Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir hal alır.

Mustafa Kemal ATATÜRK

Bazı şehirler kendine aşık eder. Özellikleri vardır çünkü. Uçsuz bucaksız denizleri vardır mesela. Kalabalıklar içerisinde derinlikleri vardır. Fethi zordur. Fatihi bir tanedir. İstanbul gibi mesela.Çok değerli ilim adamları yetiştirmiştir. Mutasavvıflar vardır. Şehrin insanın kendine ait bir yaşam tarzı vardır. Konya gibi mesela.Koyları , yatları, barları vardır. Dünyada cenneti yaşıyormuş gibi hissettiren eğlence mekanları vardır. Antalya gibi mesela.Harika yemekleri vardır. Boğaz turizminin merkezidir. Sabah kahvaltıyı başka yerde yaparsın. Kahvaltı olmadı birde lunch yapayım dersin. Karnım doydu ama gözüm doymadı dersin. Gaziantep gibi mesela.

Benim şehrim ise kim ne derse desin Şanlıurfa’dır. Neden seversin Şanlıurfa’yı diye sorarsanız, nedensiz severim derim. Derim ama elbette çok nedenleri var. Çocukluğumda babamın beni turizm amaçlı en çok getirdiği şehirdi. Balıklıgöl’degezip fotoğraflar çekerdik. Oradaki balıkları sudan çıkarınca odun olacağını düşünürdüm. Hazreti İbrahim’in şehri diye sahip çıkar benimserdik. Ciğerimizi yer, bu lezzeti şıllık ile taçlandırırdık. Bu zamanlar geçti. Bizler büyüdük. Allah rızkımızı bu kadim şehirden kazanmayı nasip etti. Böyle olunca sevgimiz daha da arttı. Niye arttı diye kendimi sorguladım. Bu şehirde diğer şehirlerden farklı olarak ne vardı? Yat yok, deniz yok, koy yok tamam belki boğaza hitap edebilir ama böyle şehirler de var zaten. Şanlıurfa’nın diğer şehirlerden en büyük farkı en büyük zenginliği nedir? Şanlıurfa insanıdır. Viranşehir, Suruç, Siverek, Ceylanpınar, Bozova, Halfeti, Birecik ve Hilvan demeden, İsotçu, marulcu demeden bu şehrin insanını çok sevdiğimi farkettim. Böylesine kalender, böylesine cömert, böylesine akıllı, böylesine pratik bir insan topluluğunu değil Türkiye, dünyada bulamazsınız. Sabah biriyle kavga edin mesela, aynı kişinin akşam kapısını çalın sanki 40 yıllık dostuymuşsunuz gibi sizi ağırlar. Düşmanına karşı bile hakkı hukuku gözeterek yaklaşır bu şehrin insanı. Şehrin bereketi de buradan gelir zaten.

Bugün 11 Nisan Şanlıurfa’mın kurtuluşu hepimize kutlu olsun. Ne oldu o gün? 1920’de Urfalılar şehrini ve onun özgürlüğünü savunmak için her şeyini ortaya koymuştur. Önce İngilizler işgal etti Urfa’yı (Mart 1919). Musul’un İngilizlere bırakılması üzerine onlar 1919 Eylül’ünde Güneydoğu Anadolu’yu terk ettiler. Bundan bir ay sonra ekim ayında 3 bin kişilik kuvvetleri ile Fransızlar Urfa’ya girdiler. Bu işgalin ardından Urfa’da yavaş yavaş bir Kuvayi Milliye gücü oluşmuş ve bunun liderliğini Yüzbaşı Ali Saip (Ursavaş) Bey üstlenmiştir. Ali Saip Bey, şehrin ileri gelenleri ile toplantılar düzenlemiş, onlarla işbirliği yapmıştır. Bunlar arasında emekli Binbaşı İhsan Bey, Kaymakam Şevket Bey, Hacı Mustafa Bey, Hacı İmam ile İlyas Bey ve Bedricizade Halil Bey vardır. Ancak onun girişimlerini haber alan işgal kuvvetleri şehirden uzaklaşmasını istediler. Buna direnemeyen Ali Saip Bey 16 Ocak 1920’de Diyarbakır’a gitti, oradaki 13. Kolordu ile bağlantı süregeliyordu. Ali Saip Bey, 7 Şubat 1920’de geri dönerek Urfa yakınına, Karaköprü’ye geldi, 9 Şubat’ta çatışmalar başladı ve devam etti. 5 Mart’ta milli güçler tarafından, Fransızların ve ayrılıkçı Ermenilerin mevzilerine bir saldırı gerçekleşti ve 13. Kolordu’dan destek istendi. 9 Nisan’da işgal kuvvetlerine 24 saatte ili terk etme çağrısında bulundu. Başlayan çatışmalar sonucunda Fransızlar çekilme kararı verdi. 11 Nisan 1920’de Urfa, Kurtuluş Savaşı’nın kahramanları 12’lerin öncülüğünde halkın oluşturduğu milis kuvvetleri ile Ankara’da kurulan ihtilal meclisinden 12 gün önce şehirlerini özgürlüğe kavuşturdu. Bu kurtuluşu izleyerek Urfalı milisler, Antep savunmasına da destek vermişlerdir.

Tarihimize ve bu şehrin insanına sahip çıkalım!

Sağlıkla kalın!