1 Ocak 2014 tarihi itibariyle seçim sathı mahaline girilmiş oldu. Siyasi partilerin 4 yıl boyunca bekledikleri seçim günü yaklaştıkça oy oranlarını arttırma umuduyla yeni propaganda şekilleri belirlemeye, yeni vaatlerde bulunmaya başlıyorlar. Tabi bunu yaparken ilkeli, dürüst ve ahlaklı siyaset yapan partilerin vaatlerinde partisinin menfaatlerinden önce ülkesinin ve milletinin menfaatlerini düşündüklerini görmekteyiz. Ama bütün amacı günü kurtarmak olan, önümüzdeki seçimlere endeksli politikalarla omurgasızlığını ortaya koyan siyasi partiler de sadece gözlerini bürüyen hırs ile milli ve manevi menfaatleri bir tarafa bırakarak, partisini daha doğrusu genel başkanını kurtarmanın mücadelesi içine giriyorlar.
17 Aralık 2013, bakınız bu tarih uzun müddet hafızalardan silinmeyecek… AKP'nin gündemi değiştirmeye yönelik çalışmaları, suçu başkalarına atma çabaları, zanlıları masum gösterme gayretlerine rağmen milletimiz yatak odasında para sayma makinesi bulundurma fantezisinin sahiplerini de, milyon dolarları ayakkabı kutusuna doldurarak evinde saklayanları da unutmayacaktır. Çalınan minare o kadar büyük ki, bulunan kılıflar bu minareyi saklamaya yetmeyecektir. Bu işe kıyısından köşesinden bulaşmış kim varsa er ya da geç yüce adaletin huzuruna çıkacak ve hak ettiği cezayı alacaktır.
Yandaş medyanın yardımı ve zaman içinde ele geçirilen Sivil Toplum Kuruluşlarının desteği ile karşılaştıkları her olayı kendi lehlerine çevirme konusunda uzmanlaşan AKP, 17 Aralık 2013 vakası sonrası, olayın zanlıları tutuklanıp cezaevine gönderildikleri halde, yüzlerce polisin görev yerini değiştirdi, HSYK'yı suçladı, Savcıyı davadan aldı, komplo kurulmuş dedi, iftira ediyorlar dedi, her şeyi dedi ama bir türlü rüşvet alan, rüşvet veren, kamu malını çalan kim varsa ortaya çıkarılacak diyemedi, bunun yerine bir gecede gereken kanuni düzenlemeleri yapmış ve bundan sonra kolluk kuvvetlerine zanlıları teknik ya da fiziki takibe almadan üstlerine bilgi verme zorunluluğu getirdi.
Hani AKP'nin hep dediği gibi, 80 yıllık cumhuriyet tarihinde yapılmayanı yapmış, yeni bir ilke imza atarak bakan çocuklarını cezaevine göndermiş, çocuklar mahkeme tarafından cezaevine gönderildiği halde yine de suçluluklarını kabul etmemiş, polis tarafından 'eski kurtlar vadisi' tarzında bir operasyonla suç delilleri toplanmış ve mahkemece cezaevine gönderilmiş zanlıları'AK'lamaya kalkmışlardır. Tabi ülkemizde gündem çok hızlı bir şekilde değiştiğinden dolayı, bu hadise artık bayatlamış, unutulmaya yüz tutmuştur. Aslı astarı olmayan, sağlam delillere dayandırılmayan, hatta şimdilerde komplo, kumpas olduğu neredeyse kabul edilen Ergenekon ve balyoz davalarında aylarca manşetten haber geçen gazetecileri 17 Aralık operasyonunun ört pas edilmesine katkıda bulundukları için kınamamak elde değil…
Hatay'da ihbar üzerine jandarmanın durdurduğu tırın içindeki malzemelerin devlet sırrı olduğu gerekçesiyle aranmasına izin verilmiyor. Tırın aranmasına engel olanlar MİT görevlileri, aynı 17 Aralık vakasındaki gibi devletimizin kolluk kuvvetlerinin birbirlerine üstünlük sağlama çabası bir kez daha su yüzüne çıkıyor. Genel Kurmayın kozmik odası yani devletin namusunun muhafaza edildiği oda aranırken zafer naraları atan zevatlar söz konusu Suriye'ye giden tırın aranması olduğunda malzemeler devlet sırrıdır diyebilme yüzsüzlüğünü gösteriyorlar. Ardından çiçeği burnunda İçişleri Bakanımız açıklama yapıyor, 'Herkes haddini bilecek, O tır Suriye Türkmenlerine yardım malzemesi götürüyordu.' … Ala… ala… ama sanki AKP hükümetinin bölücülere karşı verdiği primlerden dolayı kırgın olan Anadolu insanının gönlünü okşamak üzere yapılmış açıklama gibi, her neyse yukarıda da dedik ya, bunlar bütün olumsuzlukları kendi lehlerine çevirmekte 'USTA'lar. Fakat o da ne; Suriye Türkmen Meclisi Başkan Yardımcıları Abdurrahman Mustafa ve Hüseyin El Abdullah ayrı ayrı açıklama yaparak Ankara'dan bize yardım gelmedi, gelmiyor dediler. Suriye'de rehin tutulan Milliyet Gazetesi Foto Muhabiri Bünyamin AYGÜN, Tır olayından birkaç gün sonra serbest bırakılınca 'acaba o tır, Aygün'ün fidyesi miydi?' diye düşündüm ama hemen ardından yok, yok koca devlet fidye ödemez dedim kendi kendime…
Bu arada, eli kanlı terör örgütü PKK'nın propagandası yaptıkları, örgüte eleman kazandırdıkları veya yardım yataklık yaptıkları gerekçesiyle 3 yıldır cezaevinde tutulan milletvekillerinin bir anda masum olduklarını anlayan mahkeme, devleti bu vekillere 3'er bin lira manevi tazminat ödemeye mahkum ederek adeta başvurunuzu yapın sizi salıverelim diye davetiye çıkardı. PKK bağlantıları dolayısıyla yargılanan milletvekillerinin serbest kalması sonrasında Şanlıurfa'da resmen isyan provaları yapılmış, devletin aleyhine, terör örgütü elebaşının lehine olacak her türlü sloganlar atılmıştır. O utanç gecesi sonrası devleti hiçe sayanlardan kaç kişi göz altına alınmıştır, kaç kişi tutuklanmıştır. Gözaltı ve tutuklama yoksa bunun sebebi nedir? Her zaman yazıyorum; 'terörist, teröristtir, dağda yahut şehirde olması fark etmez' teröriste karşı tolerans gösteren de kim olursa olsun, terör örgütüne yardım ve yataklık etmiş sayılmalıdır.
Örgüt ile bağlantıları olduğu gerekçesi ile cezaevinde tutulan milletvekillerinin serbest bırakılması dolayısıyla toplumdan tepki göreceğini hesap eden AKP yönetimi, tutuklu bulunan askerlerin yeniden yargılanabileceği konusunu tartışmaya açarak, hızlı bir şekilde gündemi değiştirmeye yönelik bir hamle daha yaptı. Şimdi akıllarda yeni bir soru işareti belirdi, askerlerin yeniden yargılanması için gereken kanuni ve hukuki düzenleme yapılınca, bu düzenleme İmralı'daki teröristbaşını da kapsayacak mı?
Velhasıl kelam ortada bir sahne var, yaklaşan bir seçim var, sahnedeki oyuncular, seyircilerden daha fazla alkış/oy alabilmek uğruna her rolü oynamaya hazır!