Bir akşam yemeği…
Masa hazırlanmış.
Anne mutfaktan son tabağı getiriyor.
Baba elindeki telefondan gözünü ayırmıyor.
Çocuk ise tablet ekranına dalmış, parmaklarını hızla ekranda gezdiriyor.
Ev sessiz…
Aslında herkes aynı masada.
Ama kimse aynı sohbetin içinde değil.
Bugün birçok evde buna benzer manzaralarla karşılaşıyoruz.
Teknoloji hayatımızı kolaylaştırdı.
Bilgiye ulaşmayı hızlandırdı.
Mesafeleri kısalttı.
Ancak farkında olmadan birbirimizle kurduğumuz iletişimi de azaltmaya başladı.
Oysa bir çocuğun dil gelişimi, yalnızca duyduğu kelime sayısıyla değil; kurduğu etkileşimin niteliğiyle şekillenir.
Bir bebeğin size bakması…
Bir oyuncağı göstermesi…
Bir ses çıkarması…
Bir soru sorması…
Aslında bunların her biri "Ben seninle iletişim kurmak istiyorum." demektir.
Önemli olan ise yetişkinin buna nasıl karşılık verdiğidir.
Bilimsel araştırmalar, çocukların dil gelişiminde en güçlü desteklerden birinin yetişkin ile çocuk arasında kurulan karşılıklı ve duyarlı iletişim olduğunu göstermektedir. Çocuk bir ses, bakış, mimik ya da kelimeyle iletişimi başlatır; yetişkin ise bunu fark eder, anlamlandırır ve uygun şekilde karşılık verir. Bu doğal alışveriş, dil gelişiminin temel taşlarından biridir.
Ne yazık ki günümüzde birçok aile, çocuklarıyla aynı evde uzun saatler geçirse de gerçek anlamda iletişim kurmaya yeterince zaman ayıramıyor.
Birlikte geçirilen zaman ile birlikte kurulan iletişim aynı şey değildir.
Çocuğun yanında bulunmak, onunla etkileşim kurduğunuz anlamına gelmez.
Dil gelişimi yalnızca "Konuş." demekle desteklenmez.
Birlikte oyun oynamak…
Kitap incelemek…
Markete giderken gördüklerinizi konuşmak…
Yolda yürürken kuşları göstermek…
Yemek hazırlarken sebzelerin adını söylemek…
Birlikte gülmek…
Birlikte şaşırmak…
İşte çocukların en çok ihtiyaç duyduğu dil ortamı tam da budur.
Çünkü çocuklar dili ezberleyerek değil, yaşayarak öğrenir.
Bazen aileler bana şu soruyu soruyor:
"Hocam, çocuğum için hangi eğitici oyuncağı almalıyım?"
Ben ise çoğu zaman şu cevabı veriyorum:
Çocuğunuzun en değerli oyuncağı sizsiniz.
Çünkü hiçbir oyuncak göz teması kuramaz.
Hiçbir ekran çocuğun heyecanına aynı duyguyla karşılık veremez.
Hiçbir uygulama onun anlattığı küçük bir hikâyeyi sabırla dinleyemez.
Dil gelişimini destekleyen en güçlü araç, sevgiyle kurulmuş bir iletişimdir.
Bu nedenle çocuklarımızla konuşurken onları sınava sokar gibi peş peşe sorular sormak yerine, onların ilgisini takip etmek, söylediklerini genişletmek ve birlikte keyif aldıkları anları paylaşmak çok daha değerlidir. Çocukların dili en iyi öğrendiği ortam, kendilerini güvende hissettikleri ve karşılıklı etkileşimin doğal olarak sürdüğü ortamlardır.
Belki de bugün eve gittiğinizde yapabileceğiniz en önemli şey yeni bir oyuncak almak değildir.
Telefonunuzu birkaç dakikalığına bir kenara bırakıp çocuğunuzun gözlerinin içine bakarak onun anlattığı küçük dünyaya misafir olmaktır.
Çünkü çocuklar yalnızca kelimeleri değil…
Kendilerini dinleyen insanları da hatırlar.