Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy, 'Çanakkale' isimli şiirinde kahraman Türk askeri için 'Bedr'in arslanları ancak bu kadar şanlı idi' demiştir. Buradaki kıyas Mehmetçik ile ashabın makam açısından karşılaştırılması değildir.
Bedir savaşında Müslümanlar yenilseydi, Medine düşecek ve İslamiyet henüz yayılmadan müşrikler tarafından yok edilecekti. Dünyadaki bütün İslam düşmanlarından müteşekkil haçlı ordusuna karşı Çanakkale'de yapılan destansı savunma olmasaydı da, haçlılar Anadolu'ya inebilselerdi, Anadolu üzerinden yine kutsal topraklara yani Mekke ve Medine'ye inerek İslamı boğmaya yok etmeye çalışacaklardı. Yani merhum Mehmet Akif'in benzetmesi stratejik açıdan yapılmıştır.
Komünizmin SSCB üzerinden hızla doğu Avrupa'ya yayıldığı ve Anadolu üzerinden de İslamın kalbine doğru yayılmaya çalışıldığı bir dönemde, 'yürek yerine yanardağ taşıyan ülkücüler' komünizmin karşısında çelikten bir set oluşturdular. 1960'lı yılların başından itibaren özellikle üniversitelerde yuvalanan komünistler, daha sonraları üniversite dışındaki yaşam alanlarında da örgütlenmeye ve terör eylemlerine başladılar.
İşte bu dönemde, ülkücü hareketin mimarı Cennet Mekan Başbuğ Alparslan Türkeş'in fikirleriyle yetişen ülkücüler gözlerini dahi kırpmadan canlarını vermişlerdir. Şimdi birileri çıkıp, 'sağ-sol çatışması' veya 'kardeşi kardeşe vurdurdular' ya da 'bizleri kullandılar' gibi zırvaları ortaya atsalar da, gerçek olan bir tek şey var ki; 'ülkücüler, komünizmin ülkemizi ele geçirmesini engelleyerek bu asil milletin namusunu kurtarmışlardır'
Bakınız, o dönem komünizmin pençesine düşen ve 1990'larda SSCB dağıldıktan sonra yeniden bağımsızlıklarını ilan ederek demir perdeyi söküp atan ülkelerin kadınları geçimlerini temin edebilmek için bütün dünyayı dolaşarak bedenlerini satıyorlar. İşte ülkücü hareketin şanlı mücadelesi sayesinde milletimizin kadınları birer iffet abidesi olarak kalmaya devam edebilmişlerdir.
Her yaştan, her meslekten, her ilden, ilçeden hatta köyden toplam 5 bin ülkücü komünizme geçit vermemek için, büyük bir iman ve azimle şehadet şerbetini içerek, 'bir gül bahçesine girercesine' Hakk'ın huzuruna çıkmışlardır.
Hak ile batıl arasındaki bu savaşın Urfa cephesinde, 1977-1980 arası 40 civarında ülkücü şehit olmuş, onlarcası işkencelere uğramamak için yurtdışına kaçmış, bir kısmı sakat kalmış, bir kısmı da 12 Eylül zindanlarında çile doldurmuştur.
İki yıl süren hummalı bir çalışmadan sonra, Türkiye'nin yedi bölgesinden topladığımız bilgi ve belgelerin ışığında hazırlayarak, 1999 yılında yayınlamaya muvaffak olduğumuz AHDE VEFA adlı kitapta anlattığımız, Şanlıurfalı 33 ülkücü şehitten İsa ABACI'nın oğulları bizimle irtibat kurarak babaları ve bütün ülkücü şehitler için bir anma programı ve Mevlüdi Şerif okutmak istediklerini belirtmişlerdir.
Bütün hazırlıkları şehidimizin ailesi (oğulları) tarafından yapılan bu programa bizde elimizin, dilimizin, gücümüzün, yüreğimizin yettiği ölçüde yardımcı olmaya çalıştık. 9 Aralık 2010 perşembe akşamı saat: 19:00'da Şehitlik Çamlık Aile Çay Bahçesinde bin kişilik bir organize ile hazırlanan programın davetiyelerinin bir kısmı bizim gözetimimizde dağıtılırken, unuttuğumuz veya ulaşamadığımız, ülküdaşlarımızın olması ihtimaline karşılık bu konuyu köşemize taşıdık… Şanlıurfa'daki ülkücü şehitlerin arkadaşları, ülkücü kuruluşların geçmişteki idarecileri ve gönlündeki ülkü ateşi henüz küllenmemiş olan bütün dava arkadaşlarımızla 9 Aralık 2010 akşamı kucaklaşmayı diliyorum…