Terör örgütü üyesi, yani terörist olmak; vicdansızlığın, korkaklığın, pısırıklığın son noktasıdır… Hayatı boyunca bir baltaya sap olamamış insanlar, kendisine, ailesine, vatanına, milletine faydalı olamamış aşağılık kompleksine kapılmış kişilerin harcıdır terörist olmak… Öğrenim hayatı başarısız geçmiş, mesleği olmayan ve hatta ahlaki çöküntüye uğramış sapıkların yolu terör örgütünün şehir yapılanmasına gider, oradan da kandile kadar uzanır.
Sonra, 20 yaşında vatan evlatları, ana baba kuzuları 'kınalı' elleriyle kavradıkları piyade tüfekleriyle, dağ taş demeden hainlerin peşine düşerler… Düşerler ki; bu hainler, kendilerinden olmayan, kendilerine destek vermeyen, haraç ödemeyen dürüst vatandaşımızı, öğretmenimizi, öğrencimizi, mühendisimizi, işçimizi, memurumuzu katledemesin… Yıllarca kelle koltukta terörist peşinde koşan, akşam hava kararırken pusuya yattığı karın üstünden ancak sabah kalkabilen sonrasında dinlenmeden kilometrelerce yürüyen bir iman abidesidir kahraman Mehmetçik…
Her neyse, babası belli olmayan teröristi de, bu milletin öz evladı olan Mehmetçiği de herkes iyi tanıyor. Yaklaşık 35 yıldan beri devam eden terörle mücadele de şehit düşen 30 bin vatandaşımızın bugünlerde kemikleri sızlıyordur.
Neden mi?
Hemen izah edeyim;
Dün, 'Avrupa Birliği, bir Hristiyan Topluluğudur, bu topluluk içinde bizim yerimiz yoktur. Biz İslam Birliğini kurmalıyız' diyen milli görüşçüler bugün milli görüş gömleklerini çıkarınca birer Avrupa hayranı kesildiler ve Avrupa Birliğine girebilmek uğruna atmadıkları takla, vermedikleri taviz kalmadı. Kültürel, milli, dini ve ahlaki bütün değerlerimiz ayaklar altına alındı.
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde Türk Bayrağı yakıldı, yırtıldı, Türklüğe hakaret marifet sayılır oldu.
Başörtüsünü serbest bırakacağız diyerek oy toplayanlar, zinayı serbest bıraktılar.
Hayvancılığımızı canlandıracağız diye vaatlerde bulunup domuzu kesimlik hayvanlar kapsamına aldılar.
Komşularla sıfır sorun sloganları vardı, komşularımızın hepsiyle boğaz boğaza geldik.
Her öğrenciye tablet bilgisayar dağıtılacak dediler halen okullarda binlerce öğretmen açığımız var.
Terörü bitireceğiz dediler, teröriste defalarca af çıkardılar. Çıkardıkları aflar yetmedi, teröristbaşını kültürlü, dindar, beyefendi ama ezilmiş, kandırılmış, sömürülmüş bir vatandaş olarak göstermek için Başbakan yardımcımız günlerce televizyonlarda ter döktü. Ter döktü diyorum çünkü, doğru olmayan bir şeyi doğruymuş gibi anlatmak yani insanları kandırmaya çalışmak kişiyi terletir.
Terörle mücadeleyi değil de müzakereyi seçen AKP hükümeti, 11 yıldan beri kendi oluşturdukları suni gündemlerle vatandaşı meşgul ederken, örgütün kanlı eylemlerini önceden tespit ederek engel olunmasını sağlamak için çalışan istihbarat birimlerimizi de görevlendirerek örgütle müzakere yolları aramışlardır. Müzakere ile meşgul olan istihbaratçılarımız teröristin başının ezilebilmesi için gereken bilgileri toplayıp operasyon birimlerine veremediği üst üste karakollarımız basıldı, şehir merkezlerindeki güvenlik görevlilerimiz kahpe pusuların hedefleri oldular. Yüzlerce masum insanımız, sivil vatandaşımız şehit oldu. Buna karşılık eli kanlı teröristler Habur sınırında kahramanlar gibi törenle karşılanıp ayaküstü kurulan seyyar mahkemece anında serbest bırakıldılar. Serbest kalan bu teröristler malum siyasi parti tarafından sirk kumpanyası gibi şehir şehir dolaştırılarak daha fazla oy toplanmasına vesile oldu.
İyi polis kötü polis esprisinde olduğu gibi aralarında görev bölümü yapmışçasına AKP'nin bir yetkilisi çıkıp idamı geri getirmekten bahsediyor, bir diğeri teröre af konusunu masaya getirmeye çalışıyormuş imajı veriyor. Biri çıkıp 'Biz İmralı'daki cani ile görüşmedik' diyor diğeri 'görüştük, gerekirse yine görüşürüz' diyor.
…Ve en sonunda kanlı katillerin başı olan İmralı canisine ev hapsini gündeme getirdiler. Böylece eşeğin aklına karpuz kabuğunu da düşürmüş oldular. Şimdi cezaevi formatından çıkıp saltanat adası havasına bürünen İmralı'ya daha rahat ulaşım sağlansın diye özellikleri yüksek, daha donanımlı deniz araçları tahsis edildi. Adı terör örgütüyle birlikte anılan siyasi partinin milletvekilleri kendi elebaşlarıyla görüşmeye gönderildi.
Önceleri İmralı ile görüşülmüş olma ihtimalini bile kabul etmeyen AKP, yavaş yavaş, alıştıra alıştıra artık katillerle pazarlık edilebileceğini Türk milletine kabul ettirdi. Ettirdi ettirmesine de Kandil'deki teröristler bizimle de görüşmeden bu müzakere olmaz diyorlar.
Şimdi AKP Hükümetine sormak lazım Kandil'e de çıkacak mısınız?
Yoksa, daha düne kadar terörist diye nitelendirdiğimiz ama şimdilerde kırmızı halı ile karşıladığımız Barzani gibi Karayılan'ı, Bayık, Hüseyin'i de Ankara'da mı göreceğiz?
Bu hükümetin vicdanına kaldıysak, Allah yardımcımız olsun.