Yazmayacağım… Bu konuda yazmayacağım dedim ama artık dayanamıyorum, yaşanan kepazeliklerden sonra karar verdim ve yazıyorum.
AKP'nin ilk kurduğu 58. Hükümetten bu yana yaşanan gizli devalüasyonların getirdiği ekonomik krizler ve bu krizler sonrasında artan iflas, cinnet, cinayet, hırsızlık, zimmet, karşılıksız çek, ödenemeyen borçlar gibi sebeplerle binlerce insanımız cezaevlerine dolduruldu.
Ayrıca, AKP hükümetleri döneminde çıkarılan eşcinsellere dernek kurma izni, zinanın suç kapsamından çıkarılması gibi kanunlar yüzünden yaşanan ahlaki çöküntünün bir neticesi olarak yine gazetelerin 3. sayfalarına konu olan haberler yüzünden binlerce insanımız cezaevlerinin yolunu tuttular.
Bunlara bir de terör örgütü üyeleri ile belli odaklar tarafından oluşturulan 'sanal terör örgütleri'nin mensubu gösterilen (asker, gazeteci, yazar, fikir adamı vb.) eklenince haliyle cezaevlerimiz kapasitesinin çok daha üstünde mahkumu ağırlamak zorunda kalmıştır.
Cezaevlerindeki aşırı yoğunluk sebebiyle bu mekanlar devlet otoritesinin kontrolünden çıkmış ve büyük ölçüde terör örgütlerinin hakimiyeti altına girmiştir. Cezaevlerindeki, uyuşturucu, kumar, kontörlü telefon, haraç vb. işlerini organize eden terör örgütlerinin mensupları için cezaevleri birer, eğitim ve dinlenme kampı haline gelmiş bunun ötesinde de kesintisiz gelir kaynağı olmuştur.
Avrupa Birliğinin gözüne girebilmek uğruna her türlü taklayı atan hükümetin verdiği tavizler birbirini takip etmiş terör örgütü her geçen gün yeni bir talep ile hükümetin karşısına çıkmış ve her talebi de olumlu karşılık görmüştür. Sonunda cezaevlerinde kampa girmiş olan terör örgütü üyeleri bir -sözde- açlık grevi başlattılar. Tabii medyamız bu olayın üstüne balıklama atladı. 70 gün boyunca açlık grevi haberleriyle yattık, açlık grevi haberleriyle kalktık. Sadece bizim değil bütün dünyanın dikkati Türkiye'deki cezaevlerine ve terör örgütüne çevrildi. İmralı'daki cani yaratıkla pazarlıklar yapılmaya başlandı. Yapılan pazarlıklar ve verilen tavizler neticesinde anlaşma sağlanmış olacak ki, o yaratık, devletin tahsis ettiği bot ile yani devletin imkanlarıyla kendisini ziyarete gelen kardeşi aracılığı ile haber yolladı; 'Açlık grevini bitirin.' Ertesi gün açlık grevini sürdüren kimse kalmamıştı.
Ne demek oluyordu bu, Avrupa'ya karşı Türkiye'de çift başlı bir idare varmış gibi lanse ediliyordu. Aynı Irak'taki Talabani ve Barzani yönetimi gibi… Öyle ya, devletin bütün ilgili birimleri, sivil toplum kuruluşları arabulucu oldu bu teröristler eylemlerinden vazgeçmediler, ama İmralı'daki katilin bir emriyle eylem bıçak gibi kesildi. Daha sonra AKP Hükümetinin en yetkili isimleri kameraların karşısına geçip, İmralı'daki eli kanlı bebek katilinin adını vererek açlık grevi eylemi onun sayesinde sonlandırıldı gibi ifadeler kullandılar. Bu durum devlet olarak ne denli aciz bir halde olduğumuzun en iyi göstergesidir.
Oysa geçmişte böyle miydi?
Tabi ki değildi…
Bakınız cezaevlerinde F tipi hücre sistemine geçişi engellemek amacıyla, teröristlerin 20 Ekim 2000 tarihinde başlattıkları açlık grevlerini, 19 Kasım 2000 tarihinde ölüm orucuna dönüştürmeleri üzerine, aynı gün 'Hayata Dönüş Operasyonu' ile 20 cezaevine birden müdahale edildi. Yerine göre bazı koğuşlarda taş üzerinde taş gövde üzerinde baş kalmadı. Operasyon bitip de ortalığın tozu dumanı dağılınca bilanço ortaya çıkmıştı. 2 askerimiz şehit olmuş. 30 terörist öldürülmüştü. Yapılan operasyonun haklı olup, olmadığı konusunda her kafadan bir ses çıkmaya başlamıştı. Ortada müthiş bir bilgi kirliliği vardı.
Sonunda gazeteciler Savcılığa davet edilerek hem operasyon hakkında bilgi verildi. Hem de Operasyonlarda ele geçirilen malzemeler basına gösterildi, bu operasyonlarda; 1 adet Kalaşnikof marka otomatik tüfek, bu silaha ait 4 adet şarjör ve 78 adet mermi, 4 adet tabanca, 7 adet mermi, 7 adet el yapımı ok atma silahı, bol miktarda şırıngadan yapılmış ok, 20 adet mutfak tüpünden yapılmış alev makinesi, 22 adet el yapımı patlayıcı madde, 1 adet el yapımı matkap, 11 adet demir testeresi, 121 adet el yapımı gaz maskesi, 2 şişe tiner, 9 şişe asit, 4 şişe molotofkokteyli, 1 adet bomba düzeneği, 3 adet lastik sapan, 14 adet demir sapan, 1 adet oksijen kaynağı ağzı, 8 paket uyuşturucu hap, 5 adet bubi tuzağı, 1 ton 800 kilogram tıbbi ilaç, 80 adet el yapımı balyoz, bol miktarda ölüm oruçlarında vitamin olarak kullanılan Ensure ile biri yanmış 2 adet telsiz bulunması dikkati çekti.
Ele geçirilen malzemeler arasında ayrıca, 101 adet delici ve dürtücü alet, 1 adet şarj cihazı, 1 adet çanak anten, 1 adet el yapımı çanak anten, 1 adet uydu alıcısı, 3 adet çanak anten LMB'si, 9 adet adaptör, 13 adet elektronik daktilo, 20 adet klasik daktilo, 104 adet afiş ve pankart, 124 adet döviz şeklinde fotoğraf ile 8 adet VCD de yer aldı.
Cezaevlerini terör örgütü kamplarına çeviren, adli mahkumlar üzerinde hakimiyet kurmaya çalışan, bazı cezaevlerinde buna muvaffak da olan teröristlere gereken ders verilmiş, devletin şefkatli yüzünün yanı sıra sert bir yumruğunun da olduğu gösterilmişti.
Şimdi aradan geçen 12 yılda cezaevlerinin hali 2000 yılından daha beter olmuş, yetkililer kafalarını kuma sokmuş ve bu durumu görmezlikten gelmeye devam ediyorlar. Yetkisinin farkında olan, yetkisini Türk milleti adına ve Türk milletinin menfaatlerine kullanan idareciler tarafından yönetilmek en büyük dileğimdir.