Malatya, Anadolu’nun doğu ile batı arasında köprü konumunda bulunan en eski yerleşim merkezlerinden biri olarak tarih boyunca büyük mücadelelere sahne oldu. Stratejik konumu nedeniyle Bizans ile İslam dünyası arasında uzun yıllar sınır kenti niteliği taşıyan şehir, farklı dönemlerde defalarca el değiştirdi. Bu durum, Malatya’nın ne zaman kesin olarak İslam toprağı haline geldiği sorusunu daha da önemli hale getiriyor. Tarihi kayıtlar, bu sürecin tek bir fetihle değil, yüzyıllara yayılan askeri ve siyasi gelişmelerle şekillendiğini gösteriyor.

İslam Ordularının Anadolu'daki İlk Malatya Seferleri

İslam ordularının Malatya ile ilk teması, 7. yüzyılın ortalarına uzanıyor. Müslüman Arapların Anadolu’ya düzenlediği seferler sırasında Malatya, Bizans savunma hattının önemli kalelerinden biri olarak öne çıkıyordu. Bu dönemde İyaz bin Ganem’in görevlendirmesiyle Habib bin Mesleme komutasındaki İslam ordusu Malatya üzerine yürüdü. Şehir kısa süreliğine ele geçirilse de, Bizans’ın karşı saldırıları nedeniyle burada kalıcı bir hakimiyet sağlanamadı. Malatya, bu ilk fetih girişiminden sonra yeniden Bizans kontrolüne geçti.

656 Yılında Gerçekleşen Kalıcı Fetih

Malatya’nın İslam toprağı olma yolundaki en kritik adım, 656 yılında atıldı. Bu tarihte Suriye Valisi Muaviye, Habib bin Mesleme’yi yeniden Malatya üzerine gönderdi. Gerçekleştirilen sefer sonucunda şehir fethedildi ve bu kez daha kalıcı bir düzen kuruldu. İslam orduları Malatya’ya askeri birlikler yerleştirdi, şehir yönetimi bir vali aracılığıyla organize edildi. Muaviye’nin Malatya’ya bizzat gelerek bir süre burada kalması, kentin stratejik önemini açıkça ortaya koydu. Bu dönemle birlikte Malatya, Bizans’a karşı düzenlenen yaz seferlerinin ana üslerinden biri haline getirildi.

Şehrin İslamlaştırılması ve Nüfus Politikaları

656’daki fetih sonrasında Malatya’da yalnızca askeri değil, demografik ve sosyal düzenlemeler de yapıldı. Şehrin İslam kimliğini güçlendirmek amacıyla Irak ve Suriye bölgelerinden Müslüman aileler Malatya’ya yerleştirildi. Bu uygulama, hem kentin savunmasını güçlendirdi hem de İslam kültürünün şehir hayatında kökleşmesini sağladı. Ancak bu istikrar uzun sürmedi. İslam dünyasında yaşanan iç karışıklıklar ve siyasi mücadeleler, Anadolu seferlerinin bir süre ihmal edilmesine yol açtı. Bu boşluktan yararlanan Bizans kuvvetleri, Malatya’yı yeniden ele geçirerek şehirde büyük yıkımlara neden oldu.

Emeviler ve Abbasiler Döneminde Malatya

Emevi ve Abbasiler döneminde Malatya, defalarca saldırıya uğrayan bir sınır şehri olarak varlığını sürdürdü. Halife Ömer bin Abdülaziz döneminde şehir yeniden imar edilmeye çalışıldı ve farklı bölgelerden getirilen halk Malatya’ya yerleştirildi. Buna rağmen Bizans orduları sık sık Malatya üzerine seferler düzenledi. Şehir zaman zaman yakılıp yıkıldı, zaman zaman da İslam orduları tarafından tekrar ele geçirildi. 8. ve 9. yüzyıllar boyunca Malatya, iki büyük güç arasında adeta bir tampon bölge olarak kaldı.

Şanlıurfa’da Ulaşımda Tarihi Rekor: 1,5 Milyon Metrekare Asfalt!
Şanlıurfa’da Ulaşımda Tarihi Rekor: 1,5 Milyon Metrekare Asfalt!
İçeriği Görüntüle

Uzun Mücadeleler ve Hakimiyetin Zayıflaması

9. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Malatya, hem askeri hem de siyasi açıdan yıpranmış bir şehir haline geldi. Bizans ordularının yoğun baskısı, surların yıkılması ve nüfusun azalması, kentin savunmasını zayıflattı. Buna rağmen Malatya, uzun süre İslam dünyasının Anadolu’daki ileri karakollarından biri olmayı sürdürdü. Ancak 10. yüzyılın ilk yarısından itibaren Bizans’ın güçlenmesiyle şehir yeniden Bizans hakimiyetine girdi ve bu durum Türklerin Anadolu’ya girişine kadar devam etti.

Malatya'nın İslam Toprağı Olma Sürecinin Önemi

Malatya’nın İslam toprağı haline gelmesi, tek bir fetih tarihiyle sınırlı olmayan, uzun ve çetin bir sürecin sonucudur. 656 yılı, şehirde ilk kalıcı İslam yönetiminin kurulduğu tarih olarak öne çıkarken, sonraki yüzyıllarda yaşanan mücadeleler bu hakimiyetin ne kadar zor şartlar altında sürdürüldüğünü ortaya koyuyor. Malatya, bu yönüyle Anadolu’nun İslamlaşma sürecinde en kritik merkezlerden biri olarak tarih sahnesindeki yerini aldı.

Kaynak: Zeki Ersin Yıldırım

Kaynak: Zeki Ersin Yıldırım