Türkiye genelinde milyonlarca vatandaşı yakından ilgilendiren Bireysel Emeklilik Sistemi verileri, finansal piyasalardaki hareketlilikle birlikte rekor seviyelere ulaşmaya devam ediyor. Emeklilik Gözetim Merkezi tarafından kamuoyuna açıklanan en güncel rakamlara bakıldığında, sistemdeki toplam birikim tutarının 2,58 trilyon TL sınırını geride bıraktığı görülüyor. Piyasalarda özellikle altın fiyatlarında gözlemlenen yukarı yönlü ivme, emeklilik fonlarının değer kazanmasında ana sürükleyici güç olarak öne çıkıyor. Toplam portföy içerisindeki payı %40 seviyesine kadar yükselen değerli madenler, bireysel birikimlerin son dönemdeki en yüksek performans değerlerine ulaşmasına doğrudan katkı sağladı. Sistemdeki genel hacim rekor kırarken, katılımcı türleri arasındaki gelir ve birikim makası ise her geçen gün daha da açılıyor.
Sistem genelindeki devasa büyüklüğün dağılımı incelendiğinde, gönüllü katılımcılar ile otomatik katılımcılar arasındaki ciddi fark dikkat çekiyor. Verilere göre gönüllü olarak sistemde yer alan 10,33 milyon kişinin toplam birikimi 2,42 trilyon TL seviyesinde gerçekleşiyor. Buna karşın, işverenleri aracılığıyla dâhil edilen 7,9 milyon çalışanın yer aldığı Otomatik Katılım Sistemi içerisindeki toplam varlık yalnızca 160 milyar TL düzeyinde kalıyor. Bu tablonun arkasında yatan temel etken ise Otomatik Katılım Sistemi bünyesindeki çalışanların fon tercihlerini aktif olarak yönetmemesi ve birikimlerini başlangıç aşamasındaki düşük getirili araçlarda bırakması gösteriliyor.
Otomatik Katılım Sistemindeki Birikimlerin Standart Fonlarda Unutulması Finansal Kayıplara Yol Açıyor
Sektörün önde gelen uzmanlarından Zeynep Candan Aktaş, Otomatik Katılım Sistemi tarafında biriken fonların büyük bir bölümünün reel getiri sağlayamadığına dikkat çekiyor. Çalışanların sisteme ilk girdiklerinde kendilerine sunulan başlangıç fonlarında kalmaya devam ettiklerini belirten Aktaş, toplam birikimin %11 gibi önemli bir kısmının hâlen bu ilk aşama fonlarında durduğunu ifade ediyor. Geride kalan tutarın ise muhafazakâr değişken fonlarda değerlendirildiğini vurgulayan uzman, mevcut portföy yapısının düşük risk barındırmasına rağmen enflasyon karşısında erimeye mahkûm kaldığını dile getiriyor. Katılımcıların finansal okuryazarlık düzeylerinin yetersizliği nedeniyle hangi enstrümanı seçeceğini bilememesi, fon dağılımı değişikliklerinin yapılmasını engelliyor.
Piyasa koşullarına uygun şekilde güncellenmeyen emeklilik portföyleri, yüksek enflasyon ortamında beklenen büyüme performansını sergilemekten oldukça uzak kalıyor. Katılımcıların büyük çoğunluğu sistemin sunduğu devlet katkısı avantajına rağmen, yanlış fon tercihleri sebebiyle birikimlerinin alım gücünü koruyamıyor. Bu durum, sisteme karşı güven erozyonu yaşanmasına ve gelecekte hayata geçirilmesi planlanan Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi gibi geniş kapsamlı uygulamalara karşı toplumda ciddi bir direnç oluşmasına zemin hazırlıyor.
Katılımcıların Sistemden Ayrılma Eğilimi Gelecek Yıllardaki Emeklilik Projeksiyonlarını Olumsuz Etkiliyor
Fon yönetimi konusunda aksiyon almayan yatırımcıların elde ettiği düşük getiriler, Bireysel Emeklilik Sisteminin temel amacı olan uzun vadeli tasarruf bilincini zedeliyor. Uzman Zeynep Candan Aktaş, 2027 ile 2028 yıllarından itibaren Otomatik Katılım Sistemi üzerinden ilk emeklilik hakkını elde edecek kitleye işaret ediyor. Beklediği reel kazancı bulamayan ve birikiminin enflasyon karşısında eridiğini gören çalışanların, emeklilik haklarını kazandıktan sonra sistemde kalmayacakları öngörülüyor. Sisteme bir daha geri dönmeme kararı alacak olan bu kitlenin varlığı, Türkiye'deki uzun vadeli iç tasarruf oranlarının artırılması hedeflerine de darbe vuruyor.
Gönüllü Bireysel Emeklilik Sisteminde yer alan tasarruf sahipleri piyasa hareketlerini yakından takip ederek portföylerini altın, hisse senedi veya yabancı menkul kıymet fonlarına yönlendirebilirken; Otomatik Katılım Sistemi katılımcıları pasif kalmayı tercih ediyor. Sürekli olarak değer kaybeden birikimler, bireylerin emeklilik dönemlerinde ek bir gelir elde etme hayallerini boşa çıkarıyor. Tasarruf finansmanının doğru yönetilmemesi, bireysel kayıpların yanı sıra ulusal ekonominin ihtiyaç duyduğu uzun vadeli fon kaynaklarının da verimsiz kullanılmasına yol açıyor.
Otomatik Katılım Sisteminin İşleyiş Yapısı Ve Çalışanların Hakları Detaylarıyla Belirleniyor
Kamu kurumlarında veya özel sektörde görev yapan 45 yaş altındaki tüm çalışanlar, mevzuat gereği işverenleri tarafından Otomatik Katılım Sistemine dâhil ediliyor. Sisteme katılım aşamasında emeklilik şirketinin seçimi tamamen işveren ve kurum yönetimi tarafından gerçekleştiriliyor. Çalışanların bu aşamada şirket seçme hakkı bulunmazken, sisteme girdikten sonra sadece yatırımlarının yönlendirileceği fon dağılımını değiştirme yetkileri bulunuyor. Yasal düzenlemeler çerçevesinde her çalışanın sistemden dilediği zaman ayrılma yani cayma hakkı saklı tutuluyor.
Sistemin finansal işleyişinde, çalışanın brüt maaşından her ay en az %3 oranında bir kesinti yapılıyor ve bu tutar emeklilik hesabına aktarılıyor. Standart Otomatik Katılım Sistemi sözleşmelerinde, Gönüllü Bireysel Emeklilik Sisteminde olduğu gibi dışarıdan ek katkı payı yatırma imkânı sunulmuyor. Bu durum, çalışanların birikimlerini artırmak için yalnızca maaş kesintilerine ve doğru fon yönetimine bağımlı kalmalarına neden oluyor. Doğru yönetilmeyen fonlar ise sistemin sunduğu avantajları tamamen etkisiz hale getiriyor.
Kaynak: Zeki Ersin Yıldırım





