Bir bebek doğduğu gün konuşamaz.
Ama iletişim kurabilir.
Aç olduğunu ağlayarak anlatır.
Kucağa alındığında sakinleşir.
Annesinin sesini duyduğunda ona yönelir.
Gözlerinin içine bakan yüzü ayırt eder.
Bir süre sonra gülümser.
Sesler çıkarmaya başlar.
İşaret eder.
Taklit eder.
Paylaşır.
Ve bir gün ilk kelimesini söyler.
Aslında birçok anne ve baba çocuğunun ilk kelimesini büyük bir heyecanla bekler.
"Ne zaman anne diyecek?"
"Ne zaman baba diyecek?"
"Ne zaman cümle kuracak?"
Oysa çoğu zaman gözden kaçırdığımız önemli bir gerçek vardır.
Konuşma, ilk kelimeyle başlamaz.
İlk kelimeye giden yol çok daha önce başlar.
Bir çocuğun konuşabilmesi için önce çevresiyle güvenli bir ilişki kurması gerekir.
Göz teması kurabilmesi gerekir.
Dikkatini bir başkasıyla paylaşabilmesi gerekir.
İşaret ederek istediğini gösterebilmesi gerekir.
Taklit edebilmesi gerekir.
Karşılıklı etkileşimi sürdürebilmesi gerekir.
Jest ve mimiklerini kullanabilmesi gerekir.
Sıra alabilmesi gerekir.
Oyun oynayabilmesi gerekir.
Bütün bu beceriler, konuşmanın sessiz hazırlıklarıdır.
Bir binanın sağlamlığı nasıl görünmeyen temeline bağlıysa, konuşma da çoğu zaman fark edilmeyen bu becerilerin üzerine inşa edilir.
İşte bu nedenle Dil ve Konuşma Terapistleri yalnızca çocuğun kaç kelime söylediğini değerlendirmez.
Çocuğun iletişim kurma isteğini değerlendirir.
İnsanlarla ilişki kurma biçimini değerlendirir.
Ortak dikkat becerisini değerlendirir.
Taklit becerisini değerlendirir.
Oyun becerilerini değerlendirir.
Jest ve mimik kullanımını değerlendirir.
Çünkü bazen konuşmadaki güçlüğün nedeni kelimeler değildir; kelimelere zemin hazırlayan becerilerdeki eksikliklerdir.
Meslek hayatım boyunca ailelerden en sık duyduğum cümlelerden biri şudur:
"Hocam konuşmuyor ama her dediğimizi anlıyor."
Elbette söylenenleri anlaması oldukça kıymetli bir beceridir.
Ancak iletişim yalnızca anlamaktan ibaret değildir.
Çocuğun iletişimi başlatması...
Size bir şey göstermek istemesi...
İlgi duyduğu bir nesneyi sizinle paylaşması...
Sizin yaptığınız hareketleri taklit etmesi...
Bir oyunu karşılıklı sürdürebilmesi...
İsmi söylendiğinde size yönelmesi...
Bütün bunlar iletişim gelişiminin önemli basamaklarıdır.
Bu nedenle değerlendirme yalnızca konuşulan kelimelere göre değil, iletişimin bütününe bakılarak yapılır.
Günlük yaşamda ise aileler çoğu zaman farkında olmadan iletişim fırsatlarını azaltabiliyor.
Çocuğun her ihtiyacını daha söylemeden karşılamak...
Onun yerine konuşmak...
Sürekli peş peşe sorular sorarak sohbeti bir sınava dönüştürmek...
Gün boyu açık kalan televizyon ya da telefon ekranlarının iletişimin önüne geçmesine izin vermek...
Bunların hiçbiri kötü niyetle yapılmaz.
Her anne baba çocuğu için en iyisini ister.
Ancak çocuklar dili sürekli soru cevaplayarak değil, karşılıklı etkileşim yaşayarak öğrenir.
Birlikte oyun oynamak...
Resimli kitapları birlikte incelemek...
Yolda yürürken gördükleri hakkında sohbet etmek...
Yemek hazırlarken yapılan işleri anlatmak...
Çocuğun ilgisini takip ederek onun başlattığı iletişime karşılık vermek...
İşte dil gelişimini destekleyen en doğal ortamlar bunlardır.
Burada önemli olan saatlerce etkinlik yapmak değildir.
Önemli olan kurulan iletişimin niteliğidir.
Bazen on dakikalık nitelikli bir etkileşim, saatlerce aynı ortamda bulunmaktan çok daha değerlidir.
İletişim becerilerindeki farklılıklar ise yalnızca "geç konuşma" olarak değerlendirilmemelidir.
Eğer çocuğunuz göz teması kurmakta zorlanıyor...
Ortak dikkati sürdürmekte güçlük yaşıyor...
İletişimi kendiliğinden başlatmıyor...
İşaret etme, taklit etme veya karşılıklı oyun becerilerinde yaşıtlarına göre belirgin farklılık gösteriyorsa...
Konuşma gelişimiyle ilgili sizi düşündüren durumlar varsa...
Bir Dil ve Konuşma Terapisti tarafından değerlendirilmesi önemlidir.
Çünkü erken değerlendirme yalnızca bir tanı koymak için yapılmaz.
Çocuğun güçlü yönlerini belirlemek...
Desteklenmesi gereken becerileri ortaya koymak...
Aileye bilimsel temellere dayanan doğru yönlendirmeleri sunmak...
Ve çocuğun gelişimini bütüncül olarak değerlendirmek için yapılır.
Unutmamalıyız ki her çocuk kendine özgü bir gelişim yolculuğuna sahiptir.
Amacımız çocukları birbirleriyle kıyaslamak değildir.
Amacımız onların gelişimini bilimsel ölçütlerle değerlendirmek ve ihtiyaç duyduklarında doğru desteği doğru zamanda sunabilmektir.
Anne babalar çoğu zaman çocuklarının ilk kelimesini unutmaz.
Oysa ilk kelimeden önce gelişen onlarca beceri vardır.
Bir bakış...
Bir gülümseme...
Bir işaret...
Paylaşılan bir dikkat...
Kurulan güvenli bir ilişki...
Bunların her biri konuşmanın görünmeyen temelidir.
Çünkü çocuklar önce güvende hisseder.
Sonra iletişim kurar.
Ve en sonunda konuşurlar.
İşte bu yüzden...
Kelimelerden önce sevgi konuşur.
Mehmet Bilal Güneş
Dil ve Konuşma Terapisti