Eskiden insanları tanımak için sözlerine, davranışlarına, muhabbetlerine bakardık. Şimdi ise profillerine bakıyoruz. Bir insanın ne düşündüğünü, ne yaşadığını, neye sevindiğini ve hatta nasıl biri olduğunu çoğu zaman sosyal medya paylaşımlarından anlamaya çalışıyoruz.
Fakat burada önemli bir soru var: Sosyal medya gerçekten hayatı mı gösteriyor, yoksa bize gösterilmek isteneni mi?
Bugün sosyal medya, yalnızca fotoğraf ve haber paylaşma alanı olmaktan çıktı. İnsanların fikirlerini, itibarlarını ve toplumdaki algılarını şekillendiren güçlü bir sahneye dönüştü. Bir paylaşım saniyeler içinde binlerce kişiye ulaşabiliyor. Ancak aynı hızla yayılan bir yanlış bilgi, bir insanın yıllarca oluşturduğu itibarı da zedeleyebiliyor.
En büyük tehlike ise algının gerçeğin önüne geçmesi.
Bir olayın tamamını bilmeden, yalnızca birkaç cümlelik bir paylaşım üzerinden hüküm veriyoruz. Bir fotoğraf görüyor, arka planını bilmeden yorum yapıyoruz. Bir iddia duyuyor, doğruluğunu araştırmadan başkalarına aktarıyoruz. Böylece bazen gerçekleri değil, bize sunulan hikâyeyi konuşuyoruz.
Oysa sosyal medyada herkesin bir ekranı var ama herkesin aynı doğruluk anlayışı yok.
Kimi insan sosyal medyayı bilgi paylaşmak için kullanıyor, kimi kendisini göstermek için, kimi de başkalarını itibarsızlaştırmak için. Özellikle kişisel tartışmaların, siyasi çekişmelerin ve toplumsal meselelerin sosyal medyaya taşındığı dönemlerde, sözün ağırlığını unutmamak gerekiyor.
Çünkü klavyenin başında yazılan bir cümle, karşı tarafta gerçek bir insanın hayatına dokunuyor.
Eleştiri başka, iftira başkadır. Fikir belirtmek başka, karalama yapmak başkadır. Haber vermek başka, algı oluşturmak başkadır.
Bu nedenle sosyal medyada asıl ihtiyaç duyduğumuz şey daha fazla konuşmak değil, daha doğru konuşmaktır.
Her gördüğümüze inanmak yerine araştırmalı, her duyduğumuzu paylaşmak yerine düşünmeli, her tartışmaya dahil olmak yerine bazen susmayı da bilmeliyiz.
Çünkü gerçek, en çok bağıranın söylediği değildir.
Gerçek; zamanın, vicdanın ve belgelerin karşısında ayakta kalandır.
Bugün sosyal medyada bir paylaşım birkaç saat içinde unutulabilir. Fakat o paylaşımın bir insanın hayatında bıraktığı iz çok daha uzun sürebilir.
Bu yüzden sosyal medyada parmaklarımızdan önce vicdanımız hareket etmeli.
Çünkü ekranın karşısında yalnızca bir profil değil, bir insan vardır.
Bu yüzden sosyal medyanın en büyük sınavı teknoloji değil, insanlıktır.