Türkiye’nin içerisinde bulunduğu konumundan dolayı siyasi yazı yazmadığım doğrudur. Bunun yerine aşk yazıları yazıyorum. Aşk yazıları paylaşırken ise, bu durum benim âşık olduğumu gözler önüne seriyor. Yakın çevremin yazılarımı okuyarak beni âşık sanması olasıdır. Burada bu konu hakkında şunu söylemek istiyorum; BEN ÂŞIK DEĞİLİM! Bu tür konuları ele almam, benim aşık olduğum anlamına gelmez. Yazdığım yazıların her yaştan insanın okuyamayacağı yazılar olduğu gibi, popülaritesini hiç yitirmeyen konulardan birisidir. Sürekli bu konu hakkında yazılar yazmam normaldir.

Türkiye’de okunan kitapların hemen hepsinde bahsi geçen konuların başında aşk gelir. Satın aldığımız kitapların tümünde aşk konusu ele alınmıştır. Gençlerin elinden düşmeyen veya ilk odaklandıkları nokta, aşk konusu olmuştur. Yazacağınız, okuyacağınız bir kitabın konusu aşk olsun yeterlidir. Bu konuya hitaben ve günümüz koşulları göz önüne alındığın da bu konudan vazgeçmememizin sebebi; hayallerimizdir. Okuduğumuz her kitapta âşık olmanın veya aşkın bin bir türlü halleri ele alınarak eser haline getirilmiştir. Yazarlar ile konuştuğunuz zaman; ‘aşk kitabı yaz, belli bir nedeni olsa dahi insanlar aşkı okumayı severler. Hayal ettiği aşka kavuşamadığından ve elde edemediğinden aşk kitabını okumayı yeğlerler.’ Yayın evleri bile aşk kitabını basmayı severler. Dram nitelikli aşk kitapları el üstünde tutulur. Yazarlar aşk yaz diyor, yayınevleri aşk yaz diyor! Bundan dolayı köşe yazılarımı aşk konusu üzerinde topladığım için âşık konumuna düşmem bu nedendendir. Buradan bir kez daha söylemek istiyorum; BEN ÂŞIK DEĞİLİM. Yazılarımda aşk konusunu daha da irdelemek için ara sıra aşk konularına da değineceğim. Bunların başında da bana gönderilmiş olan bir aşk mektubunu ileri bir tarihte yayınlayacağım.

Elimde bulunan ve bana münhasır olan iki eseri yayınevlerine gönderdim. Yayın evlerinden aldığım ret yanıtı, beni karamsarlığa sürüklemedi. Hali hazırda bir yerel gazetenin köşe yazarıyım. Aynı zamanda blog sayfamda da kısa hikâyeler yazmakta olduğumdan dolayı yazın hayatıma devam ediyorum. Burada kitaplarımın basılmamasının temel sebebi; popülaritemin az olmasından kaynaklanmaktadır. Ben kimseye zorla bir yazımı okutamam! Dayatmayla da bir yere varamam! Benim yazın hayatıma devam etmemin ana nedeni; içimde beslediğim duyguları kelimelerle ifade ediyor olmamdır. Kimseye zorla benim düşüncelerimi, duygularımı, hislerimi okutmam yanlış olur. Takipçi sayılarımın düşük olmasından dolayı iki kitabım yayınlanmadı. Bu yüzden yazılarıma devam edeceğim ve sonuna kadar düşüncelerimi bu sayfada yazmaya devam edeceğim. Ben kendimi ifade edebildiğim sürece bu böyle devam edecektir.

Şanlıurfa hakkında bir kaç şey söylemem gerekiyor. Ne kadar bu konuları dile getirmek istemesem de, konuşmak bile istemesem de bir yerden gelip yine beni buluyor. Şanlıurfa’nın güçlüyü beslediği, mazlumu da ezdiği bir il olup çıktı. Milletvekillerinin sırt sırta dayadığı, ilin kalkınması için elinden gelen gayreti sarf etmesi gerekirken, milletvekilleri kendileri ile çatışıyorlar ve birbirinin kuyusunu kazıyorlar. Hal böyle olunca, bu ilde yaşayan insanlar ‘huzur’ denen kavramı mumla arıyorlar. Güçlünün olduğu yere bakıyorsun, yanında duran adam da güçlü! Güçlüyü güçlünün koruduğu bir memlekette yaşamaya çalışıyoruz. Aynı zamanda mazlumun yanında da mazlumu görüyoruz. Mazlumun mazlum olduğu bir memlekette; mazlumun yanında güçlü birisinin durması gerekirken, mazlumun yanında mazlum duruyor! Hal böyle olunca, mazlumda güçlülerden nefret ediyor. Güçlü ise, mazlumu tepeden görüyor! Böyle bir memlekette yaşamak insanı ürpertiyor.

İnsanların refah içerisinde yaşadığı, mazlumun mazlum olmaktan çıkıp, güçlü bir insan konumuna geldiği bir Şanlıurfa’da uyanmak ümidiyle… Allah'a emanet olun.