Uyku nerdesin seni arıyorum? Ama nerde! Cır cır böceğinin sesi; sessiz geçen bir geceye ritim tutturuyordu ve bu ses, uyku ile arama girmeme sebep oluyordu. Sesi sokağı inletiyordu ve penceremden esen rüzgârda ona eşlik ediyordu. Geceye damga vuran cır cır böceğinin sesi, kafamda zonkluyor ve uykudan eser yoktu. Uyku yoksa düşünceler var ve geceye düşüncelerim ile devam etmeliyim. Düşünce deyince, gece gece aklıma takılan muhafazakâr kelimesi… O kadar düşünce varken nerden geldi aklıma diye durup düşünürken, ‘ben neyi muhafaza ediyorum?’ diye düşünüp durdum.
Gençlik yıllarımda -kanımın kaynadığı yıllarda- bütün düşünceleri araştırıyordum. Sosyalist, kominist, emperyalist gibi bütün düşünceleri okuyordum. Hatta bazı akımları, düşünürlerini de gençlik yıllarımda okuyordum ve kendime rol model olarak bir düşünce tayin etmeye çalışıyordum. İyi bir sosyalist olabilirdim ama bana uygun değildi! Kominist olsam, kime ne faydam dokunacaktı? En iyisi muhafazakâr olmaktı belki de. Benliğimi muhafaza etmeliydim. Tarihimi, nerden geldiğimi asla unutmamalıydım ve iyi bir muhafazakâr olma yolundayım. Ama neden bu ayrımı yapmak zorundayım! Ben bir insanım ve dünyada yaşayan canlı bir varlığım. Neden insanları dış görünüşlerine göre ya da ne bileyim ırkına, cinsine göre ayırt etmeliyim ki! Ben ne isem o olmalıyım. Hz. Mevlana’nın dediği gibi; ‘ya göründüğü gibi ol ya da olduğun gibi görün!’ zaten Pir’im sözü söylemiş. Bana düşen; bu söz karşısında sessiz kalmaktır!