İmam Hüseyin Savaş

İmam Hüseyin Savaş

Ülkücüler ve Referandum

13 Mart 2017 - 09:50

Bizim ülkücülüğümüz;“Gönlüm katıdır benim, dilim acıdır. Sahte alimler Kuran okumaz, malım yok ben canımı harcarım. Haktan korkarım ben ateşe düşmeden pişmişim Hakk yolunda.” diyen Hoca Ahmet Yesevi’nin davasıdır.

 

Bizim ülkücülüğümüz; “Milliyetçilik sözü Türkiye’de müspet bir değer taşıdığından diğer fikir akımları da zaman zaman milliyetçiliğe sarılmaktadırlar” diyen Erol Güngör’ün davasıdır.

 

Bizim ülkücülüğümüz; Site Öğrenci Yurdunda iftarını açtıktan sonra, İslami değerlere küfreden komünistlerin karşısına tek başına dikildiği için vurularak ülkücü şehitler kervanına yolbaşçı olan Ruhi Kılıçkıran’ın davasıdır.

 

Bizim ülkücülüğümüz; “Ülkü, ilim ve hakikat siyasetin oyuncağı olamaz!” diyen Nihal Atsız’ın davasıdır.

 

Bizim ülkücülüğümüz; Bisiklet pompasıyla ciğerlerine hava basılarak iç organları parçalandıktan sonra 3. kattan aşağı atılan Dursun Önkuzu’nun davasıdır.

 

Bizim ülkücülüğümüz; “Türk devletini yıkmak ve Türk milletini parçalamak isteyen bölücüler yalnız Türklüğe değil, İslâm'a da ihanet etmektedirler.” diyen Seyit Ahmet Arvasi’nin davasıdır.

 

Bizim ülkücülüğümüz; Gençliğini, malını, mülkünü, hayallerini harcadığı bu yolda en son babası Mustafa ile birlikte canını veren Mehmet Yaşar Mağat’ın davasıdır.

 

Bizim ülkücülüğümüz; Gümrüklerden rüşveti, talanı, kaçakçılığı, ahlaksızlığı kaldırmanın bedelini hayatıyla ödeyen Gün Sazak’ın davasıdır.

 

Bizim ülkücülüğümüz; Öğrencilerinin gözü önünde kurşunlanan şehit öğretmen Fehmi Kasanoğlu’nun davasıdır.

 

Bizim ülkücülüğümüz; “İç Türklere rağmen Milliyetçi, dış Türklere rağmen Turancı, Müslümanlara rağmen Müslüman olabilen insan ülkücüdür!” diyen Galip Erdem’in davasıdır.

 

Bizim ülkücülüğümüz; Bölücü komünistler tarafından çok ağır işkencelerden geçirildikten sonra katledilen Sinan Koca, Salih Uluğ, Bahri Bilgin, Ömer Bayraktar ve Cevat Koca’nın davasıdır.

 

Bizim ülkücülüğümüz; Tanrı misafiridir diyerek evine alıp, yemek yedirdiği hainlerin silahından çıkan mermilerle şehadete kavuşan Haydar ve Hüseyin Süzen’in davasıdır.

 

Bizim ülkücülüğümüz; “Ülkücülerin kanaatleri sağlam, imanları bütün, fikirleri berraktır. Serttirler ama odun gibi değil; elmas gibi pırıl pırıl.” diyen Dündar Taşer’in davasıdır.

 

Bizim ülkücülüğümüz; Düştükleri pusuda babasının kucağında, bölücü katillerin kurşunlarının hedefi olan küçük şehidimiz Deniz Bayık’ın davasıdır.

 

Bizim ülkücülüğümüz; Büyük Türk milleti için yaptıkları bunca hizmetten sonra şuursuz, inançsız, çapsız işkencecilerin “Kimsiniz ulan, size mi kaldı vatanı kurtarmak?” sözüne muhatap olan çilekeşlerin davasıdır.

 

Bizim ülkücülüğümüz; “O’nun yolunda, O’nun erkanında ocak yakmış, ocağında aş pişirip dağıtmış, ocağın ateşini bu toprakları vatanlaştırmak için tutuşturup yaymış gönül adamlarını anlatacağız”diyen Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun davasıdır.

 

Bizim ülkücülüğümüz; Vatan sevmek fiili yüzünden suçlu bulunduktan sonra idam sehpasına çıkarken,“Mustafalar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar, kellemi verdiğim bu yolun zaferi yakındır”satırlarını yazan Mustafa Pehlivanoğlu’nun davasıdır.

 

            Bizim ülkücülüğümüz; Cennet Mekan Başbuğ Alparslan Türkeş’in “Çoğu zaman rüyama girerler. Sanki geçit resmi yapar gibi gözlerimin önünden geçerler. Oruç Reis ile kolkola yürür Yusuf İmamoğlu, Dursun Önkuzu, Süleyman Özmen, Erdem Arabacı, Ercüment Yahnici ve Gün Sazak gibi Şehitler… Uykularım kaçar, kalkar Cenab-ı Hakk’a sığınır, ruhları için dualar okurum… Ercüment’im gelir aklıma mezar bile dar gelmişti yavruma mezara sığmamıştı. Onların ruhları bizim varlığımızın teminatıdır. Allah (c.c) hepsinden razı olsun, mekânları Cennet Olsun.”sözleriyle anlattığı binlerce ülkücü şehidin davasıdır.

 

            Uğruna herşeyden vazgeçilen böylesine kutlu bir davanın neferleri bugün ne haldedir. Şöyle bir bakalım; yaklaşık iki yıldan beri bir kurultay yaygarası kopuyor. MHP’de genel başkan değişikliği isteyenler ve istemeyenler ikiye ayrılmış durumda, ne mevcut yönetim kurultaya gidiyor, ne de adaylar normal tarihi beklemeye yanaşıyor. Yukarıdakilerin bu tutumları yüzünden aşağıda ortam gerildikçe geriliyor. Harekete önemli katkılar sağlamış teşkilatlar görevden alınıyor.

 

Biz daha bu kurultay olayını gündemimizden düşürememişken şimdi birde referandum çıktı. Zaten gergin olan camiamız “EVET-HAYIR” yüzünden daha da gerilmiş ve artık kopma noktasına gelmiştir.

 

Düne kadar birbirleri için mermilere siper olan ülkücüler kendi aralarında tartışmaya başlamış hatta bazı yerlerde fiziki müdahalede bulunanlar bile olmuştur.

 

Şehitlerimizin kemiklerini sızlatan, gazilerimizin başlarını önlerine eğdiren bu hadiseler genç ülkücülerin çok zor duruma düşmelerine sebep olmuştur.

 

“Ülkücü, ülkücünün öz kardeşidir” diyen Cennet Mekan Başbuğ Alparslan Türkeş’in evlatlarını bu duruma düşürmeye kimsenin hakkı yoktur. Ülkücü hareketin dile düşmesine, kahvehanelerde oyun masalarına sohbet konusu olmasına sebep olma hakkını hiç kimse kendinde göremez. Çünkü kimsenin ne mevkisi, ne makamı, ne de adı sanı, ülküdaşlık hukukundan üstün değildir. Ülkücü için ülküdaşlık kavramı her şeyin üstündedir.

 

BOP’un bölgemizde adım adım uygulanmaya başlandığı, Türk dünyasının paramparça olduğu, İslam aleminin kan ağladığı, bütün mazlumların ülkücülere ihtiyaç duyduğu böyle bir zamanda ülkücü hareketin bir olması, iri olması, diri olması elzemdir. Aksi halde bu vebalin yükünü hiçbir vicdan kaldıramaz!

 

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • MUSTAFA ÇİFTÇİOĞLU.
    6 ay önce
    Allah razı olsun.Şehitlerimizin ruhları şad mekanları cennettir.Inşallah.Bizleri bu hale getirenlerin Allah rızası için titreyip kendilerine gelmeleri ümidiyle.Ne mutlu ülkücü ka***lara.