İmam Hüseyin Savaş

İmam Hüseyin Savaş

Tasarruf mu? Savurganlık mı?

26 Ekim 2017 - 17:19

                Ülkemizin başındaki dertlere yeni dertler eklendiği ve sıkıntılı günler geçirdiğimiz her Türk evladının malumudur ve bu sebeple haklı olarak hükümet bir takım ekonomik tedbirler almayı uygun gördüğünden dolayı Geçtiğimiz hafta sonu Başbakan tasarruf tedbirlerini açıkladı;

                “Önümüzdeki dönemde kamuya yeni araç alımı yapılmayacak…”

                Pek tabi bu açıklamayı taktirle karşıladık ama…

                Evet “ama”sı var işte…

                Tabiki siyasetçi değiliz, ekonomist hiç değiliz fakat bu ülkede yaşayan duyarlı bir Türk evladı olarak şöyle çevremize bir bakmamız savurganlığın boyutlarından Başbakanın haberdar olmadığını görmemiz için yeterlidir dedik ve belki sesimizi duyan olur düşüncesiyle bu satırları yazdık;

                Kamu hizmetlerinde kullanılmak üzere tahsis edilen onbinlerce resmi plakalı araç kurumların garajlarında beklerken, bu rakamın en az beş-altı katı araç kiralanmıştır. Kiralanan bu araçların tamamı gerekli midir? Bu kiralama için ne kadar ücret ödenmektedir?

                Resmi kurumlar ekonomik ömrünü dolduran 40-50 yıllık hizmet binalarını yıkıp yenisini yaptıramadıklarından dolayı çok daha fazla bedeller ödeyerek tadilat ve bakım ihaleleri yapmaktadır. Ülke genelinde bina bakım onarımları için harcanan meblağ ne kadardır? Kanunlarda gerekli düzenleme yapılarak eski hizmet binalarının yıkılıp yenilerinin yapılması kolay hale getirilmelidir.

                Taşeron işçi çalıştıran devlet Kurumlarının sırtından servetine servet ekleyen müteahhitlere de değinmek lazım… Hizmet alımı için devletin kasasından çıkan para miktarı ne kadardır? Bu miktarın ne kadarı alın teri döken işçinin cebine ne kadarı müteahhitin kasasına girmektedir? Taşeron işçilerin farklı bir statüde direkt çalıştırılması yani müteahhitin aradan çıkarılması devleti büyük oranda kârâ geçirecektir.

                Bir diğer konuda eğitim, seminer vb toplantılar için diğer illere gönderilen memurlardır. Ülke genelinde ortalama 3 milyon 500 bin kamu çalışanı olduğunu biliyoruz. Bunların önemli bir kısmı genellikle 5 yıldızlı sahil veya kaplıca otellerinde günlerce süren seminerlere, eğitimlere katılmaktadırlar. Bu eğitimler için çok büyük paralar turizmcilerin kasasına akmaktadır. Halbuki içinde bulunduğumuz bu teknoloji çağında hatiplerin konuşmaları kameraya alınarak ilgili kurumların internet sitelerine konulsa, muhatapları bir kez değil, defalarca dinleme imkanına sahip olacaklardır. Üstelik bu iş için devletin kasasından bir kuruş bile çıkmayacaktır. Herkes işyerinde, evinde bilgisayarından hatta cep telefonundan izleyip aydınlanacaktır.

                …Ve Belediyeler… Belediyelerin düzenledikleri festivallerde bir takım sanatçılara ödenen paralar dudak uçuklatacak cinstendir. Bu festivaller ve tanıtım günleri belli kriterlere bağlanarak harcamalarına sınırlandırma getirilmelidir. Belediye otobüs şoförlerine asgari ücretin üçte biri oranında sabit maaş verilmeli ancak aldığı yolcu başına prim ödenmelidir. Böylece bir taraftan yolcu doluluk oranı ve memnuniyeti artarken diğer taraftan belediyenin bu kalemdeki geliri birkaç kat artacaktır. Olur olmaz her konuda belediyelerin reklam panolarına (billboard) çıkmalarına engel olunmalıdır. Belediyelerin bu reklam panoları için ödediği ücret asgariye çekilmelidir. Belediyeler reklamda değil hizmette yarışmalıdır. Belediyelerin sosyal yardımlaşma birimleri didik didik edilerek incelenmeli, varsa tüyü bitmemiş masumların hakkını yiyenler en ağır şekilde cezalandırılmalıdır.

                Kırsaldaki kamu lojmanları mutlaka gereklidir ve ücretsiz olarak tahsis edilmelidir. Ama şehir merkezlerindeki lojmanlar ya tamamen kaldırılmalı ya da bulunduğu bölgedeki şahıs mülkiyetindeki evlerin kira bedeli kadar kira alınmalıdır. Komik bedellerle memuriyet hayatı boyunca 25-30 yıl süreyle lojmanda oturanlar derhal tahliye ettirilmelidir.

                Çok düşünmeden, detaylı bir araştırma yapmadan sadece şöyle bir çevremize bakarak görebildiklerimiz bunlardır. İnanıyorum ki, devlet büyüklerimizin bu konu üzerinde ciddiyetle durmaları halinde daha birçok israfın önüne geçilecektir. Savurganlık bitecektir.

                Eeee… neticede “Yiyiniz, içiniz israf etmeyiniz” diyen bir dinin mensuplarıyız. Kendi helal kazancından yiyip, içen, fakir fukarayı gözeten aynı zamanda da devlet malına “Beytül mal” gözüyle bakanlara selam olsun.

YORUMLAR

  • 0 Yorum