamamlanmadan, tutuklamaları, gözaltıları eleştirmek, buradan demokrasi adına bir takım yorumlarda bulunmak, adil olmadığı gibi, insani de, vicdani de değildir" dedi.

Başbakan Erdoğan, 2011 yılının son Ulusa Sesleniş programında halka seslendi. Hüznüyle, sevinciyle, 2011 yılına artık veda edildiğini, büyük umutlarla ve büyük heyecanlarla 2012 yılının karşılandığını belirten Erdoğan, "2012 yılının, aziz milletimize, ülkemize, tüm insanlığa huzur, barış, bereket ve hayırlar getirmesini Allah"tan temenni ediyorum. 2012 yılının, her bir vatandaşımız için, hayallerin gerçeğe dönüştüğü, ayrılıkların son bulduğu, küslüklerin, husumetlerin kaybolduğu, sağlık ve afiyet dolu bir yıl olmasını diliyorum. Aynı şekilde, 2012"nin, bölgemizde ve dünyamızda artık çatışmaların dindiği, savaşların sona erdiği, yoksulluğun eridiği ve barışın, muhabbetin, kucaklaşmanın egemen olduğu bir sene olmasını yürekten arzuluyorum" dedi.

Bu Ulusa Sesleniş programı vesilesiyle, vatandaşlarına olan bir vefa borcunu dile getirmek istediğini ifade eden Başbakan Erdoğan, 26 Kasım"da bir operasyon geçirdiğini hatırlattı. Doktorların tavsiyeleri doğrultusunda bir süre istirahat ettiğini ve artık işinin başına döndüğünü ve rutin programlarını yürütmeye başladığını kaydeden Erdoğan, "Ameliyat ve sonrasında, telefon, telgraf, e posta yoluyla, bizzat evimin önüne gelerek veya sair şekillerde geçmiş olsun mesajlarını ileten tüm dostlarıma, kardeşlerime, vatandaşlarıma, milletime en kalbi şükranlarımı sunuyorum. Yurtdışından, komşu, dost, kardeş ülkelerden, o ülkelerin vatandaşlarından gelen sıhhat temennileri için ayrıca teşekkür ediyorum. Özellikle, bizlerden hayır dualarını eksik etmeyen, dualarıyla, temennileriyle, gönülden muhabbetleriyle bizlere samimi hissiyatlarını ileten herkese de aynı şekilde şükran ve minnet duygularımı ifade etmek istiyorum" diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, Türkiye"nin son 9 yılda elde ettiği başarılar, rekorlar, tarihi seviyelerin; istikrar, güven, huzur ve kardeşlik ortamının tabii bir neticesi olduğunu belirten Erdoğan, demokratikleşme alanında attıkları adımların, dış politikadaki aktif tavrın, içerde istikrarı, güveni, güvenliği huzur ve kardeşliği pekiştirmek için gayretlerin Türkiye"yi bu noktalara taşıdığını kaydetti.

"BEYHUDE BEKLERLER"

"Şunu herkes bilmelidir ki, aktif dış politikadan, barışçı dış politika anlayışından vazgeçmek, geriye gitmek, hiç kuşkusuz Türkiye"yi, ekonomiyi, istikrar ve güveni geriye götürecektir" diyen Erdoğan, aynı şekilde, demokratikleşme adımlarından, demokratik haklardan, özgürlüklerden geriye gitmenin, reformları yavaşlatmanın da Türkiye"yi geriye götüreceğini, millete haksızlık olacağını söyledi.

Hükümet olarak, ne dış politikadaki barış odaklı tavırlarından, ne de ülke içindeki demokratikleşme adımlarından asla taviz vermeyeceklerini, asla geri adım atmayacaklarını vurgulayan Erdoğan, "Dış politikada çözüm odaklı politikalardan, çözümsüzlük odaklı politikalara geçmek, biz biliyoruz ki, kendi kendisine zarar vermek, kendi ayağına kurşun sıkmaktır. Aynı şekilde, demokratikleşme adımlarından, ya da özgürlüklerden geri adım atmak da ülkeye, millete, en başta kendimize yapılmış aleni bir haksızlık olur. Bizden, böyle bir tavır, böyle bir yavaşlama, bir geri adım bekleyenler, 9 yıldır olduğu gibi bundan sonra da beyhude beklerler" dedi.

TERÖRLE MÜCADELE

Başbakan Erdoğan, terörle mücadelenin, hak ve özgürlükler ile güvenlik arasındaki denge en hassas şekilde muhafaza edilerek yürütülmekte olduğuna vurgu yaparak, şunları kaydetti:
"Hiç kimse, ama hiç kimse, keyfi olarak, hukuka aykırı şekilde gözaltına alınmıyor. Hukukun en temel ilkeleri hassas şekilde gözetiliyor, Anayasaya, yasalara, evrensel normlara uygun şekilde bir süreç işletiliyor. Güvenlik güçlerimiz şehit edilirken, belediye otobüslerinde masum kızlarımız yakılarak katledilirken, sokakta, çocuklarının gözü önünde anneler, annelerin karnında doğmamış bebekler şehit edilirken, hiç kimse bizden durup seyretmemizi bekleyemez. Devlete paralel örgütlenmeler, alternatif mahkemeler kurulurken, vergi adı altında haraç toplanırken, belediyelere, millete hizmet üretilmesi için gönderilen paralar terör örgütüne aktarılırken, hiç kimse bizden sessiz kalmamızı bekleyemez. Terörün, yani eli kanlı katillerin propagandasını yapanlara, onların cinayet işlemelerini kolaylaştıranlara, onların daha fazla cinayet işleyebilmeleri için lojistik destek sağlayanlara karşı tepkisiz kalmamız beklenemez."

"YARGILAMA BİTMEDEN, TUTUKLAMALARI ELEŞTİRMEK VİCDANİ DEĞİL"

Türkiye"nin bir hukuk devleti olduğunu ve hukukun verdiği güçle, yetkiyle, hukuksuzlukla mücadele etmenin de bu milletin en tabii hakkı olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
"Belgelere, bilgilere, toplanan delillere bakmaksızın, iddiaları göz ardı ederek, daha sorgulama aşamasında, daha yargılama süreci tamamlanmadan, tutuklamaları, gözaltıları eleştirmek, buradan demokrasi adına bir takım yorumlarda bulunmak, adil olmadığı gibi, insani de, vicdani de değildir. Ne yazık ki, bazı çevreler, bu ülkedeki her hadiseyi bir şekilde istismar için bir fırsat olarak değerlendirme yanlışı içindedir. Bu yanlışta da ısrar ediyorlar. Ne yazık ki, gençler, çocuklar, terörist cenazeleri; şehitlerimiz; annelerin, babaların hissiyatı; yargının tasarrufları, güvenlik güçlerinin operasyonları birer istismar aracı olarak kullanılıyor, zihinler bulandırılmak isteniyor. Biz bunlara asla fırsat tanımayacak, bunların istismarına da mahal oluşmaması için azami hassasiyetle yolumuza devam edeceğiz."

Erdoğan, ekonomideki gelişmeleri değerlendirdiği konuşmasında, 2012 bütçesinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi"nde yapılan yoğun müzakerelerin ardından kabul edildiğini belirterek, "Bu bütçemizde, sosyal politikalar, sosyal yardımlar, eğitime, sağlığa, adalet ve emniyete yapılan yatırımlar öne çıkarıldı, sosyal boyutu yüksek bir bütçe hazırlandı" dedi. Şu anda, bütün dünyada, özellikle de ABD gibi, Japonya gibi, Avrupa Birliği ülkeleri gibi gelişmiş ekonomilerde, küresel krizin etkisiyle sosyal politikalarda ciddi kesintilere gidildiğini belirterek, birçok ülkenin, memur maaşlarında, emekli maaşlarında kesintiye gittiğini ya da artış yapmadığını kaydetti. Sağlık harcamaları, eğitim harcamaları, diğer sosyal harcamalarda bu ülkelerde artık ciddi oranlarda tasarruflar yapıldığına işaret eden Erdoğan, "Bu ülkelerde bütçe açıkları artıyor, işsizlik oranları yükseliyor ve kamunun borcu tarihi seviyelere çıkıyor. Yanı başımızda, Avrupa"da bunlar yaşanırken, biz, hiçbir kesintiye, kısıtlamaya gitmeden, tam tersine sosyal harcamaları artırarak yolumuza devam ediyoruz. Yine bu ülkelerde büyüme oranları yavaşlarken, Türkiye dünyanın en hızlı büyüyen ekonomileri arasında yer almaya, oradaki konumunu muhafaza etmeye devam ediyor" diye konuştu.

Erdoğan, 2011 yılının 3"üncü dönemine ilişkin büyüme oranlarının da 12 Aralık tarihinde açıklandığını hatırlatarak, "Dünyanın, Avrupa"nın, gelişmiş ekonomilerin ciddi darboğaz yaşadıkları bir süreçte, Türkiye ekonomisi 3"üncü çeyrekte yüzde 8,2 oranında büyüme kaydederek, dünyanın, Çin"den sonra en hızlı büyüyen ekonomisi oldu" dedi. 2011 yılının ilk 9 ayındaki büyüme oranının ise yüzde 9,6 olarak gerçekleştiğini belirten Erdoğan, 2010 yılının, 735 milyar dolarlık bir milli gelirle kapatıldığını, şu anda, geriye dönük 4 dönemlik toplam milli gelirin 793 milyar dolara ulaştığını söyledi. Erdoğan, "Bu yılın son çeyreğindeki büyüme ile, bu rakamın da üzerine çıkacağız. Yani, Milli Gelir rakamında, kriz öncesi dönem olan 2008 seviyesini de aşarak, Cumhuriyet tarihimizin yeni bir rekorunu daha elde ettik. İnşallah, bize ait olan bu rekorun üzerine yenilerini ekleyerek, milli gelirimizi her dönemde artırarak, 2023 için hedeflediğimiz 2 trilyon Dolar milli gelire hep birlikte milletçe ulaşacağız" şeklinde konuştu.

"İŞSİZLİK, REKOR SEVİYEDE GERİLEDİ"

Büyümeyle birlikte sevindirici gelişmelere şahit olunan bir başka alanın da işsizlik olduğunu kaydeden Erdoğan, "2011 yılı Eylül döneminde işsizlik oranı yüzde 8,8 gibi gerçekten rekor bir seviyeye geriledi. Bu düşüşü de devam ettirecek, inşallah işsizliği de makul seviyelere düşüreceğiz" dedi.

Şu anda, dünyanın birçok ülkesi, kamu borçlarını çevirmek amacıyla Uluslararası Para Fonu"ndan (IMF) yüksek faizlerle kredi çekmek için sıraya girmiş durumda olduğunu belirten Erdoğan, "Türkiye"de ise durum tam tersi. 2002 yılsonunda, görevi devraldığımızda, önceki hükümetlerden 23,5 milyar Dolarlık IMF borcunu devralmıştık. Bu borcu ödedik, ödedik ve şu anda, 2,9 milyar dolara kadar indirdik. IMF ile yeni stand by anlaşması yapmadığımız gibi, borçlarımızı da artık tamamen kapatıyoruz. Şu anda istesek tamamen sıfırlarız. Fakat 2013 Nisanına kadar bu işin bir takvimi var, bu takvim içerisinde ödemeye devam edeceğiz" diye konuştu.

Erdoğan ayrıca, 2002"de 27 buçuk milyar Dolar olarak devraldıkları Merkez Bankası döviz rezervinin de, şu anda 92 milyar Dolar seviyesinde olduğunu söyledi.

"YERE SAĞLAM BASIYORUZ VESSELAM"

"Biz, tedbiri elden bırakmıyoruz" diyen Erdoğan, dünyadaki, Avrupa"daki gelişmeleri çok yakından takip etiklerini, popülizme tevessül etmeden, milletin ve ülkenin kaynaklarını büyük bir hassasiyetle koruyarak, gerektiğinde de cesaretle kararları alıp uygulayarak yola devam ettiklerini söyledi. Erdoğan, şöyle devam etti:

"Yere sağlam basıyoruz vesselam. Ekonomideki iyileşmenin sokağa, çarşıya, pazara, günlük yaşama ne ölçüde yansıdığına dair burada birkaç örneği de sizlerle paylaşmak istiyorum. Küresel bir kriz ortamında dahi, Türkiye"de, esnafın, tüccarın, sanayicinin kullandığı kredi miktarı ciddi oranlarda artış kaydetti. 2010 yılının tamamında, ticari kredilerin toplam tutarı 224 milyar lira iken, bugün bu tutar 304 milyar liraya ulaştı. 2002 yılında Türkiye"de toplam 91 bin adet otomobil satılmıştı. 2010 yılında bu nereye ulaştı biliyor musunuz? 510 bin adet otomobil satıldı ve bu alanda bir rekor kırıldı. Yoksullaşan bir ülkede bu olabilir mi? Şu anda, Aralık ayı satışları hariç, yani ilk 11 ayda, 504 bin adet otomobil satılmış durumda. Son bir örnek olarak da buzdolabı satışlarını aktarmak istiyorum: 2002 yılında, bir yıl içinde Türkiye"de 1 milyon 88 bin adet buzdolabı satılmıştı. 2011 yılında ise, dikkatinizi çekiyorum, sadece Ocak-Kasım döneminde, yani Aralık ayı hariç, 2 milyon 72 bin adet buzdolabı satışı gerçekleşti. İnşallah, Aralık ayı satışları da belli olduğunda, tüm zamanlara ait yeni bir rekorun elde edildiğini hep birlikte göreceğiz."

Halkın da ekonomideki gelişmeyi yakından takip ettiğini belirten Erdoğan, "10 yıl öncesi yaptığınız harcamalarla bugün yaptığınız harcamaları kıyaslarsanız, inanıyorum ki kaydedilen farkı sizler de göreceksiniz. Bunları asla ve asla yeterli görmüyoruz. Bizim daha katedecek uzun bir yolumuz var. Daha yapacağımız çok iş, Türkiye"ye kazandıracağımız çok hizmet, milletimizi sevindirecek çok daha fazla rekorlarımız ve hedeflerimiz var. İnşallah, istikrarla, güvenle, birlik, dayanışma ve kardeşlik içinde tüm bu hedeflere, bu rekorlara da ulaşacak, Türkiye"yi çok daha farklı seviyelere ulaştıracağız. Türkiye"nin bu istikrarlı yürüyüşünü kesmek, engellemek ve yavaşlatmak isteyenlere de millet olarak asla fırsat vermeyeceğiz" dedi.

Konuşmasında Fransa Ulusal Meclisi"nde kabul edilen sözde ermeni soykırımını reddetmeyi suç sayan yasaya değinen Erdoğan, tarihte yaşanmış, iki halk arasında, karşılıklı olarak yaşanmış acı hadiselerin, Fransa"da bir kez daha istismar edildiğini, çarpıtıldığını, iç politikaya malzeme yapıldığını kaydetti. Üstelik tarihte yaşanmış hadiselerin, Türkiye"nin de son derece hassas olduğu bir mevzunun, 577 sandalyeli Fransa Ulusal Meclisi"nde, yüzde 10"u bile bulmayan bir katılımla oylanması ve karara bağlanmasının, meselenin ele alınışındaki ciddiyetsizliği ve ne denli sulandırılmış bir oylama olduğunu ortaya koyması bakımından çok önemli olduğuna işaret eden Erdoğan, şöyle devam etti:

"Bakın biz her fırsatta, son derece samimi bir şekilde şunu söylüyoruz: Gelin diyoruz, 1915 yılında yaşanan hadiseleri, belgeler, arşivler, bilimsel araştırmalar ışığında konuşalım, tartışalım, aydınlatalım diyoruz. Biz bütün arşivlerimizi açıyoruz. Varsa Ermenistan da açsın. Üçüncü ülkelerde varsa onlar da açsınlar ve hukukçuları, siyaset bilimcilerini, tarihçileri çalıştıralım ve bu belgeler üzerinde çalışsınlar, gerçeğe böyle ulaşalım. Bu tarihçilerin işi. Parlamentolarda hiç bir zaman tarih yazılmaz. Bu çağrımızı her zeminde, her platformda hem samimi, hem cesur şekilde dile getiriyoruz. Biz, tarihimizle yüzleşiriz ve yüzleşiyoruz da. Tarihimizdeki her olayın, her hadisenin enine boyuna araştırılmasını, incelenmesini, gerçeklerin açığa çıkmasını her fırsatta teşvik ediyoruz. Ancak, tarihimizin, üçüncü ülkeler tarafından iç politika malzemesi yapılması, çarpıtılması, seçim kazanma uğruna istismar edilmesi karşısında da haklı ve hukuki tepkimizi de yine cesaretle ortaya koyuyoruz ve koyarız. Hiç kimsenin, seçim kazanma uğruna, popülizm amaçlı olarak, Türkiye üzerinden istismar siyasetine girişmesini kabul edemeyiz. Fransa"da alınan karar, Türkiye"ye yapılmış bir haksızlık ve yanlışlık olduğu kadar, bizzat Fransa"ya, bizzat, Fransa halkına da yapılmış bir yanlışlıktır ve haksızlıktır. Burada benim bu ifadelerim asla ve asla Fransız halkına değildir, tamamıyla Fransız yönetiminedir. Fransa Ulusal Meclisi, aldığı bu kararla, Fransız İhtilali"nın, Fransa"nın, Avrupa"nın değerlerini ayaklar altına almış, ifade özgürlüğüne ağır darbe vurmuş, maalesef ırkçılık, ayrımcılık ve islamofobia noktasında tarihe kara bir leke sürmüştür."

"FRANSA 1915 OLAYLARINDA BAŞROL OYNAMIŞTIR"

Fransa Ulusal Meclisi"nin önünde, doğrudan doğruya kendisini ilgilendiren, doğrudan doğruya Fransa hükümetlerini ilgilendiren çok sayıda karanlık dosya bulunduğunu ifade eden Erdoğan, örneğin Fransa"nın, Ruanda"da yaşananları, orada 800 bin masum insanın ölümündeki rolünü henüz bütün boyutlarıyla aydınlığa kavuşturmadığını söyledi. Fransa"nın, Cezayir"de yaptığı soykırımın hesabını henüz vermediğini de vurgulayan Erdoğan, "Açık açık ifade ediyorum. Fransa, 1915 olaylarında, kendi rolünü, kendi teşvik edici, kışkırtıcı tavrını; çetelere sağladığı lojistik desteği sorgulamış değil. Ruanda"da, Cezayir"de, Afrika"nın kaynaklarının talan edilmesinde başrol oynayan Fransa Hükümetleri, aynı şekilde, 1915 hadiselerinde de başrol oynamıştır. Bunlar, bizim arşivlerimizde, bizim arşiv belgelerimizde çok açık şekilde kaydedilmiştir. Dönemin Fransa büyükelçisinin, konsoloslarının, viskonsoloslarının, Van"ın, Muş"un, Erzurum"un dağlarında, her türlü yöntemle kışkırtmalar yaptıkları tek tek belgelerle kayıt altına alınmıştır ve arşivlerde de bulunmaktadır. Biz, devlet olarak, millet olarak, bu tür oldubittilere, bu tür art niyetli ve ayrımcı tavırlara karşı asla boynumuzu bükmeyiz. Türkiye büyük bir devlettir, bu millet, aziz ve asil bir millettir. Bize, tarihimize, bizim değerlerimize karşı, seçim kazanma hırsıyla yapılmış bu basit ve gayri ciddi girişimlere, biz kararlılıkla ve ciddiyetle karşı dururuz ve duruyoruz" diye konuştu.

Fransa"da alınan bu kararın ertesinde, Türkiye"nin de bazı kararlar açıkladığını ve uygulamaya başladığını hatırlatan Erdoğan, yasa teklifinin Fransa"daki seyrine göre, önlemleri etap etap açıklayacaklarını ve kararlılıkla da uygulayacaklarını kaydetti. "Biz hiçbir şeyin üzerini örtme niyetinde değiliz. Biz, tarihin aydınlat,"e7uları, siyaset bilimcilerini, tılmasına değil, tarihin çarpıtılmasına karşıyız" diyen Erdoğan, parlamentolarda alınan her kararın, tarihin aydınlatılmasını geciktirecek, 1915 olaylarının iç yüzünün ortaya çıkmasına, bu hadiselerin bilimsel şekilde tartışılmasına engel teşkil edeceğini söyledi. Türkiye olarak, Hükümet olarak, bu kampanyaları, bu haksız itham ve iddiaları tek tek takip etiklerini, diplomatik girişimleri yoğun şekilde sürdürdüklerini belirten Erdoğan, aynı şekilde bilimsel çalışmaları da teşvik ederek, tarihi çarpıtanlara karşı; belgelerle, delillerle cevap verdiklerini söyledi. Erdoğan, bu yöndeki girişimleri de artık yoğunlaştırarak sürdüreceklerine işaret etti.

Başbakan Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı ve Ulusal Meclis"teki kararı alan milletvekillerinin ırkçı, ayrımcı, Türkiye ve İslam karşıtı tavırlarını, her zeminde, her platformda dile getireceklerini belirterek, "1915 olaylarını aydınlatmak için çaba harcadığımız kadar, bu hadiseleri istismar edenleri, bu hadiseler üzerinden politik çıkar sağlamaya çalışanları da cesaretle deşifre edeceğiz. Bu tür girişimler, Türkiye"nin büyümesini, bölgesinde, dünyada, medeniyetleri kucaklaştıran, barışı güçlü şekilde savunan bir ülke olarak ilerlemesini asla engelleyemeyecektir" diye konuştu.

Erdoğan, terörle mücadelede olduğu gibi, dış politikada da bir farklılaşma, bir değişiklik, bir geriye gidişin asla söz konusu olmadığına vurgu yaparak, yola çıkarken "sıfır sorun" dediklerini hatırlattı. Komşularla, bölgeyle, tüm dünyayla, barış eksenli, çözüm eksenli politikalar geliştireceklerini söylediklerini ve bunu da başardıklarını kaydeden Erdoğan, "Çözümsüzlüğü direten ülkeler karşısında da çözümü isteyen, çözüm için çabalayan ülke biz olduk. Birileri, eğer, "sıfır sorun" politikasını, tepkisizlik, suskunluk, gözü kapalı şekilde onaylamak olarak anlamışsa, açık söylüyorum, yanlış anlamıştır. Biz, her zaman yapıcı olduk ve yapıcı olmaya devam ediyoruz. Biz her zaman barış, uzlaşma ve işbirliği istedik, bu şekilde yolumuza devam ediyoruz. Ancak, gerektiğinde de, haksızlığa, hukuksuzluğa, baskıya, zulme karşı sesimizi yükselttik, tepkimizi ortaya koyduk, bu minval üzere yolumuzda ilerliyoruz" diye konuştu.

Ne Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına, ne dost ve kardeş halklara, hukuk dışı, insanlık dışı, haksız ve insafsız muameleye asla rıza göstermeyeceklerini vurgulayan Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

"Bizim, Suriye ile ilgili hassasiyetimiz, altını çizerek ifade ediyorum, çıkar eksenli değil, insanlık, kardeşlik eksenli bir hassasiyettir. Biz, tıpkı Mısır, Libya, Tunus, Fas, Cezayir, Lübnan, Yemen, Irak, Afganistan, İran, Suudi Arabistan, Bosna Hersek, Makedonya ve diğer nice ülke ile ortak bir tarih ve ortak bir medeniyeti paylaştığımız gibi, Suriye ile de ortak bir tarihi, ortak bir medeniyeti paylaşıyoruz. Suriye"nin başkenti Şam"da bulunan, Hazreti Yahya"nın, Hazreti Zeyneb"in, Hazreti Bilal Habeşi"nin, İbni Arabi"nin, Selahattin Eyyubi"nin, Anadolulu nice şehit neferin, nice şehit subayın mezarları, bizim ortak medeniyetimizin ortak emanetidir. Suriye"nin tamamına yayılmış tarihi kaleler, türbeler, kervansaraylar, köprüler, çeşmeler, bizim kardeşliğimizin sembolleridir. Sınırlar, ülkeleri fiziken birbirinden ayırsa da, kalpleri, gönülleri, halkları birbirinden ayırmaz. Hele hele, kardeşliğe asla ve asla sınır çizilemez. Suriye"de kardeşlerimize zulmedilmesi, sokak ortasında kardeşlerimizin katledilmesi karşısında hiç kimse bizden sessiz, tepkisiz kalmamızı bekleyemez. Düşünebiliyor musunuz şurada birkaç ay içerisinde 5 bin civarında burada insanımız, burada kardeşlerimiz öldürüldü."

Başbakan Erdoğan, 9 yıl boyunca, bu duruma gelinmemesi için Suriye yöneticilerine yaptıkları uyarıların dikkate alınmadığını belirterek, Suriye"nin reformlar konusunda verdiği sözleri tutmadığını yineledi. Erdoğan, "Maalesef, bu güven vermeyen tavır, bugün artık halkına zulmeden, kendi halkına ağır silahlarla ölüm yağdıran bir aleni zulüm halini aldı. İşte rakam verdim sizlere: 5 bini aşkın vatandaşını, kardeşini öldüren bir yönetim. Suriyeli kardeşlerimizin yanında olmaya, onların haklı mücadelesini, onların hak taleplerini, kardeşlik hukuku içinde savunmaya devam edeceğiz. Suriye"de, kendi halkına zulmeden yönetim yerini halkın idaresine bırakıncaya kadar da tepkimizi cesaretle ortaya koymayı sürdüreceğiz" dedi.

IRAK"TA TARAFLARA İTİDAL ÇAĞRISI

Irak"taki gelişmeleri de yakından takip etiklerini belirten Erdoğan, "Irak"ta, mezhep farklılığı temelli bir ayrışmayı son derece tehlikeli buluyor, taraflara itidal çağrımızı en güçlü şekilde iletiyoruz. Irak"ta bir kardeş kavgasını, aynı kıbleye dönen insanların çatışmasını asla arzu etmeyiz, bunun olmaması için de gereken telkinleri yapıyoruz. Düşünebiliyor musunuz, bir tarafta Şia, bir tarafta Sünni ve etnik yapıya baktığımız zaman, Arabıyla, Kürdüyle bütün farklı zenginlikleri oluşturan bir yapı
var" dedi.(İHA)

Muhabir: Yusuf Güler