İslam, tarih boyunca gerek açık, gerek gizli birçok kahraman veli zat bünyesinde barındırmıştır. Kimisi herkes tarafından bilinirken kimisi de farklı bir araştırma, farklı bir ortam, farklı bir sohbettekarşımıza çıkabilmektedir. O isimlerden biri de Nalıncı Baba olarak bilenen NalıniMehmed Mimi Efendir.
Kabirleri şuanİstanbul Unkapanı Üsküplü Caddesi üzerindedir. Aslen Bergamalı’dır. Geçimini Nalıncılık (ayakkabı) yaparak temin ederdi. Osmanlı döneminde 16. Yüz yılda Sultan II. Selim ve Sultan III. Murad dönemlerinde yaşamış mübarek bir şahsiyettir.
Kuranı Kerimimizde; “Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli hallerini ve kusurlarını araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a gönülden saygı besleyip O’na karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri çokça kabul edendir, engin merhamet sahibidir.” (Hucurat, 12) hakkında kesin bilgi sahibi olmadığımız kişi ve olaylar hakkında zandan özellikle sû-i zanda bulunmaktan bizleri men eder.
Peygamber Efendimiz Aleyhisselam;"Ey Müslümanlar! Diliyle Müslüman olup da kalbine iman girmemiş olanlar! Müslümanların gıybetini yapmayın ve onların gizli kusurlarını araştırmayın. Kim Müslümanların gizli hallerini araştırırsa, Allah da onun gizli hallerini ortaya çıkarır. Allah kimin gizli halini ortaya çıkarırsa, onu evinin içinde bile olsa rezil eder." (EbûDâvûd, Edeb 35)
"Kim bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah da dünya ve ahirette onun ayıplarını örter." (Müslim, Birr 72; EbûDâvûd, Edeb 60)
"Kendi kusurları ile meşgul olup insanların ayıbını görmeye fırsat bulamayan kimseye müjdeler olsun." (Beyhakî, Şuabü'l-İmân) buyurarak sû-i zandan, gıybetten, insanların ayıplarını araştırıp yaymaktan men edip kendi kusurlarımız ile ilgilenmemizi emreder.
Zaten Peygamber Efendimiz Aleyhisselamın hayatına baktığımızda yine genel olarak Asr-ı Saadete baktığımızda ne Efendimizde Aleyhisselam ne de O’nun Aleyhisselam güzide Ashabında insanların ayıpların araştırdığını, insanları afişe ettiklerini göremezsiniz.
Efendimiz Aleyhisselam bir yanlış, bir hata gördüğünde bu hatayı yapan kişiyi afişe etmez, bilakis Ashabını toplar ve bazılarınız şöyle şeyler yapıyor bunu yapmasın diyerek genel ifadelerle Ashabına İslam ahlakını öğretmiştir. Örneğin bu konuda en ağır hata diyebileceğimiz olay Uhud Gazvesinde Ayneyn Geçidine yerleştirilen okçulara Peygamber Efendimiz Aleyhisselam hepimizin öldürüldüğünü, cesetlerimizin kuşlar tarafından yendiğini de görseniz benden bir emir gelmeden burayı asla terk etmeyin demesine rağmen cihadın ilerleyen saatlerinde Müslümanların galip geldiğine kanaat getiren geçitteki okçular yerlerini terk ederek meydana inmişlerdir.
Bu durumu fark eden o zaman henüz Müslüman olmamış olan Halid Bin Velid dağın arkasından dönerek Müslümanlara arkadan saldırmış, önde koşuşturan müşrik ordusu da geri dönünce Müslümanlar arada kalmış ve ani gelişen bu panik sebebiyle savaşın seyri tersine dönmüş aralarında Peygamber Efendimiz Aleyhisselamın amcası Hz. Hamza gibi değerli sahabenin bulunduğu onlarca sahabe şehid düşmüş bu kargaşada Efendimiz Aleyhisselamın miğferi yanağına batmış ve mübarek dişleri kırılmıştır.
Ancak buna
Ancak buna rağmen Efendimiz Aleyhisselam onlara bağırıp kızmamış ve onların isimlerini söyleyerek onları afişe etmemiştir. Bugün bile hiçbir İslam kaynağında bu isimlerin kimler olduğu bilinmemektedir. Bu olayla ilgili olarak;“Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.” (Ali İmran, 159) Ayeti Celilesi inmiştir.
Hz. Ömer RadiyallahuAnh bir gece Medine sokaklarında bir nevi devriye gezerken bir bahçede gülüşme sesleri duymuş bunun üzerine bahçe duvarına çıkarak içeriye baktığında içeride Ashaptan bazı kimselerin içki içtiğini görmüş bu duruma aşırı bir şekilde öfkelenen Hz. Ömer avluya atlayarak işte sizi yakaladım! Peygamberin şehrinde içki mi içiyorsunuz diye çıkışınca orada bulunanlar; Ey Ömer biz bir hata işledik ise sen iki hata işledin. İslam bize evlere kapılarından izin isteyerek girmemizi emrederken sen bu emre riayet etmedin, İslam birbirinizin ayıbını araştırmayın derken sen ayıbımızı araştırdın dediklerinde Hz. Ömer yaptığının hata olduğunu anlamış ve pişman olarak geri dönmüştür. O kişilere herhangi bir cezai müeyyide uygulamamıştır. Ve en güzel tarafı o kişileri afişe etmemiştir. Bunlar kim idi bilmiyoruz. Hiçbir İslam kaynağında da bu bilgi yoktur.
İslam insan onuruna önem verir. Günah işlendiğinde tabi ki yakalandığında ya da itiraf edildiğinde cezası verilir. Ancak kim olursa olsun, ne tür günah işlerse işlesin o kişiyi afişe etmeye, o kişinin gıybetini etmeye kimsenin hakkı yoktur. O kişi öyle bir tevbe ile tevbe eder ki Allah onu affeder de siz o kişinin gıybetini yapmakla kendinizi cehennemde bulabilirsiniz.
Sünnete uygun olan gıybet etmemek, insanları afişe etmemek, insanların ayıbını araştırmamak ve sû-i zandan sakınmaktır. Tersi yani batıl olan bidat olan ise gıybet etmek, insanları afişe etmek, onların ayıbını araştırmak ve sû-i zanda bulunmaktır. Ne Efendimiz Aleyhisselam, ne de O’nun Aleyhisselam güzide ashabı böyle bir şey asla yapmadı.
Bir insana bakarsınız değil kendisi, eşeği bile Müslüman olmaz dediğiniz bir insan Allah’ın hidayeti ve inayeti ile öyle bir mertebeye ulaşır ki onun ayağının tozuna bile ulaşamazsınız. Sürekli ayyaş gezen birine öyle bir nefret öyle bir sû-i zanda bulunursunuz ve o kişiyi heryerde afişe eder gıybetini yaparsınız ama o öyle bir pişmanlıkla pişman olur Allah’a yönelir de cennetin yollarında uçarak yol alırken siz gıybet ve sû-i zannınız yüzünden cehenneme doğru yuvarlanır durursunuz. Neden bu böyledir? İslam size böyle bir emir vermemiştir. Git bu adamın gıybetini yap, onu afişe et, onun ayıplarını araştır, onun hakkında sû-i zanda bulun dememiştir. Bilakis bunları sana haram kılmıştır. Bu tür şeyler şeytandandır yani Rahmani değildir.
Bişri Hafi Hazretleri ayık gezdiği görülmezdi. Ama bir gece sarhoş olduğu halde çamurun içinde bir kağıtta Allah lafzını görmüş derhal onu kaldırarak yıkayarak temizlemiş eve götürerek güzel kokular sürerek bu isimin yeri o çamurlar değil en yüksek yerdir diyerek evin en yüksek yerine asmıştır. O gece rüyasında kendisine sen Allah lafzını çamurdan çıkardın temizledin biz de senin günahlarını temizledik, sen Allah lafzını yücelttin biz de seni yücelteceğiz denmiş. O gün tüm yaptıklarına pişman olmuş, tevbe etmiş ve Bişri Hafi Hazretleri olmuştur. Allah kendisinden razı olsun.
Evet, konunun uzadığının farkındayım ama bu kadar önemli bir mevzuyu günlerce konuşsak azdır. Şimdi konumuz ile ilgili olarak Nalıncı Baba ile ilgili menakıba geçelim.
Sultan 3. Murat o gece bir rüya görmüş ve şaşkın bir şekilde veziri azam Siyavuş Paşayı çağırarak tebdili kıyafetini giy çıkıyoruz diyerek birlikte yola koyulmuşlar. Gideceği yeri daha önce gelmişçesine yürüyen Sultan Murad ile Siyavuş Paşa bir meydana varırlar. Orada yerde yatan bir cenaze görüler. Sultan orada bulunan ahaliye cenazeyi sorunca aman efendim ondan uzak durun. O ayyaşın tekiydi. Çok iyi nalıncı ancak kazandığı tüm parayı içkiye verir. Sadece bu da değil nerede namlı mimli bir kadın varsa onu da evine alır. Bu arada camide cemaatte de kendisini gören yoktur.
Sultan bunları duyunca şaşırır. Siyavuş Paşa da Efendim duydunuz hadi gidelim deyince olmaz herkes gidebilir ama kim olursa olsun tebamızdır bunu burada bırakamayız. Hadi cenaze işleri ile ilgilenelim. Siyavuş Paşa,Efendim saraydan bu işi bilen birkaç kişi gönderelim onlar yapsın deyince ben de anlarım bu işten biz yapalım. Ve bunun üzerine Fatih Camiine götürülür. İkisi cenazeyi yıkadıklarında adamın yüzünde bir nur bir güzellik görürler
ikisi de bu duruma şaşırır ahalinin anlattığı gibi birisi değildir. Yıkanır kefenlenir. Padişah kimisi kimsesi yok mudur nereye gömelim diye bir soralım. Sultan cenazeyi aldıkları yere döner ahaliye adamın evini sorar. Evine gelir ve kapıyı çalar. Yaşlıca bir kadın çıkar. Durumu izah edince kadıncağız ağlamaya başlar. Ben kendisine hep dediydim. Yapma böyle cenazen ortada kalır diye. Allah sizden razı olsun gelin oturun belli ki yorulmuşsunuz. Bizim bey alem bir adamdı. Akşamlara kadar nalın yapar kazandığı parayı nerede elinde şarap olan biri görmesin ne yapar eder fazlasını verir elinden alır eve getirir helaya dökerdi. Sultan şaşırarak Allah Allah! Neden peki? O Ümmet Muhammed’den biri içki içsin istemem derdi.
Bu da bir şey mi gider nerede malum bir kadın var onu bulur geceliğini sorar parasını öder senin zamanını aldım demi?Evet deyince onu yanıma gönderir hanım ona İslam’ı anlat der kendi de çıkar giderdi. Sultan daha da şaşırmış bek sen hâlbuki ki ahali ne zannediyormuş. Bu arada kendisi hep uzak bir mescide giderdi. Sebebini sorduğumda hanım arkasında namaz kıldığın imam öyle bir tekbir almalı ki kendini Beytullahta hissetmelisin der böyle bildiği mescide giderdi. Sultan iyice şaşırmış ve böyle imamlarımız gerçekten de azdır. Ben kendisine bak bey kimse senin mezarını kazmaz diyordum. O ne diyordu peki? Ne diyecek evin bahçesinde kimseye yük olmayayım diyerek bakın kendi mezarını kazdı. Ben kendisine mesele sadece mezar değil ki yıkanman lazım cenaze namazının kılınması lazım defnedilmen lazım derdim. Sultan peki o ne derdi diye sorunca;
Ne diyecek evladım. Her zaman “Allah kerimdir hatun PADİŞAHIN İŞİ NE?”