Efendim, bugün sizlere köyümüzdeki bir iti anlatacağım…
“it” dediysem, köyümüzün görevini yapan, sadakatli, cesur, atılgan ve çalışkan köpekleri alınmasın…
Sizler de çok iyi bilirsiniz ki;
Bizim toplumumuzda affedilmez hatalar yapan, ihanet eden ve yediği kapa pisleyenlerden bahsedilirken genellikle “it” diye bahsedilir…
Aslında çok daha ağır sıfatları hak ediyor ama neyse ki ben küfretmeyi seven bir insan olmadığım için “it” demekle yetiniyorum.
İsterseniz bu itten biraz bahsedeyim. Haklı olup, olmadığıma siz karar verin…
Bu it köyümüzde doğdu,
Köylünün verdiği mamalarla karnını doyurdu, büyüdü, semirdi…
Köyün diğer köpekleri, tahıl ambarında, meyve bahçesinde, koyun ağılında, evlerde bekçilik yapar, köylüye havlamaz, köyün misafirlerine havlamaz, çocuklara zarar vermezdi.
Ama bu it diğerlerinden farklıydı.
İlk olarak köydeki hamile bir kadını ısırmakla köpeklikten itliğe geçiş yapan bu yaratık,
Jandarma karakol komutanın iki aylık bebeğini parçaladı,
Köyün namusunu korumak için nöbet tutan jandarma erine gece karanlığında sinsice yaklaşıp ısırdı,
Karakolumuzda askerliğini yapan çocuğunu ziyarete gelen 60 yaşında bir hanım teyzeyi ısırdı.
Terbiye olması ve kötü huylarından vazgeçmesi için muhtar bu iti köpek eğitim merkezine götürdü, merkezdeki köpeklere saldırdığı, mama kapına pislediği, bakıcıyı ısırdığı ve düzeni bozduğu için muhtarı çağırıp geri vermişler…
Bizim it, eğitim merkezinden kovulduktan sonra iyice zıvanadan çıktı, zapt edilmez oldu…
Köyün öğretmenini ısırdı bununla kalmadı öğretmeni kurtarmaya çalışan müstahdemi de ısırdı…
Köyümüzde bir emekli albay vardı. O it albayı görünce kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırır kaçardı…
Albay köy kahvesinde otururken o it meydanda görünmezdi,
Albay yürüyüşe çıkınca o it kaçar başka köylere giderdi,
Albayın misafirlerine bile havlamazdı,
80 yaşındaki emekli albayın gölgesinin değdiği yere o it ayağını bile basmazdı,
Kısacası onca yıl, bu itin sadece o emekli albaydan korktuğunu gördüm,
Hem de öyle böyle korku değil, albay sabah evinden çıkınca köy meydanında güneşlenen o it birden yerinden fırlar ve kaçar giderdi…
Bir ilkbahar gecesi köyümüzdeki nişan törenine katılarak genç çiftin yüzüklerini takan albayımız evine dönerken geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etti…
Bütün köyü üzen bu ölüm haberi o iti adeta sevindirmişti. Albayın yokluğunu fırsata çeviren o it köyde terör estiriyordu…
Bu arada köyümüze nereden geldiği belli olmayan üç-beş it daha buna katıldı…
Sabah namazı için camiye giden imamı ısırdılar,
Köyümüz yakınındaki dere üzerine köprü yapmaya gelen mühendisi ısırdılar,
Yolumuzu asfaltlamaya gelen karayolları işçilerini ısırdılar,
Köylünün mektuplarını getiren postacıyı ısırdılar,
Köy bakkalına ekmek getiren fırıncıyı ısırdılar,
Bebelerimizin sağlık kontrolü için gelen doktor ve hemşireleri kovaladılar,
Köyün yakınlarına piknik yapmaya gelen gençlere saldırdılar,
Okulun bahçesinde oyun oynayan çocuklara saldırdılar…
Çevre köylerde ne kadar uyuz, hastalıklı, saldırgan it varsa bizim köyün bu ekibi onlarla düşüp kalkıyor, onlarla oyun oynuyor, hatta bazı zamanlarda hepsi bir olup bir kadına veya çocuğa saldırabiliyordu…
Sonunda köylü isyan etti, köyün erkekleri karakol komutanına giderek “bize silah verin, bu itleri itlaf edip, köyü rahata erdirelim” dedi.
O güne kadar -sözde- hayvan severlerin tepkisinden çekindiği için itlaf işlemi yapamayan karakol komutanımız iti yakaladı ve karakolun arka bahçesindeki kulübeye bağladı.
İtin serbest dolaşım hakkı elinden alınmıştı ama aşısı, maması, veteriner kontrolü dört dörtlüktü…
İt, gayet konforlu bir yaşam sürüyordu…
Sürüyordu, sürmesine fakat aklı fikri itlikte olduğu için yine rahat durmuyordu. Havlayarak eski arkadaşlarını karakolun etrafına topluyor, rahatsızlık vermeye devam ediyordu.
Maalesef ki, köyümüzde kargaşa, kaos ve terörden hoşlanan bazı akılsızlar bu itlere sürekli mama desteği veriyordu. Resmen itlerin hamisi olmuşlardı ve bizim köylü bunlara sütü bozuklar adını takmıştı…
Sonunda muhtar, ihtiyar heyeti ve karakol komutanı bu itlere hamilik yapan sütü bozukları çağırarak, ne istediklerini sordu.
Sütü bozuklar: karakolun arka bahçesindeki kulübenin yerine iki artı bir ev yapılmasını, karakolun duvarlarının yıkılarak itin dilediği her itle oynaşabilmesini istediler.
Muhtar talebi karşılamaya dünden razı ama sanki köylünün tepkisinden biraz çekiniyor gibi…
Köy kahvesinde bu konu tartışılmaktayken, sütü bozuklardan akıllara zarar bir talep daha geldi…
Neymiş efendim, itin karakolun bahçesine kapatılmadan önceki kulübesine karakolun ve muhtarın oluruyla özel bir statü verilmeli ve bu it kulübesi “müze” yapılmalıymış…
Karakoldan ve muhtardan bu talep ile ilgili bir karar çıkmadı ama böyle bir şeyin teklif edilmesi bile köylüyü çıldırttı:
“Yahu muhtar sen delirdin mi, bu sütü bozukların aklına nasıl uyarsın, dünyanın neresinde it kulübesi müze olmuş ki, biz de bu itin kulübesini müze yapalım.”
En iyisi, hem bu iti hem de onunla birlikte hareket eden kudurmuş itleri itlaf edip kulübelerini yıkalım, köyümüz de köylümüz de rahat etsin!