Bir şeye duyulan arzu ve istek anlamında hırs; yemeklerdeki tuz gibi olması gereken ancak azı karar çoğu zarar kabilinden ayarlanması gereken bir duygu...

Woltairein bir sözü daha güzel izah ediyor ; "Hırs bir sandalın yelkenini şişiren rüzgara benzer; fazlası gemiyi batırır, azı da gemiyi olduğu yerde tutar." demiş ünlü düşünür. Yine Bediüzzaman Hazretleri de hırsın fazlası için "sebeb-i hasarettir" ifadesini kullanmışlardır.

Günlük hayatta, ticarette, eğitimde başarabilecek bir azim ve irade sergileyebilmenin gereği olarak da makül ölçüler doğrultusunda hırs gerekiyor insana. Ancak dediğimiz gibi yemeğin tuzu, otomobilin hız kadrajı gibi; ölçülü, gerektiğinde ve gereği kadar olmalı...Virajlara yüksek hızla girmemeniz, fazla sürat yapmamaniz, yağışlı havalarda daha dikkatli olmanız teknik anlamda bir ölçü iken, bir misafirlikten,taziye veya hasta ziyaretinden ayrılırken sizi uğurlayan insanların önünden çok sert ve süratli bir kalkış yapmamanızda sosyal olarak hız kadrajınız üzerindeki bir ölçüdür. Ticarette de bu böyle; ticaretinizde gelişim ve değişim adına attığınız adımları piyasada artan talepleriniz , karlılığınız yönlediriyorsa ve elinizdeki imkanlar makül ölçüde bu verileri destekliyorsa bu olumlu bir hırstır yok eğer hamlelerinizi ben de olmalıyım, başkaları ne der, eller pazarda görsün, başkalarında var verilerim desteklemese de borçla da olsa harçla da olsa bende de olsun anlamında aşırı hırslarınız yönlendiriyorsa çok yazık, bu yanlış ve ölçüsüz bir hırstır.

Siyasette de bu böyle; gelişim ve değişim anlamında attığınız adımlar doğal ve sizin kişiliğinize uygunsa, değişimleriniz ve tercihleriniz fikirsel tabanınıza uygun ve mantıklı sebeplere dayanıyorsa, hele bir de şahsınızdan öte toplumsal nedenlerle ve kazanımlarla alakalı ise bu adımlar bu olumlu bir hırstır.Yok eğer gelişim ve değişim anlamında attığınız bu adımlar kişisel odaklı ve bazı şahsi hesaplar içeriyorsa sizi toplum nezdinde bitirebilecek fazla, yanlış,ölçüsüz bir hırstan bahsedebiliriz.

Bu tip hırs dozajını ayarlayamamaktan kaynaklanan adımlar gurup olarak atılabildiği gibi şahıs olarak da atılabiliyor bazen. Bir dönem " Fırıldak" lakabı almış bir vekil vardı, şimdi kimse O nu hatırlamıyor bile...Şimdi bazı yerlerde yerel bazda duyuyoruz birilerinin kulağına fısıldamışlar vekil olmak istiyorsan falan partiye geç diye ama her geçiş ivme kazandırmaz insana; geçtiğiniz yer sizin fikirsel olarak tabanınıza, sizi destekleyen insanlara ters olmamalıdır. Bazı geçişler halkta tabanı varsa ve haklı bazı sebeplere dayanıyorsa size ivme kazandırabilir yok eğer haklı bir sebebiniz yoksa ve halk tabanında da karşılığı yoksa bu hareketiniz sizi siyaseten bitirebilir. Kendinizde siyasi olarak bir doluluk ve yeterlilik hissedebilirsiniz ama hedefiniz doğrultusunda çalışmanızla beraber bu işi biraz da nasib işi olarak yorumlamanız lazım.

Ulusal bazda ise Gezi Olaylarından beri siyaset dışı olduğunu söyleyip en sert muhalefeti yapan bir gurup ile alakalı yeni kurulacak bir partiden bahsediliyor. Ayrıca bu gurubun çeşitli organlarınca asla siyaset yapmayacaklarını da defalarca beyan etmelerine rağmen bu gün bu çizgiye gelmiş olmaları, muhafazakar ve mukaddesatçı siyasetin gerekliliği hususunda yıllarca karşı çıktıkları Milli Görüşle aynı çizgiye gelmiş olmaları anlamına geliyor. Yani yıllarca muhafazakar kesimi meşgul eden siyasetin gerekli olup olmadığı hususunun kazananı Milli Görüş olmuştur ve bu gerçeği bu arkadaşlarımız da kabullenmiş demektir bence. Dileğimiz diğer doğrular dada buluşabilmektir.Bu herkes siyaset yapacak anlamına da gelmemelidir, siyaset şahsi bir tercihtir ki; muhakkak birileri bu işi yapacak ama tercihler ve sonuçları itibarı ile herkes hem etkilenecek hem de ilgilenmeli anlamındadır. Bence en başta olması gerekeni yapıyorlar ve defalarca bazı tartışmalar sırasında davet edildikleri gibi bu kadar yıpratıcılığa gerek olmadan bu kararı almalı idiler.Bir partide devrim yapmaya kalkmak, kadrolarına sızmaya kalkmak, kendi partinizi hem de iktidarda iken iktidardan almaya kalkmak, başarısız kılmaya kalkmak, seçilmiş olduğunuz partinin başarısızlığı için tek bir adresten öte fikirsel olarak size uyan uymayan muhalif herkesle iş tutmak siyasi ve ahlaki olarak doğru görülemez. Burdaki düşünce tarzında sizin halka bir vaadiniz yok, sadece düşmanımın düşmanı düşmanımdır mantığı ile bir düşmanlık sergileme var. Madem farklı iseniz faklılığınızı gösterirsiniz, kurursunuz kadronuzu, teşkilatınızı, vaadlerinizi sıralarsınız, neye muhalif olduğunuzu söylersiniz ve sonuç olarak halk nezdinde ederinizi ve itibarınızı görebilme imkanınız olur. Tabii burda yine bir hırs kontrolü lazım; yaptığımız şeyleri olumlu yönde hırslarımız mı yoksa olumsuz hırslarımız mı yönlendiriyor diye...


Yine bir felsefi söz ile bitirmek istiyorum;
"Hırs ve tamahın başladığı noktada saf duygular sona erer."

Balzac