Dünya genelindeki gıda üretimi, Pasifik Okyanusu yüzeyindeki sıcaklık değişimleriyle şekillenen El Niño atmosfer olayının etkisiyle yeni bir sınava giriyor. Belirli periyotlarla tekrarlanan bu doğal meteorolojik süreç, küresel ölçekte yağış rejimlerini ve sıcaklık değerlerini köklü biçimde dönüştürerek tarımsal rekolte üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Özellikle uluslararası ticarette geniş bir hacme sahip olan kahve, kakao, şeker ve pirinç gibi stratejik ürünlerde üretim rejimlerinin bozulması, tedarik zincirlerinde aksamalara yol açıyor.
Meteoroloji uzmanları ve uluslararası kurumlar, Pasifik hattındaki su sıcaklıklarının artış göstermesiyle ortaya çıkan bu atmosferik hareketliliğin 2027 yılının ilkbahar mevsimine kadar etkisini sürdürme olasılığını %97 olarak hesaplıyor. Sürecin ilerleyen dönemlerinde, 2026 yılının son çeyreğinde %81 olasılıkla son 70 yılın en yüksek seviyelerine ulaşabileceği öngörülüyor. Aşırı kuraklık veya bölgesal şiddetli yağışlar şeklinde beliren bu iklim anomalisi, tarlalardaki ürün rekoltesini düşürerek küresel gıda dengelerini derinden sarsıyor.
Temel Gıda Ürünlerinde Borsa Hareketi Ve Maliyet Artışları
Üretim sahalarındaki olumsuz hava şartları, uluslararası emtia borsalarında hızlı fiyat değişimlerini beraberinde getiriyor. Arz endişelerinin artmasıyla birlikte özellikle kahve ve kakao piyasalarında son yılların en yüksek ticaret hacimleri ve fiyat artışları kaydediliyor. Kahve çekirdeğinde haziran ayının ilk günlerinden itibaren görülen %30 oranındaki fiyat artışı, libre başına 3,12 dolar seviyelerine ulaşılarak son 47 senenin en yüksek günlük tırmanışlarından biri olarak kayıtlara geçiyor.
Benzer bir durum kakao sektöründe de belirgin bir şekilde hissediliyor. Vadeli işlem piyasalarında yaz başında 3950 dolar seviyesinde işlem gören kakao ton fiyatı, temmuz ayı itibarıyla 6455 dolar seviyesine yükselerek son 8 ayın zirvesine ulaştı. Küresel borsa analistleri, piyasa aktörlerinin iklim belirsizliklerini doğrudan ürün maliyetlerine yansıttığını ve uluslararası ticarette belirgin bir risk priminin oluştuğunu ifade ediyor.
Jeopolitik Gerilimler Ve Enerji Maliyetlerinin Üretime Yanıtı
İklim krizinin getirdiği olumsuzluklara, uluslararası alanda yaşanan siyasi gerilimler ve enerji sektöründeki dalgalanmalar da ekleniyor. Bölgesel çatışmaların neden olduğu lojistik hatlardaki tıkanıklıklar, enerji ve tarımsal girdi maliyetlerini doğrudan yükseltiyor. Özellikle gübre tedarik zincirinde yaşanan aksaklıklar, çiftçilerin topraktan aldığı verimi düşürerek çift yönlü bir üretim krizini tetikliyor.
Uluslararası tarım ve gıda örgütlerinin verilerine göre, gübre kullanımındaki azalma ve iklim belirsizliklerinin birleşimi, makarnalık buğday ve pirinç gibi temel besin maddelerinde rekolte kayıplarını kaçınılmaz kılıyor. Bu durum, 2027 yılı sonuna kadar dünya çapında en az 49 milyon kişinin daha yetersiz gıda erişimi riskiyle karşı karşıya kalacağını gösteriyor. Tarımsal üretimdeki bu daralma, küresel açlık ve gıda güvenliği tartışmalarını yeniden gündeme taşıyor.
Okyanus Sıcaklıklarının Balıkçılık Ve Endüstriyel Hammaddelere Etkisi
El Niño olayının yıkıcı etkileri yalnızca karasal tarım alanlarıyla sınırlı kalmayıp deniz ekosistemini de doğrudan etkiliyor. Su sıcaklıklarının normal değerlerin üzerine çıkması, balık popülasyonlarının göç etmesine ve avlanma oranlarının sert bir şekilde düşmesine neden oluyor. Peru sahillerinde deniz suyu sıcaklığının artması sebebiyle hamsi avcılığının durdurulması, bu durumun en somut örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.
Deniz ürünleri avcılığındaki bu duraksama, endüstriyel hammaddelerde de ani fiyat artışlarını beraberinde getiriyor. Balık unu fiyatları geçen seneye kıyasla %100 oranından fazla artış gösterirken, balık yağı maliyetleri Temmuz 2025 döneminden bu yana %200 oranının üzerinde yükseldi. Dünya genelindeki hayvancılık ve yem sanayisi, denizel kaynaklı girdilerdeki bu arz şoku nedeniyle yeni maliyet yükleriyle karşı karşıya kalıyor.
Kaynak: Zeki Ersin Yıldırım




